Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar

MANÎFESTOYA KOMUNÎST
Karl Marks û Friedrich Engels, werger: Samî Tan, Yordam Kitap , sîyaset, 61 rûpel

Yordam Kitap bir ilki gerçekleştirerek, Karl Marx ve Friedrich Engels’in ölümsüz eseri ‘Komünist Manifesto’yu Kürtçeye kazandırdı. 1848’de yazılan sosyalizmin bu temel yapıtı, sosyalist dünya görüşünün kısa, çarpıcı ve özlü bir anlatımını içeriyor. Manifestonun ünlü son sözü olan “Dünyanın bütün işçileri, birleşin!” cümlesi, “Karkerên hemû welatan, bibin yek!” şeklinde Kürtçeye çevrilmiş. Yayınevi çeviriyi, doğru bir tespitle, “Yasaklı ideoloji ile yasaklı dilin kucaklaşması” olarak tanıtıyor. Yordam Kitap’ın, Karl Marx’ın ünlü eseri ‘Kapital’in çizgiromana uyarlanmış halini içeren ‘Kapital Manga’yı da Kürtçeye çevirdiğini belirtelim.

ENVER PAŞA NASIL ÖLDÜRÜLDÜ?
Grigoriy Sergeyeviç Agabekov, yayına hazırlayan: Hasan Babacan ve Servet Avşar, Bengi Yayınları, tarih, 206 sayfa

İttihat ve Terakki Partisi’nin önemli üç liderinden biri olan Enver Paşa, 1922 yılında Tacikistan’da, Ruslarla yapılan bir savaşta ölmüştü. İşte Grigoriy Sergeyeviç Agabekov’un elimizdeki eseri, hakkında fazla bilgi bulunmayan bu ölümün öncesini ve sonrasını detaylı bir gözle değerlendiriyor. Bolşeviklerin doğudaki gizli teşkilatları ÇEKA’nın reisi durumunda olan Agabekov burada, Enver Paşa’nın Tacikistan’a gidişini, Rus hükümeti ile ilişkilerini, aralarında anlaşmazlıkların baş göstermesini, bu durumun karşılıklı gerginlik ve ardından askeri ve siyasi bir çatışmaya dönüşüp nihayetinde Enver Paşa’nın ölümüyle sonuçlanmasını anlatıyor.

SERHOŞ
Hayri K. Yetik, İlya Yayınevi, şiir, 95 sayfa

‘Serhoş’, Hayri K. Yetik’in beşinci şiir kitabı. Deneme ve eleştiri gibi türlerde de eser veren Yetik’in, diğer adı ‘Sâkinâme’ olan bu kitabındaki şiirleri, içmeyi, içkiyi, mest olmayı, sarhoşluğu ve ehl-i keyfliği ele almalarıyla dikkat çekiyor. Kitapta yer alan ‘Ehl-i Keyf’ şiirinden bir alıntı: “hile karıştırıp rakının günahını aklama / acı kalsın varsın acıtsın dedim osman’a / suyu rafa kaldırdım işin tılsımı bu / tez elden sarhoş olalım gerçekten başka çıkış yok / ayak izlerimiz mayın biz zaten sınır ihlaliyiz / bulamazsak hayalin kapısını / mart kedisi gibi sınırda kışlayalım / bir yanımız hayal ülkesi bir yanımız yalan (...)”

ALMANYA’NIN KISA TARİHİ
Mary Fulbrook, çeviren: Sabri Gürses, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, tarih, 263 sayfa

Mary Fulbrook ‘Almanya’nın Kısa Tarihi’nde, Ortaçağ’dan başlayıp 1990’lardan sonraki döneme uzanarak Almanya tarihindeki dönüm noktalarına odaklanıyor. Alman tarihi profesörü Fulbrook, ülkenin tarihini anlatmaya, Alman tarihinin başladığı dönem olan erken Ortaçağ’la başlıyor. Kitabın devamında, 1500-1990 zaman aralığında Almanya’daki mezhepçilik çağı, mutlakiyetçilik çağı, sanayileşme çağı, demokrasi ve diktatörlük çağı ve Almanya Federal Cumhuriyeti dönemi anlatılıyor. Çalışma bu kronolojinin yanı sıra, Alman toprakları ve halkı, Alman tarihinin motifleri ve sorunları gibi konular hakkında aydınlatıcı değerlendirmeler de barındırıyor.

YENİÇAĞLAR ANADOLU’SUNDA İSLAM’IN AYAK İZLERİ
Ahmet Yaşar Ocak, Kitap Yayınevi, tarih, 314 sayfa

Ahmet Yaşar Ocak, daha önce yayınlanan ‘Ortaçağlar Anadolu’sunda İslam’ın Ayak İzleri’nde, Selçukluların dini nasıl yaşadıklarını, onu siyasete, toplumsal hayata, kültüre nasıl yansıttıklarını irdelemişti. Ocak, bu çalışmanın ikinci cildi olan elimizdeki kitabında da, buna benzer kapsamlı bir incelemeyi Osmanlı dönemi için yapıyor. Ahilik ve Şeyh Edebali, Alevilik ve Nizari İsmaililiği, fetih ve Osmanlı merkeziyetçiliği, Şeyh Muhyiddin-i Karamani, 16. yüzyılda Osmanlı Anadolu’sunda mesiyanik hareketler, Osmanlı’da din, Osmanlı-Safevi münasebetleri ve 2. Abdülhamid dönemi İslamcılığının tarihi arka planı, burada karşımıza çıkan bazı konular.

SANATTA MANEVİLİK ÜSTÜNE
Vassily Kandinsky, çeviren: Tevfik Turan, Haylaz Sanat, sanat, 144 sayfa

Modern sanatın gelişmesinde öncü rol üstlenen Vassily Kandinsky, ‘Sanatta Manevilik Üstüne’yi 44 yaşındayken yazdı. Kandinsky, bilindiği gibi koyu dindar bir sanatçıydı. Kitaptaki yazılar da, onun mistik dünyasından önemli izler taşıyor. İnsanın ruhunun, uzun süren bir materyalist dönemden sonra yeni yeni uyandığını belirten Kandinsky, gelecekte sanatçının daha incelikli duygulara yöneleceğini, ruhsal bir zorunlulukla yüce gerçeklere ulaşacağını ve böylece özgürleşeceğini savunuyor. Yayınlandığı zaman sanat dünyasında yankı uyandıran kitap, Kandinsky’nin soyut sanat ile sanatta ruhaniyet konularındaki düşüncelerini barındırmasıyla önemli.

ŞEYTAN YE DİYOR!
Kemal Özer, Hayy Kitap, sağlık, 399 sayfa

Kemal Özer ‘Şeytan Ye Diyor!’da, insanın eski zamanlardan bugüne uzanan yeme alışkanlıklarını sorguluyor ve besinlerle ilgili doğru bilinen yanlışları anlatıyor. Bu sorgulamadan, GDO’lu gıdalar, organik ve natürel olarak tanımlanan tarım yöntemleri ve hibrit ürünler de nasibini alıyor. Sağlık açısından en büyük riskin şeker tüketimi olduğunu belirten Özer, birçok hastalığın temel nedeninin şeker olduğunu söylüyor. Şekere alternatif olarak pekmezi sunan Özer, bunun yanı sıra, bal alırken dikkat edilmesi gerekenler, yoğurdun nasıl mayalanması gerektiği ve peynir veya pekmezin yapılış süreci gibi konularda da okurlarına ipuçları veriyor.

Yolu Trabzon’a düşenler

Trabzon’a Işık Tutan Anılar
Mustafa Kemal Sayıl’ın Trabzon Anıları 1900-1950
Hazırlayan: Mehmet Akif Bal
2011, 432 sayfa

Trabzon’un sosyal yaşamına ilişkin, özellikle Cumhuriyet sonrasını derinliğine gözlemlerle aktaran araştırmalara günümüzde çok gereksinim duyuyoruz. Tekil örnekler kentin yaşamına ilişkin dar perspektiflere yerleşen çalışmalardır. Bunları aşacak girişimlerin bir bölümü spor alanına özgü yapıtlardır. Örneğin bunlar ararsında Trabzon Araştırmaları Merkezi Vakfı TAMEV’in yayımladığı ‘1924 Paris Olimpiyatlarına Yolculuk’ (Rıza Kuğu), ‘Kemençemin Tellleri’ (Dr. Mustafa Duman), ‘Trabzon Fokloru’ (Tevfik Vural Ciravoğlu) sayılabilir.
Ancak, Trabzon’un 20. yüzyılın ilk yarısına ilişkin semt semt, cadde cadde, sokak sokak, dükkan dükkan envanterinin yanı sıra buralardaki canlı insan manzaralarıyla tanıklık ilk kez Mustafa Kemal Sayıl’ın anlatımıyla bir araya geliyor: ‘Trabzon’a Işık Tutan Anılar’.
Mustafa Kemal Sayıl, bir dönem Türkiye İş Bankası’nın genel müdür yardımcılığı görevini sürdürüp emekli olmuş bir Trabzon sevdalısı. 1947 yılına kadar Trabzon’da bulunmuş ve ailesine ait bir konakta büyümüş bir Cumhuriyet çocuğu. Daha ilkokul sıralarında Mustafa Kemal Atatürk’ü karşılamış bir kültür insanı.
Sayıl’ın ailesine ait bu ünlü konakta Rusya’ya giderken Vâlâ Nureddin ve Nazım Hikmet’in de bir gece kaldığını anılarından öğreniyoruz.
Trabzon’un en ünlü mekânları nerelerdir diye soranlara hep Uzunsokak, Kaleprak ve Kanita diye cevaplıyoruz. İşte Sayıl anıları da özellikle bu Trabzon’u Trabzon yapan mekânları dönemin en çarpıcı olaylarıyla birleştirip anlatıyor. Elbette bu kadarl kalmıyor. Boztepe, Sokuksu, Zafanos, Kireçhane, Kindinar, Tabakhane semtleri de canlı anlatımlara sahne oluyor. Necip Fazıl’dan, Ruşen Keleş’e; resaan Orhan Peker’den eski meclis başkanlarımızdan Necmettin Karaduman’a ve daha nicelerine uzanan ünlüler kervanı da sayfalar ararsından bize gülümsüyor.
Bu açıdan kitabı, Trabzon’a ilişkin toplumsal tarih çalışmaları yönünden önemli bir adım olarak selamlamak istiyorum.
Bu tür çalışmaların sürmesi dileğiyle…
Öner Ciravoğlu

YAZIN EĞİTİMİ İLE DİL EĞİTİMİ
Melik Bülbül, Çizgi Kitabevi, eğitim, 176 sayfa

Melik Bülbül bu kitabında, yazın eğitimiyle dil eğitiminin ortak yanlarını anlatıyor. Bülbül, yazınsal metinlerin dil eğitiminde, özellikle de yabancı dil eğitimi söz konusu olduğunda en elverişli malzemeleri barındırdıklarını belirtiyor. Yazar bunu da, kimi metin çözümlemeleri ve metinsel stratejiler yoluyla inceliyor. İki bölümden oluşan çalışmada ilkin, yazın eğitimi ile dil eğitiminin iç içeliğinden ve yazın eğitiminin dil eğitimini hazırlayan, tetikleyen işlevselliğinden söz ediliyor. Kitabın devamında da, metinlerle yürütülmüş çalışmalar eşliğinde, yazın eğitiminin dil eğitimi ile olan yakın ilişkisi belirginleştirilmeye çalışılıyor.

ATATÜRK DÖNEMİNDE DEVLETÇİLİK-LİBERALİZM TARTIŞMALARI
Temuçin Faik Ertan, Phoenix Yayınları, polemik, 128 sayfa

Temuçin Faik Ertan imzalı bu kitap, Şevket Süreyya Aydemir ve Hüseyin Cahit Yalçın arasında yaşanan, devletçilik-liberalizm eksenli polemiğe yer veriyor. Tartışmayı hararetli kılan etkenlerden biri, iki ismin de birbirine zıt düşüncelere sahip oluşuydu. Yalçın, Batı düşüncesine daha açıkken, Aydemir “emperyalist” olarak tanımladığı Batı’ya mesafeli durmuştu. Polemik, Aydemir’in Kadro dergisi ile Yalçın’ın liberal eğilimli yazılara yer veren Fikir Hareketleri dergisinde gerçekleşmişti. Ertan polemiği, dönemin tarihi ve siyasî arka planını irdelediği bir giriş yazısı ve Yalçın ile Aydemir’in karşılaştırmalı biyografileri eşliğinde veriyor.

BİZİM KÖYÜN PAPAZIDIR
Aziz Yalap, yayına hazırlayan: Antoni Yalap, İletişim Yayınları, anı, 344 sayfa

‘Bizim Köyün Papazıdır’, Türkiye’de Süryanı adı ile bilinen Asuri-Keldani halkının hikâyesi. Anıların sahibi Aziz Yalap, uzun yıllar Hakkari’nin Şırnak iline bağlı Uludere ilçesindeki bir Keldani köyünde papazlık yaptı. Buradaki anılar, Türkiye Cumhuriyeti’nin en karışık ve en tatsız dönemlerinden biri olan 1975-85 arasını kapsıyor. Bilindiği gibi bu dönemde, gayrimüslim vatandaşlar hem devlet hem de bölge Kürtleri tarafından ezildiler. İşte Aziz Yalap’ın anıları, gayrimüslim vatandaşların yaşadıklarını kayıt altına aldığı kadar, ülkenin yakın tarihine dair detaylar barındırmasıyla da önemli. Kitabın önsözü, Baskın Oran imzasını taşıyor.

UNDINE
Friedrich de la Motte Fougué, çeviren: Zehra Kurttekin, Can Yayınları, öykü, 108 sayfa

Ünlü Alman romantik yazarlardan Friedrich de la Motte Fougué ‘Undine’de, bir su perisinin aşkını anlatıyor. Undine, ölümsüzlükle ödüllendirilmiş bir peridir. Fakat bu ölümsüzlüğe rağmen, mümkün olamayacak bir aşkı hayal eder. Günün birinde, perinin karşısına hayalindeki aşk çıkar. Fakat perinin tek bir seçeneği vardır: ya aşkı, ya da ölümsüzlüğü tercih edecektir. Fougué 1812’de yazdığı bu uzun öyküsünde, Undine’nin aşk arayışını Nordik mitolojisi, Ortaçağ efsaneleri, şövalyelik ve kahramanlık gibi Romantik dönemin sevdiği konularla harmanlamış. Bilindiği gibi öykü daha önce, Safiye Erol çevirisiyle ‘Su Kızı’ adıyla yayınlanmıştı.

GOETHE VE ÇAĞI
Georg Lukács, çeviren: Ferit Burak Aydar, Sel Yayıncılık, inceleme, 299 sayfa

Georg Lukács, 20. yüzyılın en önemli felsefeci, edebiyat eleştirmeni, estetikçi ve Marksist teorisyenlerinden. Lukács’ın edebiyat incelemelerindeki yetkinliğinin en iyi örneklerinden biri olan elimizdeki eser, düşünürün 1930 ve 1940’lı yıllarda kaleme aldığı makalelerden oluşuyor. Lukács burada, Alman edebiyatının önde gelen yazarlarından Goethe’nin çalışmalarını ve onların Alman kültüründeki rolünü tartışıyor. Goethe’nin yanı sıra, Schiller, Hölderlin, Schelling ve Lessing gibi Alman yazarlarının da incelendiği kitap, Alman kültürünün ve sosyal düşüncesinin evrimleşme dinamiklerini özgün bir bakış açısıyla yorumlamasıyla dikkat çekiyor.

ARKADAŞIM MENDERES
Samet Ağaoğlu, Yapı Kredi Yayınları, anı, 163 sayfa

Samet Ağaoğlu, tanınmış bir siyasetçi olmasının yanı sıra, iyi bir edebiyatçı olarak da biliniyor. Ağaoğlu, 1946 yılında Demokrat Parti’ye katılarak siyasete atılmış ve 1950 ile 1960 arasında Manisa milletvekili olarak Meclis’te yer almıştı. Aynı dönemde, Adnan Menderes hükümetlerinde çalışma, sanayi ve devlet bakanlığı görevlerinde bulunmuş Ağaoğlu, 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından yargılanarak ömür boyu hapse mahkum edilmişti. Ağaoğlu’nun elimizdeki anıları, birebir yaşadıkları, Adnan Menderes’in kişiliği ve 1950-1960 arasına damgasını vurmuş Demokrat Parti ekseninde, bir dönemin siyasal atmosferini ayrıntılı bir bakışla betimliyor.

INFERNALIANA
Charles Nodier, çeviren: Ayten Er, Kavis Kitap, öykü, 127 sayfa

1780-1844 arasında yaşayan Fransız yazar Charles Nodier, vampir edebiyatı, fantastik masal ve karamsar roman türlerinde eser vermiş bir gotik edebiyatçı. ‘Infernaliana’ da, Nodier’nin korku anlatılarından, hurafelerden ve hayalet öykülerinden oluşuyor. Burada kanlı rahibenin, vampir Arnold-Paul’un, şeytan tarafından boğulan genç kadının, Egmont şatosunun cininin, göl kenarındaki evin, öldükten sonra dirilen bir kocanın ve kırmızı hortlağın öyküsü anlatıyor. Kitapta bu öykülerin yanı sıra, Macaristan vampirleri, fırtına çıkaran hayaletler ve hacca giden hayaletler gibi korku temalı masallar, küçük romanlar ve anekdotlar da yer alıyor.

Doğan Kitap’tan Diyarbakır fuarına özel

Bîr
Murat Özyaşar, Çeviren: Mehmet Said Aydın, Doğan Kitap, 2011, 104 sayfa, 10 TL.


Ayetên Li Can Nivîsandî
Yavuz Ekinci Çeviren: Lal Laleş, Doğan Kitap, 2011, 288 sayfa, 16 TL.

Türkiye’nin en büyük yayınevlerinden biri, Doğan Kitap iki yazarının, Yavuz Ekinci ve Murat Özyaşar’ın eserlerini Kürtçe olarak yayımladı. Yayınevi, aldığı bu kararla Türkiye edebiyatının beğenilen iki genç kalemin içinde yetiştikleri kültürün diliyle okurlarına ulaşmasını sağlıyor. Ekinci ve Özyaşarlar’ın, Türkçe’de kurdukları edebiyat dünyası, bu toprakların diğer dili olan Kürtçe’ye çevrilerek bu dili konuşan, okuyanlara da ulaşıyor. Kürtçe’nin yayın zenginliğine katılmış oluyor.
Doğan Kitap, öykücü olarak adını duyuran Yavuz Ekinci’nin ilk romanı ve en yeni kitabı olan Tene Yazılan Ayetler’i çevirdi. Murat Özyaşar’ın ise iki ödül birden, Yunus Nadi Öykü Ödülü ve Haldun Taner Öykü Ödülü alan kitabı Ayna Çarpması çevrildi. Her iki kitap da bu yılki Diyarbakır Kitap Fuarı’nda okurlarla buluşuyor.
Genç kuşağın ödüllü ve başarılı öykücülerinden Yavuz Ekinci, Ayetên Li Can Nivîsandî adıyla Kürtçe’ye çevrilen romanı Tene Yazılan Ayetler’de, hem kendi öykülerinin hem de dünya edebiyatından beslenen bir dünya kuruyor. Roman, mitolojiden ve kutsal yazılardan seçilmiş metinlerin çözgüleri arasından çektiği atkılarla, yine metinlerarası ve yeni bir örgü dokuyor. Hayatın, aşkın ve ölümün izinde, biri güneydoğumuzda süren düşük yoğunluklu savaş ve siyasi cinayetler fonunda, bir diğeri de Tufan’dan günümüze, Gılgamış’tan Siyah Kalem’e, Hızır’dan Şehrazad’a, Deli Dumrul’dan Don Kişot’a, Saramago’ya, tarih, mitoloji ve edebiyat fonunda ilerleyen arayışların bir anlatısı bu roman. Çağlar, yazarlar, kahramanlar ve metinlerarası bir anlatı: deyiş yerindeyse bir “modern epik”...
“… Ez zilamekî kal im, ê ku bav û kalê mirovên li ser rûkala dinyayê ye, parêzvanê hemû zindiyan e, bîra hafizeya cîhanê ye, ji Devê Çeman hate bidûrxistin û qewitandin û ji hêla Yezdanan ve li vê cîhanê hate jibîrkirin. Her çend ku di her efsaneyê, pirtûka pîroz û vegotinekê de, bi navekî nû bême binavkirin jî, navê min ê berra Ûtanapîştî ye…” İ.İ.


ONLAR NASIL BAŞARDI?
derleyen: Orhan Silier, Europa Nostra İstanbul Yayınları, sivil toplum çalışmaları, 176 sayfa

Avrupa Kültürel Miras Kuruluşları Federasyonu (Europa Nostra), Avrupa’nın önde gelen koruma kuruluşlarından oluşan bir uluslararası merkez. Kuruluşun, Orhan Silier ve ekibi tarafından oluşturulan Türkiye ayağı da, kültürel miras alanındaki faaliyetlerin etkinleştirilip geliştirilmesi amacıyla çalışmalar yürütmüştü. Bu çalışmalardan biri, geçen yıl İstanbul’da gerçekleştirilen ve Fransız, Hollandalı, Alman ve İngiliz STK temsilcilerinin bir araya geldiği paneller dizisiydi. İşte söz konusu paneller, Silier’in derlediği elimizdeki kitapla okurlara sunuluyor. Kitapta, farklı ülkeler bağlamında sivil toplumun yüz yılı aşkın süredir yaptığı çalışmalar, karşılaşılan zorluklar ve bunların nasıl aşıldığı anlatılıyor. Yazılar, kültürel miras, müzecilik, arşivcilik, arkeoloji ve tarih eğitimi gibi geniş bir yelpazeye yayılıyor.

KADIN ÖYKÜLERİNDE DOĞU
hazırlayan: Hande Öğüt, Sel Yayıncılık, öykü, 276 sayfa

Doğu’nun, genel olarak dini ve mistisizmi işaret ettiği söylenir. Buna ek olarak Doğu, kadının en nefessiz bırakıldığı coğrafyalardan biri olarak da bilinir. İşte Hande Öğüt’ün hazırladığı bu kitap, otuz dört kadın yazarın Doğu’yu işledikleri öykülerinden oluşuyor. Doğulu kadınların yaşadığı büyük ezilmişlik, doğal olarak buradaki öykülerden çoğunun odak noktası. İnci Aral, Erendiz Atasü, Sezer Ateş Ayvaz, Nâlân Barbarosoğlu, Oya Baydar, Gaye Boralıoğlu, Ayşe Düzkan, Müge İplikçi, Sema Kaygusuz ve Nezihe Meriç gibi kadın yazarların öykülerini bir araya getiren kitap, Doğu’yu hem içeriden hem de farklı bir kültürel iklimden gelmiş olmanın yarattığı duygularla irdeleyen öykülerden oluşuyor. Kitap, toplumun acımasızlığı altında ezilen Şehriban’ın, Gulîzer’in, Lorîn’in, Xezal’ın ve Baveşin’in hikâyesini anlatıyor.

KIYAMET GEMİSİ
Clive Cussler ve Jack du Brul, çeviren: Taner Yenidoğan, Altın Yayınları, roman, 464 sayfa

Polisiye-gerilim türünün ünlü kalemi Clive Cussler’ın Jack du Brul’la birlikte kaleme aldığı ‘Kıyamet Gemisi’nde, bir grup asker ve gizli ajanın, dünyayı ve insan ırkını tehdit eden responsivistler tarikatıyla mücadelesi hikâye ediliyor. Oregon isimli gemi, İran’a karşı gerçekleştirilen gizli bir görevi üstlenir. Asker ve gizli servis elemanlarının bulunduğu gemi, üstlendiği görevi başarıyla yerine getirip geri dönerken, denizin ortasında sürüklenen bir gemiyle karşılaşır. Geminin güvertesi ceset doludur ve yolculardan yalnızca biri hayatta kalabilmiştir. Yüzlerce cesedin bulunduğu bu gemi, responsivistler tarikatının gazabına uğramıştır. Başka işaretler daha korkutucudur. Zira tarikat, insan ırkının sonunu getirecek büyük bir eylemin peşindedir. Tehlikeyi, ancak Oregon’un yetkin mürettebatı alaşağı edebilir.

JOHN STUART MILL
Nicholas Capaldi, çeviren: İsmail Hakkı Yılmaz, İş Kültür Yayınları, biyografi, 445 sayfa

Nicholas Capaldi ‘John Stuart Mill’de, 19. yüzyılın bu en etkili İngiliz filozofunun yetkin bir biyografisini kaleme getiriyor. Bilindiği gibi Mill, metafizik, epistemoloji, ahlak, sosyal felsefe, siyaset felsefesi, din felsefesi ve eğitim felsefesinin de dahil olduğu başlıca felsefe alanlarının tümüne önemli katkılarda bulundu. Kitapta sırasıyla, düşünürün çocukluğu, gençliği, şirketteki çalışma deneyimi, yaşadığı psikolojik ve entelektüel bunalım, Harriet Taylor’la aşkı keşfedişi, geçiş dönemi makaleleri, dünya çapında başarıya kavuşması ve son yılları anlatılıyor. Bunun yanı sıra Mill’in aslında bir romantik olduğu, Capaldi’nin en dikkat çeken tezi. Yazar, Mill’in 1830’dan 1840’a kadarki dönemde babasından devraldığı radikal programı, romantik ve muhafazakâr bir çerçeve içinde korumaya çalıştığını savunuyor.

BEN ÖZELİM!
Hal Niedzviecki, çeviren: Sibel Erduman, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 272 sayfa

Hal Niedzviecki, kısa süre önce yayınlanan ‘Dikizleme Günlüğü’nün yazarı olarak hatırlanacaktır. Yazar bu kitabında, yeni iletişim teknolojilerinin toplumu nasıl değiştirdiğini, yeni kültürün seks, politika ve gündelik yaşam üzerindeki etkilerini incelemiş ve röntgenin, hayatın her alanında kendine ne denli güçlü bir mevki edindiğini ortaya koymuştu. Niedzviecki ‘Ben Özelim!’ adlı çalışmasında da, bireyliğin nasıl yeni bir konformizm haline geldiğini araştırıyor. Bir önceki çalışmasının devamı olarak düşünülebilecek kitap, “Ben özelim” anlayışının vardığı garip duraklara odaklanıyor. Niedzviecki, “yapabilirsin” ve “herkes bir yıldızdır” gibi günümüzdeki moda sloganların, bireyi gereğinden fazla şişirdiğini ve bizatihi yaşamın kendisinin bir gösteri performansı olarak algılanmasına neden olduğunu gösteriyor.

OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN SONU
Hüner Tuncer, Kaynak Yayınları, tarih, 208 sayfa

Hüner Tuncer ‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonu’nda, Osmanlı’nın çöküşünü 1. Dünya Savaşı ekseninde izliyor. Balkan savaşlarının sonuçlarını analiz ederek çalışmasına başlayan Tuncer, devamında, Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’na katılmasını, imparatorluk askerlerinin savaştığı cepheleri, savaş esnasında Osmanlı’nın topraklarının paylaşılmasını, Arap ayaklanmasını, Mondros Ateşkes Antlaşması’nı doğuran sonuçları, İstanbul’un işgal edilmesini, Paris Barış Konferansı’nı ve Osmanlı’nın yıkılış sürecine girmesini anlatıyor. 1. Dünya Savaşı yalnızca Osmanlı’nın değil Rus Çarlığı’nın, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun ve Alman İmparatorluğu’nun da sonunu getirmişti. Tuncer’in çalışması da, bir zamanların güçlü devletlerinden Osmanlı’nın yıkılış sürecini ayrıntılı bir bakışla ele almasıyla, konuya dair iyi bir kaynak.

LÜTFEN ANNEME İYİ BAK
Kyung-sook Shin, çeviren: Belgin Selen Haktanır Us, Doğan Kitap, roman, 231 sayfa

Kyung-sook Shin ‘Lütfen Anneme İyi Bak’da, Koreli bir aileye mensup bireylerin kaybolan annelerine dair pişmanlıkla çerçevelenmiş sevgilerini hikâye ediyor. Çocuklarını ziyaret etmek için Seul’le gelen Park So-nyo isimli kadın, tren istasyonunda kaybolur. Roman, dört anlatıcı üzerinden bu kayıp olayının aile bireyleri üzerindeki etkilerini izler. Anlatıcılar So-nyo’nun kızı, ilk oğlu, kocası ve nihayet So-nyo’nun kendisidir. İlk üç karakterin ifadelerinin merkezinde de, bir annenin ve bir eşin hiçbir karşılık beklemeyen duru sevgisine duyulan özlem ve zamanında bunun değerini bilememenin pişmanlığı yer alır. Anlatımlarda ayrıca, aile bireylerinin karanlıkta kalmış sırları da adım adım ortaya çıkar. Yoğun üslubuyla dikkat çeken roman, derin aile ilişkilerini, ifade edilememiş sevginin yarattığı yıkımı anlatıyor.

KİMİM BEN?
Tahsin Yücel, Can Yayınları, deneme, 274 sayfa

‘Kimim Ben?’, Türkiye edebiyatının önemli isimlerinden Tahsin Yücel’in yeni denemelerinden oluşuyor. Denemelerin ana konusu, Yücel’in daha önceki kitaplarından da aşina olunduğu üzere, edebiyat. Denemeler, biçim ve biçem, söylem ve yalan, roman kişileri, çeviri deneyimi, yazar ve okur, ruh çözümleme ve yazın eleştirisi, Türkçenin sorunları, post modern edebiyat, dil ve düşünce konularını işliyor. Kitapta bunun yanı sıra, Yücel’in J. K. Huysmans, Honore de Balzac, Halide Edip Adıvar, Jacques Rigaut, Erdal Öz, Rıfat Ilgaz, Fethi Naci, Sabahattin Ali ve Esat Mahmut Karakurt gibi isimlerin sanatlarına dair eleştiri yazıları da yer alıyor. Yazar, kitaba adını veren denemesinde de, kültürlerin iç içe geçtiği günümüzde, yüzde yüz tutarlı ve katışıksız bir kültür arayışına girme çabasının yanlışlıklarını anlatıyor.