Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

KRİKOR ZOHRAB, 1915: BİR ÖLÜM YOLCULUĞU
Nesim Ovadya İzrail, Pencere Yayınları, biyografi, 520 sayfa

Siyasetçi, hukukçu ve yazar Krikor Zohrab, 24 Nisan 1915 Ermeni Tehciri’nin simge isimlerinden. Meclis-i Mebusan’da üç dönem İstanbul milletvekilliği yapmış Zohrab, Tehcir esnasında Divanı Harb’e götürülürken katledilmişti. İşte Nesim Ovadya İzrail bu kitapta, Zohrab’ın bir aydın, entelektüel, mücadeleci ve yurtsever olarak portresini çiziyor. Zohrab’ın, Hrant Dink’le benzer yönler taşıdığını söyleyen İzrail, buna örnek olarak, onun Ermeni sorununun çözümünü Osmanlı devletinin refah ve mutluluğu içinde gören bir bakışa sahip olmasını gösteriyor. Kitap , Zohrab’ın olgunlaşma dönemini, aktif siyaset dönemini ve ölüm yolculuğunu anlatıyor.

MİMARLIK VE RESİM
SANATINDA YARATICI SÜREÇ
Nafi Çil, YEM Yayın, mimari, 250 sayfa

Hem ressam hem de mimar olan Nafi Çil, ‘Mimarlık ve Resim Sanatında Yaratıcı Süreç’te, felsefi düşünce, bilim ve sanatın birikimlerinden hareketle yaratma deneyimini irdeliyor. İnsan, varolma ve yaratma süreci gibi konular üzerine düşünmüş geçmiş çağların filozoflarının, bilim insanlarının ve sanatçılarının görüşlerini inceleyerek çalışmasına başlayan Çil, buradan çağımız sanat, felsefe ve biliminin bu konulara yaklaşımlarını değerlendiriyor. Yazar bunun devamında da, felsefi düşünce, mimarlık, resim ve bilim gibi disiplinlerin insan denen varlığa ve yaratıcılık konusuna nasıl yaklaştıklarını derli toplu bir bakışla ortaya koyuyor.

ACIYLA DİRİ
A. Hicri İzgören, Avesta Yayınları, şiir, 62 sayfa

A. Hicri İzgören’in ilk baskısı 1981’de yapılan ‘Acıyla Diri’si, otuz yıl sonra yeniden yayımlandı. İzgören’in kendine özgü şiir arayışının ilk basamağını oluşturan kitap, yaralanmış ve kanlı bir coğrafyadan imgelerle bezeli. İzgören, kitaba adını veren şiirinde şöyle diyor: “Bozgun sonu beklemelerde / Gör ki zehir zemberek günler / Yaşanır diri // Sevdaya tutsak / Yeşile yasak bellemişler / Ki öyle dilsiz dillene / Ve her gün böyle / Yüklü gelir antenler / ‘İzmir’de iki kişi öldürüldü / Çorum’da bir öğretmen / Siverek’te üç kişi daha’ / Bir hüzün senfonisidir tutkun / Sen çoğaladur yürekte / Emek emek / Gün be gün eksilir / Ocakta çorba (...)”

“TA EZELDEN TAŞKINDIR...”: ANTEP
derleyen: Mehmet Nuri Gültekin, İletişim Yayınları, şehir, 657 sayfa

Mehmet Nuri Gültekin’in derlediği eldeki çalışma, Antep imgesinin izini sürüyor. Kitap, iki edebiyatçının, Orhan Kemal ve Ahmet Ümit’in anılarındaki Antep’le açılarak, şehrin 1920’lerin sonundan günümüze kadarki dönüşümünü kayıt altına alıyor. Kitabın ikinci bölümünde Antep’in dününe, üçüncü bölümde de, şehirdeki ekonomik, siyasî, kültürel ve demografik dönüşümlere odaklanılıyor. Kitabın devamında, şehirdeki kadın ve çocukların karşı karşıya bulunduğu sorunlar irdeleniyor ve çalışmanın son bölümde de, Gaziantepspor üzerinden kentteki futbol ve spor etkinlikleri, Antep’in yemek kültürü ve şehirdeki sivil toplum çalışmaları irdeleniyor.

RUH KOLEKSİYONCUSU
Tess Gerritsen, çeviren: Boğaç Erkan, Doğan Kitap, roman,
299 sayfa

Gerilim türünde kaleme aldığı romanlarıyla bilinen Tess Gerritsen ‘Ruh Koleksiyoncusu’nda, mumyalama konusundaki ustalığıyla dedektifleri ve doktorları şaşırtan bir seri katilin hikâyesini anlatıyor. Bir müzenin bodrumunda, iki bin yaşında olduğu düşünülen bir mumya bulunur. Fakat doktorlar, mumyanın ayağına saplanmış bir kurşun bulur. Bu sıra dışı olay nedeniyle yolları kesişen dedektif Jane Rizzoli ve adli tıp uzmanı Maura Isles, bilimsel dehası ve mumyalama konusundaki ustalığıyla dudak uçuklatan bir katille karşı karşıya olduklarını fark eder. İkili, zorlu düşmanları Arkeoloji Katili’nin başka cinayetler işlemesinin önüne geçmelidir.

ÇALIŞMA YAŞAMINDA ZAMAN
Hatice Şebnem Seçer, Altın Nokta Yayınları, iş dünyası, 183 sayfa

Kısa süre önce yayımlanan ‘Çalışan Anneler ve Çalışan Annelere Yönelik Ayrımcılık’ adlı kitabıyla hatırlanacak Hatice Şebnem Seçer, ‘Çalışma Hayatında Zaman’da, çalışma yaşamının esasını oluşturan zaman olgusunu çok yönlü bir bakışla irdeliyor. Kitap, zaman kavramının, niteliğinin ve zamanın tarihsel süreçte değişen anlamlarının açıklanmasıyla başlıyor. Seçer kitabının devamında, çalışma yaşamında zaman olgusunu kuramsal ve bireysel boyutlarıyla ele alıyor. Kitapta ayrıca, zaman baskısının çalışan birey üzerinde yarattığı etkiler, iş-aile yaşamında zamanın üstlendiği rol ve çalışma saatleri gibi konular, eleştirel bir gözle ele alınıyor.

KEHANET
Michelle Zink, çeviren: Hülya Tezer Yuvalı, Epsilon Yayınları, roman, 296 sayfa

Michelle Zink ‘Kehanet’te, birbirine düşman ikizler Lia ve Alice Milthorpe’un maceralarını anlatıyor. Yakın zamanda yetim kalmış olan ikizler, uzun yıllardan bugüne uzanan bir kehanette önemli roller üstlendiklerini öğrenmiştir. Kehanet, kardeşleri birbirine düşürmektedir; dolayısıyla Lia ile Alice de, bu kötücül gizemi çözmek zorundadır. İkizlerin emin oldukları tek nokta da, birbirlerine asla güvenemeyeceklerdir. Dövmeye benzer bir işaret, anne-babalarının ölümü, bir erkek çocuk ve bir kitap, söz konusu kehanete dair ikizlerin elinde bulunan ipuçlarıdır. Lia ve Alice’in bu gizemi çözmeleri, kardeşliklerinin kaderini de belirleyecektir.

O kıyıdan bu sınıra

SINIRLAR/KIYILAR
Suat Akdemir
2011
176 sayfa.

İçinizden kaç kişi 79 günde, bisikletle 5 bin 700 kilometre yol yapabilir? Kaçınız bu kadar yol yaparken üşenmeden günce tutabilir? Suat Akdemir, ‘Sınırlar / Kıyılar’ kitabıyla alışılagelmişin dışına çıkıyor. Sadece 200 adet basılan ‘Sınırlar / Kıyılar’, Akdemir’in 2002 yılında Türkiye ’nin sınırlarını ve kıyılarını gezdiği günlere ilişkin ayrıntılar, gözlemler ve anılar, ziyaret edilen bölgeler ile ilgili verilerin harmanlanmasıyla sunuluyor. Yazarın gezdiği yerlere ait fotoğraflar ve el yazısıyla yazdığı notlarla bezenmiş sayfalar sizi bir sonraki sayfayı okumaya teşvik ediyor. Dahası, sizi, siz farkında olmadan hikâyenin içine alıveriyor.
Bu bir günce dolayısıyla kendinizi birden sanki oradaymışsınız gibi hissediveriyorsunuz. Bölge insanının en yalın haliyle resmedildiği kareler sizi uzun süre fotoğrafa bakmaya sürüklüyor. “53. Gün / 4 Temmuz Perşembe: Kars’ta rüzgârlı, üşüten, kapalı havada belediyenin itfaiye aracı kahvenin önündeki küçük meydanda sağa dönerken manevrasını iki taksitte yapıyor. Minik havuzun kenarına oturmuş, gelip geçeni seyreden çöpçünün sırtında Juventus forması var. Bütün apoletlerini takınmış trafik komiseri elindeki telsizi kişiliğinin alamet-i farikası gibi taşıyor. Sözleri Paul Auster’dan alınma Teoman’ın, “Babamın öldüğü yaştayım” şarkısını Müslüm Baba kasetten çok güzel söylüyor. Orhan Veli’nin dediği gibi, sabah sabah çayın rengi çok güzel görünüyor. Öğleden sonra Kars caddelerinde, pantolonum olmadığı için her yerde olduğu gibi şortla dolaşıyordum. Adamın biri kolumdan tuttu, “Pakistanlı mısın?” dedi. “Yok, Türküm” dedim. Gözlerini devirdi. “Türk, Türk gibi giyinir. Ne bu hal?” dedi. Hiçbir şey söylemeden kolumu çektim kurtardım, yoluma devam ettim. Kadının biri de ben sokaklarda fotoğraf çekerken, “Çek, çek,” dedi. “Zaten hep kötü yerleri çekersiniz.” Orhan Pamuk, Kar romanını yazarken mi, yazmadan önce mi, artık bilemeyeceğim, burada Simer Otel’de kalmış. Otel personeli Kars’tan biraz ‘kötü’ bahsettiği için kırgın görünüyor. Ben Kar’ı hala okuyamadım. Artık bir dahaki kışa. Dünküyle aynı saatte hava yine kapkara oldu. Gök gürlemeye başladı. Ama sesi dünkü gibi kulaklarımın içinde patlamıyor, daha uzaktan, dün benim yakalandığım dağlardan geliyor. Bu kez 321 no’lu kuru odamın penceresinden apartmanları, daha yakın plandaki Aliyev Parkı’nı, parkta yalnız başına, bu yağmurda havuza giren çocuğu seyrediyor, penceremin altındaki metal çatıya düşen damlaları dinliyorum…” İpek İzci

ŞANSLI KIZLAR
Tara Hyland, çeviren: Nazan Tuncel, Altın Kitaplar, roman, 511 sayfa

Tara Hayland ‘Şanslı Kızlar’da, birbirinden kopuk üç kardeşin ilişkileri ekseninde, moda dünyasındaki kirli ilişkileri hikâye ediyor. Elizabeth, Caitlin ve Amber, William Melville’in moda imparatorluğunun varisleridir. Kardeşlerden her biri, farklı kişiliklere sahiptir: Elizabeth hırslı ve zeki; Caitlin ilkeli ve dürüst ve sonuncusu olan Amber de, kötü şöhretli erkeklere düşkün bir şımarıktır. Her kardeş, hayat karşısında yaptıkları seçimlerle farklı yollarda yürümeye başlar. Fakat günün birinde, Melville’in moda imparatorluğunun aldığı darbeler, üç kardeşin yollarının yeniden kesişmesine neden olacaktır. Bu durum, aile içindeki kirli sırların tekrar gün yüzüne çıkmasıyla sonuçlanır. Kardeşler, varisi oldukları imparatorluğu korumaya çalışırken, aynı zamanda geçmişleriyle ve birbirleriyle de hesaplaşmak zorundadır.

EUTHYPHRON: DİNDARLIK ÜZERİNE
Platon, çeviren: Güvenç Şar, Kabalcı Yayınları, felsefe, 104 sayfa

Platon’un Euthyphron’unun, Sokrates’in suçlanması, yargılanması ve ölümüyle ilgili diyalogların başında yer aldığı söylenir. Diyalog, gençleri yoldan çıkarmak ve tanrılara saygısızlık etmek savıyla mahkemeye verilen Sokrates ile cinayet işlediği için kendi babasını mahkemeye veren Euthyphron arasında geçer. Bu diyaloğu özgün kılan hususların başında, Sokrates’in dine ve dindarlığa yaklaşımının ne olduğu hakkında önemli detaylar sunması. Diyaloğun diğer tarafı olan Euthyphron ise, düşünsel olarak tümüyle Sokrates’in karşıtı olmaktan çok, Atina halkının dinle kurduğu gülünç ilişkinin temsilcisi olarak yer alır. Metin boyunca Sokrates, Euthypron’a yönelik abartılı övgülerde bulunurken, Euthyphron da saflığından ve cahilliğinden kaynaklı olarak, bir türlü bu övgülerin ardına saklanmış ironinin farkına varmaz.

KARDEŞİM AKİF
Ece Ayhan, Dipnot Yayınları, mektup, 144 sayfa

‘Kardeşim Akif’, Türkiye şiirinin önde gelen isimlerinden Ece Ayhan’ın, dönemin genç şairi Akif Kurtuluş’a 1982-1984 yılları arasında yazdığı on dokuz mektubtan ve bu mektuplara ve döneme ilişkin Akif Kurtuluş’la yapılmış bir söyleşiden oluşuyor. Her açıdan travma yaratmış 1980 darbesinden iki yıl sonra yazılmaya başlanmış mektupları özgün kılan hususlardan biri, dönemin edebiyat ortamını, toplumunu ve siyasî atmosferini anlamlandırmak konusunda belge niteliği taşıyor olmaları. Mektuplar ayrıca, Ece Ayhan’ın en yalnız ve öfkeli günlerinde kaleme alındığı için, onun travmaların üstesinden gelmeye çabalayan şiirlerini ve düşüncelerini açıklayan kılavuzlardan biri olarak kabul edilebilir. Bunun yanı sıra mektuplar, Ece Ayhan’ın ünlü kitabı ‘Çok Eski Adıyladır’ın yayımlanma sürecine dair ayrıntıları da barındırıyor.

MUTLULUK DAĞITMAK
Tony Hsieh, çeviren: İclâl Büyükdevrim Özçelik, Boyner Yayınları, iş dünyası
, 252 sayfa

‘Mutluluk Dağıtmak’, genç yaşında iş dünyasında önemli başarılara imza atan Tony Hsieh’ın deneyimlerinden oluşuyor. Hsieh, henüz yirmi dört yaşındayken kurucu ortaklarından olduğu LinkExchange şirketini Microsoft’a 265 milyon dolar karşılığında sattı. Hsieh ardından, Zappos adlı şirkete danışman ve yatırımcı olarak katıldı ve bir süre sonra da şirketin CEO’su oldu. Zappos bilindiği gibi, dünyanın ayakkabı satan en büyük e-ticaret şirketi ve şirket amazon.com tarafından 1.2 milyar dolara satın alınmıştı. Hsieh, bunların bir çırpıda yakalanmış başarılar olmadığını, aksine iş dünyasındaki başarılarının, çocukluğunda başından geçen deneyimler tarafından şekillendirildiğini belirtiyor. Hsieh kitabında, büyüme döneminde yaşadığı hikâyeleri, kâr etme tutkusunu ve başarıyı getiren vizyonunu okurlarıyla paylaşıyor.