Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

TRAGEDYANIN ÖLÜMÜ
George Steiner, çeviren: Burç İdem Dinçel, İş Kültür Yayınları, inceleme, 29 sayfa

Türkiye okurlarının yabancısı olmadığı edebiyat eleştirmeni George Steiner, ‘Tragedyanın Ölümü’ başlıklı elimizdeki incelemesinde, Batı kültürünün en güçlü kaynaklarından olan tragedyaya odaklanıyor. Trajedinin, Batı dünyası için eşsiz bir sanat formu olduğunu söyleyen Steiner, M. Ö. 5. yüzyıl Atinası’nda Aiskhylos, Sofokles ve Euripides gibi isimlerce icra edilen “yüksek tragedyanın”, tamamen eşsiz olduğuna vurgu yaparak kitabına başlıyor. Tragedyanın neden kan kaybettiğini irdeleyen yazar, Eski Yunan’dan Elizabeth dönemine, Shakespeare’e, Racine’e ve modern tiyatro yazımına uzanarak, Batı tiyatro tarihinde keyifli bir yolculuğa çıkıyor.

GİZLİ BİLİMLERİN SERÜVENİ
Zeki Tez, Hayy Kitap , kültür,
240 sayfa

Zeki Tez ‘Gizli Bilimlerin Serüveni’nde, geniş bir zaman diliminde büyü, simya, astroloji ve fal gibi, “kara sanatlar” olarak tanımlanan gizli bilimleri inceliyor. Eski uygarlıklar, İslam felsefesi ve Avrupa’da büyü ve gizli bilimler; inanç ve boşinanç; eskatolojik inançlar; eski tıpta renk simgeciliği; tıpta değerli taşların kullanımı; hayvansal manyetizma; nazar boncuğu ve dövme; hayvan ve bitkilerle ilgili tedavi amaçlı inançlar ve sayıların gizemi, Tez’in ele aldığı konulardan birkaçı. Kitap, büyü ve sihir gibi anlamsız etkinliklerin, uygarlık tarihinde ne denli önemli bir yer tuttuğunu ortaya koymasıyla dikkat çekiyor diyebiliriz.

KUŞAKTAN KUŞAĞI AKTARIM
Willy Lahaye, Jean-Pierre Pourtois ve Huguette Desmet, çeviren: Z. Canan Özatalay, İletişim Yayınları, inceleme, 341 sayfa

Émile Durkheim, her kuşağın önceki kuşağın aktardığı kültürel modellere dayanarak sosyalleşeceğini söylemişti. Düşünüre göre bu aktarımın en güçlü şekilde gerçekleştiği alan, ailedir. Elimizdeki kitap da, sosyalleşmenin aileyle sınırlı kalmadığı; okul, işyeri, spor kulübü, eş ilişkisi, arkadaş çevresi gibi başka ortamların da bireyin gelişimine katkıda bulunduğu gerçeğinden hareketle, aktarımın meydana gelme biçimlerini çok yönlü bir şekilde inceliyor. Kitap, her kuşağın, bir yandan aileden aldıklarını yeniden üretirken, öte yandan yeni düşünme ve yapma biçimleri geliştirmesini, yani aktarımdaki devamlılık ve kopuşları ortaya koyuyor.

YOL
Fuat Alican, Caretta Kitapları, bilişim, 267 sayfa

Fuat Alican, ikinci baskısı yapılan ‘Yol’da, teknolojinin bugüne değin insanlığa kattığı değerleri konu alıyor. Alican burada, bu alanda alışılageldik teknik bilgi içerikli kitaplardan farklı olarak, bilişimin insanlık için değerini öyküleştirerek okurlarına sunuyor. Yüksek teknoloji sektöründe olup bitenler, hepimizi ilgilendiriyor. Zira bilhassa son zamanlarda, söz konusu teknolojik gelişmeler, yaşam tarzımızda önemli değişikliklere yol açtı. Alican’ın eldeki kitabı, artması beklenen bu değişiklikler karşısında okurunu bilinçlendirmesi ve bunu yaparken de akıcı hikâyelerden yararlanmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor diyebiliriz.

SEVGİ
İlham Dilman, çeviren: Ertürk Demirel, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 314 sayfa

2003 yılında yaşama veda eden İlham Dilman’ın ‘Sevgi’ başlıklı elimizdeki kitabı, sevginin farklı biçimlerine, farklı veçhelerine ve bunların birbirleriyle ilişkisine odaklanıyor. Sevginin cinsellikle bağlantısı, sevginin önündeki engeller, sevginin hayal kırıklıkları, sevginin bozulup sona ermesi ve engellerle karşılaştığı zaman beraberinde getirdiği varoluş sorunları, kitabın barındırdığı bazı konular. Çalışmayı yetkin kılan hususlardan biri de, sevgi gibi kapsamı geniş ve zengin bir konuyu, Platon, Sigmund Freud, Marcel Proust, Erich Fromm, Søren Kierkegaard ve D. H. Lawrence gibi yazar ve düşünürlerin fikirleri üzerinden izlemesi.

RÜZGARIN ADI
Patrick Rothfuss, çeviren: Cihan Karamancı, İthaki Yayınları, roman, 736 sayfa

‘Rüzgarın Adı’, Patrick Rothfuss’a dünya çapında ün getiren ‘Kralkatili Günceleri’nin ilk kitabı. Bu fantastik kurgu, baş kahramanı Kvothe’nin evrenin anlamını arama çabasını ve bunu yaparken yaşadığı sıradışı olayları hikâye ediyor. Kvothe’nin anlatımlarıyla yol alan roman, insanın varoluşsal kaygılarını merkeze alsa da, hikâye amansız çatışmalarla da hareket kazanıyor. Böylece Kvothe, hayatın kendisine ne ifade ettiği üzerine düşünürken, aynı zamanda azılı düşmanlarına karşı savaşmaktan da geri durmayacaktır. Roman, hem Kvothe’nin ilginç kişiliği hem de iç içe geçmiş hikâyeler üzerinden ilerlemesiyle keyifli bir okuma vaat ediyor.

POSTANE
Charles Bukowski, çeviren: Avi Pardo, Parantez Yayınları, roman, 166 sayfa

‘Postane’, ünlü Amerikalı yazar Charles Bukowski’nin ilk romanı. Bukowski burada, kendine has ironik ve alaycı tarzıyla, hayatının önemli bir dönemini oluşturan postacılık günlerini, o dönemlerde yaşadığı zorlukları, tanımış olduğu ilginç insanları, bürokrasi denen organizmanın işleyişini ve yöneticilerle yaşadığı çatışmaları anlatıyor. Unutmadan belirtmek gerekiyor: bol bol diyalogun kullanıldığı romanda, postacılarla alıcılar arasındaki maceralar da mizahi bir üslupla okurun karşısına çıkıyor. ‘Postane’, Bukowski’nin külliyatının önemli bir durağını oluşturmasının yanı sıra, onun yazarlığının ilk dönemlerine ışık tutmasıyla da önemli.

Anıların öyküyle buluştuğu yer her zaman büyülüdür

MEMLEKET TÜRKİYE
A. Tarık Emre
Delişarmaşık Yayınları
2011
318 sayfa.

KOLEJ MEZUNU ÖĞRETMENİN KOLEJ ANILARI
A. Tarık Emre
Şensoy Basımevi
2008
166 sayfa.


Sabahattin Kudret Aksal, Anılar şiirinde “Hepimizin anısı vardır, yaşanmaz ki/Anısız, soysalar bizi giysiden soyar/Gibi anıdan ne denli çıplak kalırız/Orda, üşürüz, ola ki utanırız da/ O çıplaklığımızdan, sanki doğmamışız/Daha, yokuz, doğum öncesinden başlayıp/ Yokuz, ölümün sunacağı boşluktan da/Öte bir yerdeyiz…” der. 

Fotoğraflardan yıllık yazılarına
Anılar her insan için bu kadar önemli midir onu bilemeyiz ama anı türleri içinde okul, askerlik, hapishane anıları ayrı bir yer tutar. A.Tarık Emre de ‘Kolej Mezunu Öğretmenin Kolej Anıları’ adlı kitabıyla bizi okul anılarına götürüyor. TED Ankara Koleji mezunu olan yazar, o okuldan geçen öğrencilik ve öğretmenlik yıllarını ilginç, yer yer hüzünlü yer yer de eğlenceli yönleriyle anlatıyor. Kitabın sonunda ise, okuyucuları belge, çizim ve fotoğrafların yer aldığı sürpriz sayfalar karşılıyor. Yazarın Kolej’deki ilk karnesinden Kolej’e başladığı ilk gün çekilen fotoğrafına, yıllık yazılarından karikatürlere uzanan bu sayfalarda anılar tazeleniyor.
A. Tarık Emre, bir diğer kitabında ise hayatın içinden öyküler sunuyor. Yazar ‘Memleket Türkiye’ adlı kitabını Tekel işçilerine ithaf etmiş. Karşılaştığı kişiler, tanık olduğu olaylar ve duyduklarından hareketle, mizah tarafı ağır basan anı/öykü tarzı satırlarla sesleniyor okuyucuya. Kitapta, ‘Türk gülüşü’, ‘Vergi İsteme Benden’, ‘Moral Bozmada Ustalıklar’, ‘Canım Anadolu’dan Öğrendiklerim, Duyduklarım’, ‘Ezelden Beri Memleket Türkiye, Ağzımız Alışmış Hep Küfüre’, ‘Bu Açlık Bambaşka’, ‘Berber Muhabbetleri’, ‘Memleket Nere?’ gibi kısa öyküler yer alıyor.
İpek İzci

BAŞKALDIRAN İSLAM
Gabriel Martinez-Gros ve Lucette Valensi, çeviren: İzzet Tanju, Bağlam Yayınları, siyaset, 320 sayfa

Gabriel Martinez-Gros ve Lucette Valensi ‘Başkaldıran İslam’da, günümüz meselelerinin köklerinin geçmişte olduğunu vurgulayarak, bugünün İslam-Batı çekişmesini geniş bir zaman dilimine yayarak analiz ediyor. Yazarlara göre bu çekişme söz konusu olduğunda üç husus diğerlerinden daha çok öne çıkıyor. Bunlar Batı’daki İslam korkusu, Doğu’dan Batı’ya demografik tehdit ve radikal İslam. İlk olarak bu konulardaki yanlış düşünceleri tashih etmeye koyulan ve “medeniyetler çatışması” gibi tartışmaların yarattığı büyük sınırları sorgulayıp eleştiren yazarlar, İslamiyetin Doğu coğrafyasında karşılaştığı güncel sorunları adım adım ortaya koyuyor.

YENİ BİR HÜKÜMDAR AYNASI
Suraiya Faroqhi, çeviren: Gül Çağalı Güven, Alfa Yayınları, tarih, 325 sayfa

Osmanlı tarihi konusunda yaptığı çalışmalarla bilinen Suraiya Faroqhi ‘Yeni Bir Hükümdar Aynası’nda, Osmanlı padişahlarının kamusal imgesine, bu imgenin nasıl algılandığına odaklanıyor. 16. ve 18. yüzyılları konu edinen makalelerden oluşan kitapta, esas olarak, Osmanlı’nın tüm isyan ve savaşlara rağmen, hükümdarlığının sürekliliğini nasıl koruduğunu, yani Osmanlı hükümranlığının hangi yollarla meşrulaştırıldığını araştırıyor. Padişahların av seferleriyle edindikleri “eşsiz avcı” imgesinin ya da “dünyanın koruyucu padişahı” imgesinin komşu ülkeler, diplomasi ve ticaret üzerindeki etkileri, Faroqhi’nin kitabında irdelenen ilginç konulardan.

ASLAN
Nelson DeMille, çeviren: Esat Ören, Altın Kitaplar, roman, 464 sayfa

Nelson DeMille’in ‘Aslan’ı, yazarın daha önce ilgiyle karşılanan ‘Aslan Oyunu’ adlı romanının devamı. Kurgu, Aslan lakabıyla bilinen azılı uluslararası terörist Esat Halil ile onu yakalamaya çalışan Federal ajan John Corey ve yardımcısı FBI ajanı Kate Mayfield arasında yaşanan kovalamacayı hikâye ediyor. Esat Halil’in Amerika’yı terk ettiği bilinmesine rağmen, kısa süre içinde ülke topraklarında büyük bir katliam yaşanmıştır. Asıl korkutucu olan, Halil’in 11 Eylül’den sonra yarım bıraktığı işini tamamlamak üzere Amerika’ya yeniden dönmüş olduğu gerçeğidir. Ajanlar, daha büyük bir kıyımın önüne geçmek için Halil’i yakalamak zorundadır.

BUZ
Kazım Osman Özçakar, Bence Kitap, şiir, 107 sayfa

Kazım Osman Özçakar’ın ‘Buz’ kitabı, bu yıl ilki düzenlenen Turgut Uyar Şiir Ödülleri yarışmasında birincilik kazanmıştı. Kendisini kutluyoruz. Özçakar, üç bölüme ayırdığı kitabında, kış ve yaz mevsimlerine yayılan duyguların izini sürüyor. Kitaptaki ‘Eskimo’ şiirinden bir alıntı: “bir eskimo’ydum / parke taşlı yolda oturmuştuk / çok beyazdı hep / beyazdı // ben sana suç’u anlattım / sen çantanda bir tabanca aradın / sonra kalktın bir rüzgârla / beyaza mavi ışıklar düştü / ben çok yanıldığımızı anladım // bir eskimo’ydum / hep beyazdı / bir ateş yaktık / kıpkırmızı bir itfaiye geldi / sesi beyazı kırdı / renginde utancımızı / sakladık (...)”

UMUTSUZ ROMANTİK BİR ADAMIN GÜNLÜK ACILARI
Halil Gökhan, Dharma Yayınları, anlatı, 160 sayfa

Romanları ve yabancı yazarlardan yaptığı çevirilerle bilinen Halil Gökhan, ‘Umutsuz Romantik Bir Adamın Günlük Acıları’nda, umutsuzluğa, acılara, aşka dair görüşlerini okurlarıyla paylaşıyor. Gökhan’ın kısmen günlük, kısmen anlatı biçiminde düzenlediği kitabı, iki bölümden oluşuyor. Kitaptan bir alıntı: “Cevapların tükeniyor. / Bunu oyun sananların evine düşüyor ateş. / Çıldırmadan ölmek oyunu bu. / Yanmadan kaybolmak ya da serilmek kumların buzuluna. / Soğuk da bir yanık bırakır ya ardında. / Sığınırsın. / O şüphe senin bu yanılgı benim. / Dizlerin ağrıyor dünyanın boşluğunu taşımaktan. / Kadınlar gelir saçlarını eğirir. (...)”

SARİ İLDİZ
Ahmet Özgüneş, İnkılap Kitabevi, roman, 257 sayfa

Ahmet Özgüneş ‘Sari İldiz’da, Osmanlı’nın çöküş döneminde saraya getirilen Sarı Yıldız’ın yaşadıkları ekseninde, dönemin bir panoramasını çiziyor. 19. yüzyılın son çeyreğinde, Sultan Abdülaziz’in padişahlığında Osmanlı, borç batağına saplanmıştır. Dünyanın emperyal güçleri tarafından parçalanmaya çalışılan imparatorlukta, Mithat ve Kemal Paşalar da, Batı’dan gelen yenilikçi akımlarla muhalefet etmeye koyulmuştur. Büyük bir karmaşanın sürdüğü bu dönemde Sarı Yıldız, kendi isteği dışında Abdülaziz’in yatağına götürülmek için hazırlanmıştır. Roman, genç kadının hikâyesini, imparatorluğun çöküş dönemindeki politik gerilimlerle harmanlıyor.

AZRAİL’İN SECDE ETTİĞİ ADAM
Erdal Demirkıran, Kashna Kitap, roman, 410 sayfa

Erdal Demirkıran’ın ‘Azrail’in Secde Ettiği Adam’ı, Kur’an-ı Kerim’in roman diliyle anlatıldığı bir kitap. Demirkıran burada, dinin geleneksel yorumlarından çok hadislerden hareket ederek, Azrail ile canını teslim almaya geldiği Golgota arasında geçen diyaloglar kuruyor. Roman böylece, “Allah hiç kimseyi yoktan var etmez”, “Ateizm, henüz ilacı bulunmamış bir hastalıktır”, “Tasvir edildiği gibi bir ruh var mıdır?” ve “Kabir azabı diye bir şey var mıdır?” gibi tartışmalı sorularla Kur’an-ı Kerim’i yorumluyor. Roman, farklı okumalara açık İslamiyet’in kutsal kabul edilen kitabına, Demirkıran’ın getirdiği kişisel yorumuyla ilginç olabilir.

Top yuvarlaktır, şike köşeli

ŞİKE ŞİKE FUTBOL
Bir Şike Belgeseli
Gökçe Giresunlu
Destek Yayınları
2011, 447 Sayfa.

Türkiye futbolu belki de ilk kez ‘şike’ konusu ile bu denli derinlemesine ve yaygın bir biçimde gündemde. Son 30 yılda yoğun bir biçimde gündeme gelen şike konusu bir yanda Meclis araştırma komisyonlarında masaya yatırılırken bir yandan da Adliye koridorlarına uzandı. En son, Fenerbahçe Kulübü’nün merkezinde yer aldığı iddia edilen şike soruşturması 60’ı aşkın kişinin gözaltına alınması ile gündemin ilk sırasına oturdu. Destek Yayınları’ndan Gökçe Giresunlu imzası ile kısa bir süre önce raflarda yer alan ‘Şike Şike Futbol’, Türk futbolunun şike ile olan imtihanına ışık tutuyor. Bugün ortaya çıkan şike skandalı, Türkiye’de aslında bilinen, görmezden gelinen o büyük buz dağının su üstündeki küçücük bir noktası. Mafya ile yakın ilişkisi tartışıladursun, kitapta Susurluk hükümlüsü Ali Fevzi Bir’in telefonla şikeyi nasıl yönlendirdiği net bir biçimde görülüyor.
Kitabın dayanaklarından biri olan Meclis’in ‘şike’ raporu, bir ilk konumunda. Futbolumuzun net bir resmini çekip koyuyor önümüze. O resme bakıp, ülkenin fotoğrafına ulaşmak ta mümkün. Gökçe Giresunlu, hepimize topun yuvarlak ama şikenin köşeli olduğu yeni bir oyun tarif ediyor.
Şike, hep konuşulan ama hiç ispatlanmayan bir vaka. Rüşvette olduğu gibi şikenin de belgesi genellikle olmuyor. Bu futbolun, giderek spor olmaktan çıkması ile de ilgili. Spor faaliyetleri endüstrileşiyor. Endüstrileştikçe kavramlar da kabuk değiştiriyor. Sporun dili, piyasanın diline dönüşüyor. Kulüpler kar amacı güden şirketlere, sporcular işçiye, taraftarlar müşteriye, spor alanları işyerine dönüşüyor. Şikeyi üreten de işte bu dönüşüm. Kar ve kazanç, burada da sonucu belirliyor. Şikenin ilk adımları yasal/yasadışı bahis ve şans oyunu organizasyonları ile başlıyor. Sonra sürece spor kulüplerinin yöneticileri ve sporcuları katılıyor. Şike ve teşvik primi de böylece doğuyor.
Prim, “İş hacmiyle orantılı olarak ve iş yapanı isteklendirip, iş hacmini ve verimini artırmak veya sonuca daha kolay ve çabuk ulaşmak amacıyla verilen para” olarak tanımlanıyor. Kavramla ilgili sıkıntı, buradan kaynaklanıyor. “Maddî veya manevî bir çıkar karşılığı anlaşma ile bir maçın sonucunu değiştirme, danışık spor karşılaşması yapma” ile “teşvik primi” bazen dolaylı bir rol oynayabiliyor. Sonuçta şike, futbolun ayrılmaz bir parçası! ‘Müşteriler’ biliyor ki sahada kazanmak yetmiyor, ‘masada’ da kazanmak gerekiyor.
Dinçer Gökçe