Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

BİR TÜRK SUBAYININ
AĞRI İSYANI ANILARI
Hazırlayan: Rohat Alakom,
Avesta Yayınları,
anı, 160 sayfa

Ağrı İsyanı, Kürt siyasal hareketine büyük etkide bulunması vesilesiyle önemli bir dönüm noktası. Rohat Alakom’un hazırladığı elimizdeki kitap , Türk subayı Zühtü Güven’in isyana dair anlatımlarından oluşuyor. Kitap, 1953 yılında Dünya gazetesinde yayımlanan ve tam 51 gün süren Zühtü Güven imzalı ‘Doğu İsyanlarında Bir Türk Subayı’ adlı yazı dizisine dayanıyor. Güven burada, bir Kürt isyanını hem yaşayışını, hem de bu ayaklanmaya bakışını anlatıyor. Yaklaşık üç yıl boyunca Kürtler arasında görev yapan Güven’in anıları, Kürt tarafını sürekli eleştirmesine ve eşkiya edebiyatını yeniden ve yeniden üretmesine rağmen, önemli bir tarihi belge.

GIDEON’UN SAVAŞI
Howard Gordon,
çeviren: Ayşe Başcı,
Remzi Kitabevi,
roman, 352 sayfa

Howard Gordon, dünya çapında yankı uyandıran ‘24’ dizisinin yaratıcılarından. Gordon elimizdeki romanı ‘Gideon’un Savaşı’nda da, Güneydoğu Asya’da küçük bir ülkede baş gösteren korkunç bir tehdidi bertaraf etmeye çalışan Gideon Davis’in maceralarını hikâye ediyor. Söz konusu küçük ülkede varlık gösteren acımasız mücahitler, okyanusta sahipsiz kalmış bir petrol platformunu ele geçirmeye çalışır. Fakat sorun, yalnızca platformun mücahitlerin eline geçmesi değildir: tüm dünyayı etkileyecek güçte bir komplonun, burada uygulamaya geçirilmesidir. BM’de çalışan Davis, arabuluculuk yeteneğiyle bu tehlikenin üstesinden gelmeye çalışacaktır.

SİNEMACININ GÖZÜ
Gustavo Mercado,
çeviren: Selçuk Taylaner,
Hil Yayın,
sinema , 207 sayfa

Film ve HD video alanında yazarlık, yapımcılık, yönetmenlik yapan ayrıca kurgu ve çekim konusunda deneyimli bir bağımsız sinemacı olan Gustavo Mercado ‘Sinemacının Gözü’nde, sinemada plan ve kompozisyon konusunu ele alıyor. Mercado’nun çalışması, planları güçlü yapan teknik ve öyküsel yönleri göz önünde bulundurarak, sinemasal kompozisyon kurallarının anlaşılmasına ve uygulanmasına yönelik bütünlüklü bir yaklaşım sunmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor. Yazar, sinema dilinin en çok kullanılan planlarının her birinde uygulanan kompozisyon kurallarına yoğunlaşıyor ve bunları yaratmak için gereken araç ve yöntem bilgilerini inceliyor.

ROMANTİK KOMÜNİST
Saime Göksu ve Edward Timms,
çeviren: Barış Gümüşbaş,
Yapı Kredi Yayınları, biyografi,
453 sayfa

İngilizce ilk baskısı 1999’da yapılan ve Türkçe baskısı yenilenen ‘Romantik Komünist’, Nâzım Hikmet’in yaşamına ve eserine odaklanıyor. Kitap, hapishane koşullarında bile politik cesareti, komünist duruşu ve sanatsal yaratıcılığından taviz vermemiş; bunun yanı sıra ülkesine, halkına, doğaya ve kadınlara tutkuyla âşık bir romantik olan Hikmet’in kapsamlı bir biyografisini ortaya koymasıyla dikkat çekici. Hikmet’in genç bir yurtsever olarak portresini ele alarak başlayan çalışma, onun politik mücadelesine ve sanatının karakteristik özelliklerine doğru yol alıyor. Kitabın önsözleri ise, Yevgeni Yevtuşenko ve Memet Fuat imzalarını taşıyor.

BİLGİLER KİTABI
Constantin von Barloewen,
çeviren: Işık Ergüden,
Aylak Kitap,
söyleşi, 400 sayfa

‘Bilgiler Kitabı’, sanat, edebiyat, dinsel ve kültürel bilimler, antropoloji, doğa bilimleri ve müzik gibi alanlarda iz bırakmış aktörlerle yapılmış söyleşilerden oluşuyor. Kitaba, aralarında Adonis, Boutros Boutros Ghali, Régis Debray, Carlos Fuentes, Nadine Gordimer, Stephen Jay Gould, Samuel Huntington, Julia Kristeva, Claude Lévi-Strauss, Yehudi Menuhin, Amos Oz, Arthur Schlesinger, Tu Wei-Ming, Paul Virilio ve Elie Wiesel gibi isimler katkıda bulunmuş. Çalışma, bu söyleşiler aracılığıyla, yirmi birinci yüzyılın entelektüel bir panoramasını ortaya koyduğu kadar, günümüz sorunlarına getirdiği çözüm önerileriyle de dikkat çekiyor.

VENEDİK’TE BİR GÜN
Marlena de Blasi,
çeviren: Aslı Özarpacı,
Doğan Kitap,
roman, 240 sayfa

Amerikalı yazar Marlena de Blasi, ‘Venedik’te Bir Gün’ isimli elimizdeki romanında, bu tarihi şehirde aşkı yeniden keşfeden bir kadının yaşadıklarını anlatıyor. Aynı zamanda romanın anlatıcılığını da üstlenen genç kadın, geçmişinde yaşadığı kalp kırıklıklarının etkisinden kurtulmak için, kendini lezzetli yemekler yapmaya adamıştır. Fakat günün birinde, Fernando adlı bir erkek, Venedik sokaklarında gördüğü kadına vurulur. Bu aşk, iki insanın dünyasını tümüyle dönüştürecek ve onların hayata adeta yeniden başlamalarına vesile olacaktır. Romanın sonunda bazı yemek tarifleri ile âşıklar için bir Venedik rehberinin yer aldığını da belirtelim.

PERDE PERDE TARİH
M. Turhan Tan,
Kapı Yayınları,
tarih,
214 sayfa

M. Turhan Tan, sayısı otuzu bulan tarihi romanlarıyla bilinir. Elimizdeki kitap da, Tan’ın farklı tarihi olaylar hakkında kaleme aldığı deneme, kıssadan hisse ve hikaye türü yazılarından oluşuyor. Sazın ve ahengin yasak olduğu, kadının sokağa çıkamadığı zamanlar; merhametli vezirin başına gelenler; şair Nabi’yi susturan zeki köylü; kara yürekli ananın başına gelenler; sofra deviren şaşkın misafir; dedektifliğe soyunan Koca Ragıp Paşa; Şair Abdurrahman’ı faka bastıran Muaviye; Deli İbrahim’in cebinde yaşayan cüce ve saraydaki ahlak zabıtasının sebep olduğu gülünç olaylar, kitapta karşımıza çıkan hikâyelerden, kıssadan hisselerden birkaçı.

75 yıllık bir öykü

CUMHURİYET’İN DİVASI MÜZEYYEN SENAR
Türk Musikisinin
75 Yıllık Hikâyesi
Radi Dikici
Everest Yayınları
2011, 422 sayfa.

“Her güftenin bir rengi, bir ahengi vardır. Güfteler çok kere okunuşunun ötesinde bir mânâ gizler ve bu duyguyu ya da bu düşünceyi, okuyucusuna emanet edilmiş bir sır gibi saklar. Müzeyyen Senar şairin iç dünyasındaki değerleri kavrayan bir maharetin sahibidir. Bakar bakmaz notanın psikolojisini kavrayan ve musikiyle kaynaşmış değerler içinde bu mânânın açığa çıkmasını sağlayan bir icra ustalığı sergiler. Bazen fısıltılı bir sevda sükûneti, bazen nidalarla haykırılan bir aşkın itirafı, bazen yavuklusunu özleyen bir askerin hasreti, bazen de kendi gönlünün acılarını yansıtan kendi sevdası vardır. Türk musikisinde Müzeyyen Senar kadar şarkının içinde duran şairin hakkını veren icracı yoktur.”
Müzeyyen Senar’ın biyografi kitabından alınan bu birkaç cümle onu ve Türk musikisindeki yerini anlatıyor. Kitabın yeni baskısı, bundan önce yapılan baskılarından farklı. Öncelikle kitap, farklı bir boyutta basılıyor. Ayrıca Müzeyyen Senar’la aynı dönemi yaşamış sanatçılarla yeni yapılan görüşmeler kitaba eklenmiş. Bunlar arasında Bülent Ersoy, İnci Çayırlı, Seyfi Dursunoğlu, Mustafa Sağyaşar ve Cemil İpekçi gibi birçok ünlü kişi var.
Kitap, sadece Müzeyyen Senar’ın hayatını anlatmıyor, aynı zamanda 1932 yılından başlayarak Türk musikisinin hikâyesine de yer veriyor. Radyo’nun nasıl kurulduğunu, bestekârları, besteledikleri eserleri, sanatçılarla olan ilişkileri, o dönemin ilginç olaylarını, sahne hayatını, gazinoları ve sanatçıların çalışma şartlarını kitapta görmek mümkün.
Kitabı baskıya hazırlarken yapılan çalışmalar sırasında, elde bulunan belge ve bilgiler yeni baştan tarandı. Müzeyyen Hanım’la yapılan bütün görüşmelerin bantları tekrar dinlendiğinde, o zaman atlanan, yeni bilgilere ulaşıldı. Küçük bir örnek, zamanın ünlü bestekâr ve ses sanatçısı Abdülvehap’la yapılan vapur yolculuğu ve bu yolculuk sırasında gelişen enterasan olayların atlandığı görüldü. Aynı şekilde Ümmü Gülsüm’le tanışmaları da. Bütün bunlar yeni kitapta yer alıyor.
Diğer taraftan Müzeyyen Senar’ın çevirdiği, seslendirdiği veya kısmen yer aldığı filmlerin listesi de, kitaba konmuş. Müzeyyen Senar’ın kaç adet taş plak doldurduğu kesin olarak bilinmiyor. Kitapta bugüne kadar tespit edilen 260 taş plak listesi de veriliyor. Okuyucular için en güzel sürpriz de, kitapla birlikte 15 taş plak şarkısını kapsayan bir CD de verilmesi.

HAYAT YEŞİL, UMUT MAVİ
Evgin Atalay,
Kırmızı Yayınları,
deneme,
143 sayfa

Evgin Atalay, tedavisi mümkün olmayan bir kas hastalığından mustarip. Atalay yıllarca, hayatını zorlaştıran bu hastalıkla mücadele etti. İşte ‘Hayat Yeşil, Umut Mavi’, genç yazarın bu hastalıkla yaşama deneyimini anlattığı ve 1997 yılından beri tuttuğu günlüklerine dayanıyor. Atalay’ın kitabı için, tüm zorluklarına rağmen hayatla inatlaşma mücadelesi diyebiliriz. Çünkü yaşadığı hastalık, onu hiçbir şekilde hayattan uzaklaştırmamış; bilakis, umudunu daha da diriltmiş. Varolma çabasını yazarak ortaya koyan Atalay’ın kitabı, deneyimlerini başka insanlarla paylaşmak çabasının ürünü. Yazarın biricik hayali de, su kenti Venedik’i görebilmek.

GÖLGELİ SOKAĞIN ŞİİRLERİ
Kâmil Uğurlu,
Çizgi Kitabevi,
şiir,
299 sayfa

‘Gölgeli Sokağın Şiirleri’, hâlen Karaman Belediye Başkanlığı görevini yürütmekte olan Kâmil Uğurlu’nun bütün şiirlerinin ilk cildini oluşturuyor. Yazarın, şiir kitaplarının yanı sıra, mimarlık, sanat tarihi ve destan tarzında yayımlanmış çalışmaları da bulunuyor. Uğurlu’nun ‘Üçüncü Mevki Bileti’ isimli şiirinden bir alıntı: “İşte bu tren düdüğü balım / İşte bu nal sesleri duyulan / Akşamın alacası / Acemi askerler gibi ürkek / Bir kamçı olmuş arabacının elinde / Milâtla atbaşı beraberdir zaman // Karanlıklar acemi askerler gibi / İstasyon yollarında sağ-salim / Üçüncü mevki bileti elimdeki /
Üçüncü mevkilere sığmaz vahşiliğim (...)”

AŞK VARMIŞ, AŞK YOKMUŞ
Mine G. Kırıkkanat,
Destek Yayınevi,
deneme,
223 sayfa

Mine G. Kırıkkanat, ‘Bir Gün, Gece’, ‘Destina’, ‘Gülün Öteki Adı’ ve ‘Sinek Sarayı’ gibi kitaplardan sonra, aşkın farklı veçhelerine odaklandığı denemeleriyle okurun karşısına çıkıyor. Bu kitaptan edinilebilecek ilk izlenim, aşkın her çağın konusu olmasıyla hiç eskimeyeceği gerçeğidir. Kırıkkanat’ın denemeleri, bu duygunun izini farklı insanlar, farklı coğrafyalar ve farklı kültürel arkaplanlar ekseninde sürüyor. Yazar burada, aşkın çifte standardı, para devlerinin aşkı, filozofların aşkı, aşk ve nefret ilişkisi, aşk dansı ve cinsel takas gibi, aşkın farklı hallerini ele alırken, okurunu da bu müstesna duyguyu yeniden keşfetmeye çağırıyor.

ENERJİK YARATICILIK
Mary Beth Maziarz,
çeviren: Orhan Düz,
Omega Yayınları,
kişisel gelişim, 280 sayfa

Şarkı sözü yazarı ve şarkıcı Mary Beth Maziarz ‘Enerjik Yaratıcılık’ta, yaratıcılığın ve ilhamın geliştirilmesi konusunda önerilerde bulunuyor. Bilindiği gibi, yaratıcılık veya esin perilerinin varlığı ya da yokluğu, edebiyatın güçlü kalemlerini dahi etkilemiş, halen etkilemeye devam eden bir durum. Maziarz ise dikkatin sağlanması ve duyguların kontrol edilmesiyle, yaratıcılığın ortaya çıkarılabileceğini savunuyor. Yaratıcılığın önündeki engellerin nasıl kaldırılabileceği, enerji yönetimi, duygulardan faydalanarak yaratıcılığı geliştirmek ve ilişkilerde yaratıcılığın nasıl geliştirilebileceği, Maziarz’ın ele aldığı konulardan birkaçı.

SÖZDE NİŞANLI
Nicole Byrd,
çeviren: İren Kori,
Epsilon Yayıncılık,
roman, 470 sayfa

Nicole Byrd’ın ‘Sözde Nişanlısı’, her yönüyle sabun köpüğü bir metin oluşuyla, tam bir “yaz romanı”. Kitap, babasından kalan yüklü mirasa sahip olmaya çalışan Psyche Hill ile paranın aile içinde kalmasını isteyen cimri amcası arasındaki çatışmaya dayanır. Hill’e mirası alabilmesi için evlenme şartı koşulur. Fakat Hill’in taliplerine amcası, paranın ailenin dışına çıkacağı gerekçesiyle hiçbir zaman sıcak bakmaz. Bu durumda genç kadın, bir hileye, yani sahte bir nişan törenine başvurmak zorunda kalır. Fakat oyun başladıktan sonra, Hill ile damat rolü oynayan kumarbaz Gabriel Sinclair arasında beklenmedik bir tutku yaşanmaya başlayacaktır.

BİRAZ İNANÇ
Mitch Albom,
çeviren: Zeliha İyidoğan Babayiğit,
Altın Kitaplar,
din, 239 sayfa

Mitch Albom, Türkçeye daha önce çevrilen ‘Öğretmenim Morrie’yle Salı Buluşmaları’ ve ‘Cennette Karşılaşacağınız Beş Kişi’ adlı kitapların yazarı. Albom’un gerçek olaylara dayanan elimizdeki kitabı da, seksen iki yaşındaki bir adamın dine dair anlatımlarından oluşuyor. Kitabı ilginç kılan hususlardan biri de, bir inancı merkeze almakla yetinmeyerek iki inanç ve iki toplum arasındaki ortaklıklar üzerinden hayatı anlamlandırmaya çalışması. Albom asıl vurguyu, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi dinler arasındaki farklılıklardan çok onların ortak yanlarına, özellikle de Tanrı’ya inanmak ve merhameti savunmak konusundaki benzerliklerine yapıyor.

EVE DÖNÜŞ
Hekimoğlu Süleyman Özcan,
Akis Kitap,
roman,
240 sayfa

‘Hayat Serüvendir’, ‘Ondan Sonra Gelen Sevgi’, ‘Kürt Tarihi’, ‘Kanla Islanan Aşk’ ve ‘Sadaka’, Hekimoğlu Süleyman Özcan’ın daha önce yayımlanmış kitapları. Hatırlanacağı gibi Özcan, bu kitaplardan tarihi roman tarzında kaleme aldığı ‘Kanla Islanan Aşk’ta, belli başlı karakterleri aracılığıyla Türk-Kürt kardeşliğini işlemişti. Yazarın son kitabı ‘Eve Dönüş’ de, bir macera romanı. Roman, hayatı aniden değişen baş kahramanının, dünüyle giriştiği büyük hesaplaşmayı anlatıyor. Geçmişinde yaptığı kötülükler nedeniyle vicdan azabı çeken kahramanımız, inanç ve sevginin gücüyle ayakta kalmaya ve böylece kötü kişiliğinden arınmaya çalışacaktır.

Bir kavramın karşılaştırmalı anatomisi

TARTIŞILAN LAİKLİK
Fransa ve Türkiye’de İlkeler ve Algılamalar
Derleyen: Samim Akgönül
Çeviren: Ceylan Gürman
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
2011, 350 sayfa.

Türkiye’de henüz ilköğretim çağında tanıştığımız ve ‘din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması’ tanımıyla aklımıza kazınan laiklik kavramı, toplumsal hayatın kendi pratikleri ile kamu düzenlemeleri arasındaki doğal gerilimin tartışmalı konularından biri olagelmiştir. Buna karşın Batı Avrupa’daki, özellikle Fransa deneyiminin tüm yönleriyle derinlemesine analizi yapılmadan bir rol model haline getirilmesi Türkiye’de laiklik tartışmalarının zeminini zayıflatmakta, bu dayanıksız temel üzerine inşa edilen tezler genellikle kanaatlerin yönlendirdiği varsayımlarla doldurulmaya çalışılmaktadır. Fransa ve Türkiye’de laiklik konusundaki farklı ilke ve algıları bir araya getiren ‘Laiklik Tartışmaları’ ise tam da bu alanda yapılan tartışmaların daha sağlıklı bir zeminde yapılabilmesi için önemli bir katkı imkânı sunmaktadır.
Mart 2005 tarihinde Türkiye’den ve Fransa’dan kendi alanlarının uzmanlarının sundukları bildirilerden, siyaset bilimci Samim Akgönül tarafından derlenen bu kitap, Akgönül’ün kendi deyimiyle Fransa’ya Türkiye’deki laikliği tanıttıktan sonra Türkiye’ye de Fransa laikliğini tanıtma görevi üstleniyor. İlahiyat, tarih, hukuk, siyaset bilimi ve felsefe gibi farklı kürsülerden yazarların bir arada bulunduğu, karşılaştırmalı bir perspektife sahip bu çok yönlü çalışmanın böyle bir zor rolü üstlenmesinin ardındaki temel motivasyon ise yazarların, birbirlerinin laiklik deneyimi konusunda bilgi eksikliğini iki toplumda da bizzat gözlemlemiş olmaları.
Bu gözlemin sonucunda; Türkiye’deki araştırmacıların Fransa örneği konusundaki eksikliklerini gidermek kadar, Fransız araştırmacıların kendi laiklik algılarının ‘tek’ olduğu yönündeki kanaatlerinin değişmesinin de önemli olduğu sonucu ortaya çıkarak bu kitap hazırlanmış. Laiklik kavramının Avrupa dillerindeki farklı anlam karşılıklarının zaman zaman yarattığı anlam karışıklıklarına dikkat çekerek başlayan çalışmanın girişinde Fransa ve Türkiye tarihlerinde laiklik deneyiminin karşılaştırmalı bir kısa kronolojisi de yer alıyor. Kavram soyutlama düzeyinde; inanç özgürlüğü, yurttaşlık, çoğulculuk, çağdaşlaşma ve sekülerleşme anahtar terimleriyle olan ilişkisi boyutunda analiz edilirken konunun kapsamı iki toplumun da kendi tarihlerindeki örnekleri tartışan çalışmalarla genişletilmeye çalışılıyor.
Cihan Aydın