Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

SAAT ON ÜÇTE, SAYIN GENERALİM
Arkadiy Vasiliev, çeviren: T. Deliorman, Kaldıraç Yayınları, roman, 632 sayfa

Arkadiy Vasiliev gerçek olaylara dayanan romanı ‘Saat On Üçte, Sayın Generalim’de, demiryolu işçisi olan Andery Martinov’un, Rusların sosyalizmi güçlendirmek amacıyla kurduğu ÇeKa örgütündeki maceralarını hikâye ediyor. Yalnızca baş karakterin adının değiştirildiği romanda, Lenin, Cerjinski, Sverdlov ve Frunze gibi dönemin gerçek isimleri okurun karşısına çıkıyor. ÇeKa’daki ilk başarısı, ölü taklidi yapan bir kaçakçıyı yakalamak olan Martinov’un maceraları 1918’den başlayarak İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzanır. Bu dönemde yaşanmış gerçek olaylar ile bu olaylarda rol almış isimlerin kurguda yer alması, romanı belgesel nitelikli kılıyor.

KİRLİLİK KAVRAMI VE ALEVİLİĞİN ASİMİLASYONU
Mevlüt Özben, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 104 sayfa

Aleviliğin, sünni İslam gerçeğinin kurumsal dışlamasına maruz kaldığı biliniyor. Mevlüt Özben de, nitelikli çalışması ‘Kirlilik Kavramı ve Aleviliğin Asimilasyonu’nda, bu dışlamanın yanı sıra, Aleviliğin “kirlilik” şeklinde tanımladığı özel bir dışlanma teması üzerinden ötekileştirildiğini ortaya koyuyor. Özben çalışmasına, kirlilik metaforunu ve kavrama dair kuramsal yaklaşımları irdeleyerek başlıyor. Kitabın devamında, tamamı üniversite öğrencisi yirmi iki Alevi öğrenciyle yapılan görüşmelere yer veriliyor. Özben ardından, Alevi toplum kesimlerine yapıştırılan “kirlilik” etiketinin toplumsal olarak nasıl üretildiğini araştırıyor.

KORSAN GÜNLÜKLERİ
Michael Crichton, çeviren: Emil Selim Bayındır, Altın Kitaplar, roman, 351 sayfa

Macera romanlarının ünlü ismi Michael Crichton ‘Korsan Günlükleri’nde, on yedinci yüzyılda birbirleriyle sömürgeler için amansız bir mücadeley girişen İngiliz kolonisi ve İspanya Krallığı’nın hikâyesini anlatıyor. Takvimler 1665’i göstermektedir ve İngilizler adına çalışmakta olan Kaptan Charles Hunter, İspanyolların elindeki El Trinidad kalyonunu ele geçirmeyi amaçlamaktadır. El Trinidad’ı yöneten, İspanya Kralı’nın en yakın adamı, eli kanlı Cazalla’dır. Hunter, bu değerli kalyonu ele geçirmek için, acımasız korsanlardan bir mürettebat oluşturur. Bu girişim, iki büyük güç arasında yaşanacak amansız bir kapışmanın nedeni olacaktır.

TAKİYÜDDİN’İN GÖZLEM ARAÇLARI
Mustafa Kaçar, M. Şinasi Acar ve Atilla Bir, İş Kültür Yayınları, inceleme, 176 sayfa

‘Takiyüddin’in Gözlem Araçları’, 1526-1585 arasında yaşamış Osmanlı astronomu Takiyüddin er-Râsid’in gözlem araçlarının teknik yorumundan ve Takiyüddin’in ‘Âlat-ı Rasadiyye li Zîc-i Şehinşâhiyye’ adlı eserinin tıpkıbasımından oluşuyor. Kitap, Osmanlı astronomisinin gelişiminin ele alındığı ve Takiyüddin’in astronomi konusundaki çalışmalarının incelendiği bir girişle açılıyor. Söz konusu kitabın günümüz Türkçesiyle metni ve yorumunun da yer aldığı çalışmada, eserin, Kandilli Rasathanesi, Bibliothèque Nationale de France, Topkapı Sarayı Müzesi ve İstanbul Üniversitesi kütüphanelerinde bulunan farklı nüshalarının tıpkıbasımları da bulunuyor.

FİKİR NASIL SATILIR?
John P. Kotter ve Lorne Whitehead, çeviren: Kıvanç Dündar, Optimist Kitap, iş dünyası, 150 sayfa

İyi fikirlere sahip olunduğu halde, bunları bir türlü uygulamaya geçirememek, iş dünyasında sıklıkla karşılaşılan sorunlardan. İki yazarlı ‘Fikir Nasıl Yaratılır?’, fikrin uygulamaya geçirilebilmesi ve böylece işlerin daha iyiye gitmesi için ne yapılabileceği konusunda önerilerde bulunuyor. İyi bir fikrin korunması için gözden kaçırılmaması gereken dört önemli adım; fikirleri besleyen bir araç olarak eleştirinin nasıl kullanılabileceği ve bir fikri dikkat çekici kılmanın ipuçları, kitaptaki konulardan bazıları. Yazarlar ayrıca, fikirlerin gelişmesini engelleyen yirmi dört itiraz modelini inceliyor ve bunlara birer birer yanıt veriyor.

DÜŞÜŞ
İsmail Mert Başat, Kırmızı Yayınları, öykü, 114 sayfa

İsmail Mert Başat’ın şu ana kadar şiir, kısa öykü ve deneme gibi türlerde yayımlanmış kitapları bulunuyor. Yazar yeni eseri ‘Düşüş’te de, kısa öykü tarzı metinleriyle okurun karşısına çıkıyor. Buradaki öykülerin bazıları birkaç cümleden, bazıları da yarım sayfadan oluşuyor. Biraz daha uzun öykülerin de yer aldığı kitap, Başat’ın şair kimliğinden de izler taşıyor. Yazar, kitaba adını veren iki sayfalık öyküsünde, başkahramanının bir karabasanla boğuşmasını tasvir ediyor. Öykü, sonu gelmez gibi görünen bir düşüş karabasanıyla boğuşan karakterin duygularına inerken, onu hem rüyanın mağduru hem de yönlendiricisi olarak konumlandırıyor.

MEHMET AKİF’İN KASTAMONU GÜNLERİ
Metin Boyacıoğlu ve Erdal Arslan, kendi yayını, inceleme, 144 sayfa

Bilindiği gibi 2011, Mehmet Akif Ersoy’un ölümünün 75. ve İstiklal Marşı’nın kabul edilişinin 90. yıldönümü olması hasebiyle Mehmet Akif Yılı olarak ilan edilmişti. Bu vesileyle kaleme alınan ‘Mehmet Akif Ersoy’un Kastamonu Günleri’, şairin Kastamonu’da bulunduğu süreci ve buradaki faaliyetlerini inceliyor. Çalışma, o dönemde Kastamonu’da yayımlanan Açıksöz gazetesi ve Kastamonu vilayet gazetesi gibi kaynaklardan da yararlanarak, Ersoy’un 1920 Ekim’inde Kastamonu’ya gidişini, buradaki Ulu Camii’de verdiği vaazı ve burada Milli Mücadele için yaptığı çalışmaları anlatıyor. Kitap, 0544 347 37 33 numaralı telefondan temin edilebilir.

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN METAFİZİK
Cahit Koytak, Timaş Yayınları, şiir, 384 sayfa

Kimilerinin İslamcı şair olarak tanımladığı Cahit Koytak, buna karşı çıkıyor. O kendini, beslenme alanları Doğu’dan Batı’ya uzanan bir şair olarak tanımlıyor ve Fuzuli, Rumi, Genceli Nizami, Rilke, Hafız, Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Necip Fazıl, Ece Ayhan, Edip Cansever ve Sezai Karakoç gibi farklı kaynaklardan beslendiğini özellikle vurguluyor. Cahit Koytak’ın mistik şiirlerini bir araya getiren elimizdeki kitabı da, okuru hakikatin özüne, varlığın ruhunu keşfe çağırıyor. Koytak, ‘Şeylerin Dili’nde şöyle diyor: “odadaki nesnelerden biri / durup dururken öyle / böcek çıtırtısını andıran / bir ses çıkarıveriyor önce, / sonra da başlıyor konuşmaya: // ‘bak insanoğlu, diyor, / kendini yiyip bitirme öyle, / insanın kendisi de dahil, / fani olan hiç kimse, hiçbir şey / bu kadar derin kazmaya gelmez, / deliniverir.’”

FUNDA’NIN MUTFAK REHBERİ
Alev Alatlı, Alfa Yayınları, yemek, 712 sayfa

Alev Alatlı’yı ünlü bir yazar olarak biliriz. Bu kitap da, kendisinin mutfakta da epeyi hünerli olduğunu ortaya koyuyor. Alatlı çalışmasında, yemek tariflerini okurlarıyla paylaşmakla yetinmiyor. Kendisinin asıl amacı, derli toplu, pratik bir mutfak rehberi ortaya koymak. Kariyer sahibi genç kadınları gözeterek kitabını tasarlayan Alatlı, zamanın yemek yapımı konusunda nasıl organize edilebileceği konusunda da bazı ipuçlarını veriyor. Alatlı’nın kitabını ilgi çekici kılan hususlardan biri ise, özel günler, bayramlar, yeni yıl kutlamaları, kandiller, Sevgililer Günü, Dünya Kadınlar Günü, Hıdrellez, Anneler Günü ve Babalar Günü gibi, belli başlı anma günlerine göre yemek menüleri barındırması. Kaliteli bir baskıyla yayımlanan kitap, klasik Türk mutfağı ve dünya mutfağından yedi yüzü aşkın yemek tarifi barındırıyor.

ÇALIŞAN ANNELER VE ÇALIŞAN ANNELERE YÖNELİK AYRIMCILIK
Hatice Şebnem Seçer, Altın Nokta Yayınevi, kadın, 270 sayfa

Çalışan annelere ilişkin özellikle Anglo-Sakson kaynaklı literatür, ağırlıklı olarak çalışan annelerin yaşadıkları rol çatışmasına, iş-aile yaşamı etkileşimine ve uzlaşımına odaklanır. Hatice Şebnem Seçer elimizdeki çalışmasında, söz konusu anlayıştan farklı olarak, çalışan kadının “anne” olmaktan dolayı iş yaşamında farklı bir muamele görmesinin temel nedenlerini ve çalışan annenin buna verdiği tepkileri irdeliyor. Seçer, çalışan annelere yönelik cinsiyet ayrımcılığı ve bu ayrımcılığa tepkiyi de, on dört akademisyen anne ile gerçekleştirdiği görüşmeler yoluyla değerlendiriyor. Annelik olgusu ve çalışan anne kavramının açıklanmasıyla başlayan kitap, kadınların annelik ve işi birlikte yürütmeye çabalarken, iktidarın bilendiği iş yaşamında ayakta kalmak için verdikleri mücadeleyi, bilimsel bir yaklaşımla irdeliyor.

KIZLAR VE BABALARI
editör: Gökhan Yavuz Demir, Alper Kanca, Paradigma Yayıncılık, kadın, 445 sayfa

Paradigma yayınları 2010 Haziranında, oğulların babalarını anlattığı bir kitap yayımlamıştı. Bu projenin devamı olan ‘Kızlar ve Babaları’ adlı elimizdeki kitap için de, rahatlıkla Türkiye ’de bir ilk denebilir. Zira burada, elli altı kadının babalarına dair yazıları yer alıyor. Burada Anjelika Akbar, Nazlı Eray, Feyza Hepçilingirler, Işıl Özgentürk, Cihan Aktaş, Suzan Samancı, Meral Akşener, Nazan Bekiroğlu, Sevin Okyay, Berrin Karakaşlı, Özge Atay Canbek ve Nevval Sevindi gibi, farklı yaşlardan, farklı mesleklerden ve tabi farklı politik duyarlılıklardan kadınların anlatımlarına yer verilmesi, çalışmayı ayrıca nitelikli kılıyor. Kızların babalarına daha düşkün olduğu ve onların, babalarını erkek çocuklara nazaran daha iyi anlattığı kabul gören görüşlerden. Bu kitap, bir anlamda bu tezi de sınavdan geçiriyor.


Soluk soluğa bir gerilim

KOMPLO
Robin Cook
Sayfa6 Yayınları
2011
414 sayfa.

Günümüzde en çok satan türlerden biri gerilim romanı… Hal böyle olunca bu türün de alt türleri oluşuyor. Medikal gerilim de bu alt türün en popülerlerinden biri. Esasen yenilerde değil, 1977 yılında yayımlanan bir romanla ilk kez bu türü görüyoruz. Kitapları tüm dünyada satış rekorları kıran Robin Cook, 1977 yılında yayımlanan ‘Koma’ adlı romanıyla bu türü tabir caizse edebiyata armağan ediyor. Cook’un kendisi de bir doktor, dolayısıyla işlediği konuları da bir uzman rahatlığıyla kaleme alıyor. Medikal bilgilerinin yanına eklediği gerilim temaları ve adrenalin yükselten, sürükleyici hikayeleri de ona çok satan unvanını rahatlıkla kazandırıyor. Robin Cook’un yine benzer bir çerçeveye sahipmiş gibi görünen ‘Komplo’su ise okuyucusuna bambaşka sürprizler de sunan, aynı anda birkaç tür arasında ustalıkla geçişler yapan bir roman.
Hikâye öncelikle ilk girişte bahsettiğimiz gibi bir medikal gerilim hikâyesiyle açılışını yapıyor. Adli tıp uzmanı Jack Stapleton, gizemli bir biçimde aniden ölen genç ve sağlıklı bir kadına otopsi yapmasının ardından, etik değerleri hiçe sayan alternatif tıp uzmanlarının dünyasına da adım atmış oluyor. Onlara gerçek anlamda savaş açan doktorun özel hayatında ise bir aile dramına tanık oluyoruz. Yeni doğan oğlunun yakalandığı bir tür ölümcül bebek kanseri karşısında meslektaşı eşiyle birlikte eli kolu bağlı, çaresiz kalakalan doktor, modern tıbbın çözemediği bu hastalığın üstesinden nasıl geleceklerini kara kara düşünüyor.
Öte yandan Mısır-Kahire’de geçen paralel bir hikâyede ise ünlü bir arkeolog olan Shawn Daughtry ile saygın bir biyolog olan eşiyle tanışıyoruz. Shawn’ın hayatının keşfi olan antik bir yazma onu ve eşini Vatikan’ın yeraltı mezarlarında temposu yüksek bir gizli araştırmaya sürüklüyor. Eğer yazmada yazılanlar doğruysa İsa’nın annesi Meryem’in kemikleri burada gömülüdür ve kemikler gerçekten de ona aitse, Meryem’in de oğluyla birlikte Cennete yükseldiğine inanan Hıristiyan dünyasında bu keşif büyük bir kaos yaşatacaktır. Keşfin gerçekliğinin tek kanıtı ise kemiklerin ülkeden çıkarılması ve ardından Shawn’ın eşi tarafından kemiklerin üstünde DNA analizi yapılmasıdır.
Robin Cook’un medikal gerilimle, arkeolojik-dini gerilimi başarıyla harmanladığı roman, ilk bakışta bir parça Dan Brown’ın romanlarını çağrıştırsa da alternatif tıp gibi güncel ve taze bir temayı da hikaye örgüsünde kullanarak, bambaşka bir perspektif yakalamayı başarıyor.