YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR
Haber: Erkan Canan / Arşivi

JEAN-JACQUES ROUSSEAU
Leo Damrosch, çeviren: Özge Özköprülü, İş Kültür Yayınları, biyografi, 584 sayfa

Leo Damrosch elimizdeki kitabında, “huzursuz dâhi” olarak tanımladığı, dünya düşünce tarihinde önemli bir yeri olan Fransız düşünür Jean-Jacques Rousseau’nun biyografisi kaleme getiriyor. Damrosch’un bu kapsamlı biyografisini dikkat çekici kılan başlıca husus, Rousseau’nun olağanüstü özgün yazılarını, bu yazıları meydana getiren çalkantılı hayat hikâyesiyle harmanlaması. Yazar bunu yaparken de, Rousseau’nun kendi kelimeleri kadar, onu tanıyanların kelimelerine de yer vererek, çalışmasını zenginleştiriyor. Yazar bunların yanı sıra, Rousseau’nun düşüncelerinin insanları neden böylesine heyecanlandırdığına ilişkin önermelerde de bulunuyor.

BİR SİYASET TARZI OLARAK ALEVİ KATLİAMLARI
Mehmet Bayrak, Özge Yayınları, inceleme, 552 sayfa

Araştırmacı-yazar Mehmet Bayrak elimizdeki kitabında, Alevi toplumunun İslam halifeliğinden bugüne maruz kaldığı katliamları irdeliyor. Çalışmasına İslam halifeliği, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde Alevi muhalefeti ve Alevilere uygulanan katliamlarla başlayan Bayrak, bu topraklardaki Kızılbaş/Alevi düşmanlığının ve aydın kıyımının ne boyutta olduğunu gözler önüne seriyor. Bayrak devamında, Alevi katliamlarında derin devletin rolünü ve devletin, bizzat bazı Alevi önderlerini kullanarak bu toplumu ne şekilde asimile etmeye çalıştığını da sorguluyor. Kitapta ayrıca, Maraş katliamı için yakılmış bazı ağıtlara da yer veriliyor.

93 HARBİ
Erol Haker, çeviren: Ceren ElitezTimaş Yayınları, tarih, 320 sayfa

Osmanlıların Ruslara yenildiği 93 Harbi üzerine kaleme alınmış birçok kitap bulunuyor. Erol Haker de, 1877-1878 arasında süren bu savaşın farklı bir sonucuna; savaşın, Tuna Vilayeti’ndeki Osmanlı Yahudilerini nasıl etkilediğine odaklanıyor. Haker ilk olarak, savaş zamanı Osmanlısı’nın bir paromasını çiziyor ve 93 Harbi’nden sonra yaşanan Yahudi mülteci hareketini ele alıyor. Çalışmanın devamında, prenslik bölgesindeki Yahudi cemaatinin günlük yaşamı, eğitim ve kültür düzeyi araştırılıyor; ayrıca Yahudi cemaati ile Osmanlı makamları arasındaki ilişkiler ve savaştan geriye kalan Bulgaristan Yahudileri’nin akıbeti gibi konular irdeleniyor.

RESSAM AVNİ’NİN SON YILI, Turhan Kayaoğlu
İş Kültür Yayınları, roman, 320 sayfa

Turhan Kayaoğlu ‘Ressam Avni’nin Son Yılı’nda, iki dost üzerinden, bir geçmişle yüzleşme hikâyesi sunuyor. Ressam, 1940’ların ortalarında resim eğitimi için Paris’e gitmiş, yazar da 1980 darbesinden sonra, büyük bir hayalkırıklığı yaşayarak yurtdışına göç etmiştir. Yıllar sonra Türkiye ’ye dönen ikilinin yolu kesişir ve aralarında büyük bir dostluk yaşanmaya başlanır. Şimdi, Dünyada olduğu kadar, Türkiye’de de çok şey değişmiştir ve iki arkadaş, uzun zamandır ayrı kaldıkları bu coğrafyaya alışmaya çalışırken, hayatlarını ve değerlerini de gözden geçirecektir. Fakat aynı zamanda, ölümcül bir hastalık da, onlardan birini beklemektedir.

OSMANLI ANCIEN RÉGIME’İ
Ariel Salzmann, çeviren: Ayşe Özdemir, İletişim Yayınları, tarih, 309 sayfa

Osmanlı tarihçisi Ariel Salzmann eldeki yetkin çalışmasında, Osmanlı’nın ancien régime’inde (eski rejim), hükümetin kökenlerini araştırıyor. Yazarın çalışmasında, oldukça özgün bir tarz ortaya koyduğunu belirtelim. Zira Salzmann, Alexis de Tocquville’in meşhur eseri ‘L’ancien régime et la Révolution’daki düşüncelerini, 18. yüzyıl Osmanlısı’nın devlet yapısını gözeterek yorumluyor. Salzmann, Tocqueville’in Osmanlı’ya gelmesi ve burada devlet arşivlerini incelemesi halinde, modern devlete dair kuramlarının farklı olup olamayacağını sorguluyor ve böylece, modern devlet konusunda Tocqueville’in görüşlerine rakip fikirleri de araştırıyor.

ION: ŞİİR ÜZERİNE
Platon, çeviren: Nihal Petek BoyacıKabalcı Yayınevi, felsefe, 77 sayfa

‘Ion’, Platon’un erken dönem diyaloglarından biri olarak kabul ediliyor. Platon’un, henüz siyasete adım atmadığı bir dönemde kaleme aldığı ‘Ion’, Sokrates ile şehir şehir dolaşarak ozanların şiirlerini halkın önünde okuyan bir rhapsodos olan Ion arasında geçer. Burada Sokrates, rhapsodos’un sanattan yoksun olduğunu; çünkü bir şeyin sanat niteliğini kazanması için, onun bilgi yoluyla icra edilmesi gerektiğini savunur. Ünlü filozofa göre, rhapsodos’un bir sanatı varsa, onun bir konusunun ya da nesnesinin de olması gerekir. Sokrates, ilerleyen sayfalarda, diğer sanatları örnek vererek, rhapsodosluğun bilgi ile icra edilmediğini savunur.

KARAKTER
Sedat Yazıcı ve Aslı Yazıcı
Çizgi Kitabevi, inceleme, 172 sayfa

İki yazarlı elimizdeki kitap, son zamanların önemli tartışma başlıklarından biri olan, kimilerinin öldüğünü ilan ettiği, kimilerinin yeniden doğduğunu müjdelediği “karakter”i, felsefi, psikolojik ve eğitim boyutlarıyla inceliyor. Yazarlar ilk olarak, karakter kavramını çözümlemeye koyuluyor ve karakterin ahlaki önemi ve değerinin temelini araştırıyor. Kitabın devamında da, Platon, Aristoteles, Hume, Kant gibi büyük düşünürlerin karakter üzerine görüşleri irdeleniyor; ahlak ve karakter psikolojisiyle ilgili yapılan çalışmalara dair değerlendirmeler yapılıyor ve nihayet, karakterin eğitimi konusundaki farklı anlayışlar masaya yatırılıyor.

‘Adam’ olmuş çocuklar

Ben Bİr Taşım
Müge Tuzcuoğlu
Evrensel Basım Yayım
2011, 148 sayfa

Beş yıl, Evrensel gazetesinde muhabirlik yaptıktan sonra, Diyarbakır’a giden Müge Tuzcuoğlu’nun, yoksullukla ilgili faaliyette bulunan Sarmaşık Derneği’ndeki son üç yıldaki çalışmalarını kaleme aldığı söyleşi kitabı ‘Ben Bir Taşım’. Tuzcuoğlu, belki de eksik kalan, yapılması gereken şeyin ‘o çocuklar’ı dinlemek olduğunu düşünüp, o topraklarda doğmuş, boylarından büyük acılara tanıklık edip oyun yaşlarını çoktan geçmiş çocuklara yöneltmiş sorularını. ‘Toplumsal’ olaylarda ön saflarda gördüğümüz, bazen polisle çatışan bazen onların verdiği hediyelerle ‘mutlu’ olan o isimsiz çocukların hikâyelerini, bu sefer onların kendi hayal dünyalarıyla, cümleleriyle dinliyoruz. Tuzcuoğlu Ben Bir Taşım’a on üç çocuğu misafir ediyor, on üç hayatı, hikâyeyi; benzer acılardan geçmiş, benzer öfkeleri taşıyan ve kendilerini sadece ellerindeki taşlarla ifade etmeye zorlanan çocukları. Şiddet içinde büyüyen çocukların kendilerini ifade etme aracı olarak şiddeti kullanmaları bilimsel bir gerçek olarak karşımızda dururken, bırakalım bilimselliği bir kenara, yıllar yılı gözün gördüğüne gönlün nasıl katlandığının cevabını kimselerin verememesi de bir başka bilimsel gerçeklik konusu olsa gerek. Çocukların yaşadıklarını anlattıktan sonra, “Hepsini ben mi yaşamışım” diye şaşırmaları, tamamen gerçek olan hikâyelerini gözler önüne seriyor. ‘Taş atan çocuklar’ın hikâyelerine kulak kesildikçe aslında çoktan büyüdüklerine, büyümek zorunda bırakıldıklarına şahit olmak içimizi acıtsa da dinlemeye devam ediyoruz.
Yakılmış köyünü, babasının cezaevinde olmasından dolayı yedi yaşından beri çöplerden kazandığı ekmek parasını, okula gitmek için nasıl direndiğini anlatan bir çocuğa taş atma nedeni sorulduğunda verdiği cevabı durup düşünmemek elde olmasa gerek: “Bana bunu yaşatanlara. Yaşamak zorunda olduğum hayatı yaşatanlara.”
Devleti üniformayla tanıyan, babasının, ağbisinin gözaltına alınışını asla unutmayan, panzerin ışıklarından korkan, hayatı hep tedirgin bakışlarla yaşayan çocukların ne hissettiğini, çocuk akıllarıyla ne yapmaya çalıştıklarını, ne istediklerini anlamaya çalışırken buluyoruz kendimizi ‘Ben Bir Taşım’ı okurken. Birçoğunun derdi bir şekilde eteğindeki taşları dökmek olan bu çocuk ol(a)mayan çocukları, kendi cümleleriyle dinlemek her insan evladının görevi olsa gerek. Şiddet içermeyen bir şiddetle, okunması gerekenlerin içine katıyorum bu taş hikâyelerini.
Sinan Kandemir

TOPLU ŞİİRLER 1-2
Arife Kalender, İlya Yayınevi, şiir, 751 sayfa

Elimizdeki iki ciltlik kitap, “Dilimdeki zenginliği fark ettiğimden beri; onda olan her sözcüğü, sözün de ötesini şiire taşıyorum.” diyen Arife Kalender’in,’Maviler de Eskidi’den, ‘Deli Bal’a ve ‘Kadın Burcu’na uzanan, on şiir kitabını bir araya getiriyor. Kalender’in, 1992’de basılan ilk kitabı ‘Maviler de Eskidi’de yer alan ‘Ummak’ isimli şiiri şöyle: “Gözlerin ağrıyor / Ki onların mavisinde yıkardı anan / Günlerin kirini // Çivite yatırılmış güvercin kanadı / Yoruldu çirkinle sevişmekten / Teninden belli // Görünce adada serçeleri / Çatılar ardına saldığın güneş / Kayısı dallarında sallanır çocukluğun / Unutuşun ortasında pınar sesi / Anılarda kanat çırpmalara vurgunsun / Öküzboku değmemiş çayırların / Nisan kokusuna // Gebe kadınlardır mevsimsiz meyve uman / Ummak yaşamaktır / Gözlerin ağrıyor / Ağrısa da”

AVCI BABAM VE BEN
Nergis Yazgan, Yapı Kredi Yayınları, anı, 212 sayfa

Nergis Yazgan’ın kaleme aldığı ‘Avcı Babam ve Ben’, karşıt eğilimlere sahip bir baba ile kızının hikâyesi olarak okunabilir. Nergis Yazgan, babası Şadi Yazgan’ın hayat hikâyesini kaleme getirirken, avcı babası ile doğa koruma çalışmaları yapan kendisi arasındaki çelişkiler üzerinden ilerliyor. Dolayısıyla burada, ava ve avcılığa âşık bir baba ile Doğal Hayatı Koruma Derneği ve Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) gibi sivil toplum kuruluşlarında görevler üstlenmiş kızının öyküsü karşımıza çıkıyor. Yazgan, babasının 104 yıllık renkli hayatını, 19. yüzyıldan 2000’li yıllara uzanarak anlatıyor. Kitap böylece, Erenköy’ün bir zamanların meşhur üzüm bağlarından, Türkiye’nin doğal özelliklerine ve doğa karşısındaki önemli tehditlere; Hitler dönemi Almanyası’ndan 1940’lar Anadolusu’na ve ilginç avcılık hikâyelerine uzanıyor.

TÜRKİYE’DE ÖLMEDEN ÖNCE
AÇMANIZ GEREKEN GİZEMLİ 78 KAPI
Ata Nirun, Destek Yayınevi, gezi,
274 sayfa

Dünya çapındaki kayıp uygarlıklar ve kentler üzerine, şu ana kadar binlerce kitap yazılmış durumda. Ata Nirun da, elimizdeki kitabı ‘Gizemli 78 Kapı’da, gizemlerin Türkiye boyutunu inceliyor. Yazar, kitabının ilk bölümünde, dünyaca ünlü mitlerin ve inançların Türkiye’deki izlerini sürüyor. Burada Marmaris’te bulunan Atlantis’ten, Meryem Ana’nın Efes civarındaki kayıp mezarına; Tarsus Yedi Uyuyanlar mağarasından Türk manastırı Vazelon’a; Gümüşhane’deki perili ormandan, Antik çağın en ünlü kütüphanesine ve kitap çılgını Bergama krallarına kadar birçok gizem araştırılıyor. Çalışma bunun yanı sıra, Noel Baba’nın Demre’deki Aziz Nicholas olmadığı gibi bazı doğru bilinen gizemleri de aydınlığa kavuşturuyor. Kitap, tatillerini güneşlenmek ve denize girmekle geçirmek istemeyenlere alternatif gezi fırsatları sunuyor.

FIRTINADAN SONRA
Mina Hepsen, çeviren: Belgin Selen Haktanır Us, Doğan Kitap, roman, 239 sayfa

‘Eflatun Şafağın Kokusu’ ve ‘Kan Kırmızısı Ayın Altında’, Mina Hepsen’in daha önce yayımlanmış kitapları. Hepsen bu romanlarından ilkinde, koku alma duyusu olağanüstü gelişmiş kör genç kız Violet’in; ikincisinde de, başkalarının düşüncelerini okuyabilme yeteneğine sahip Angelica Shelton Belanov’un maceralarını anlatmıştı. Yazar elimizdeki kitabında ise, yeniden üstün yeteneklere sahip bir karakteri karşımıza çıkarıyor. Romanın baş kahramanı, geleceği görme yeteneğine sahip genç kız Nell. Yakın zamanda anne ve babasını kaybeden Nell, acısının üstesinden gelmeye çalışmaktadır. Genç kadın bu esnada çıktığı bir gemi yolculuğunda, Mikhail Belanov ve ailesiyle tanışır. Tabi Nell, geleceği görme yeteneğiyle ailenin hayatını kurtarır. Fakat şimdi, asıl kendisi tehlikededir. Çünkü onun da peşine, vampirler düşmüştür.