YENİ ÇIKANLAR

YENİ ÇIKANLAR
YENİ ÇIKANLAR
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

İSTANBUL’DA BİR NİHAVENT TANGO
İlhan Eksen, Everest Yayınları, anı, 214 sayfa

İlhan Eksen ‘İstanbul’da Bir Nihavent Tango’da, bir anlamda bu ünlü şehrin tarihini, kişisel tanıklığından hareketle kaleme getiriyor. Eksen kitabında, doğumundan yirmili yaşlarının başlarına kadar, İstanbul’da geçen çocukluk ve ergenlik günlerinin acı tatlı olaylarını anlatıyor. 1940’lı ve 1950’li yıllara uzanan bu anlatımda, İstanbul’un mahalle ve sokakları, semtleri, mevsimleri, Ramazan gelenekleri, bayramları, Boğaz’a kurulmuş yalıları ve vapurlarına kadar birçok ayrıntı karşımıza çıkıyor. Eksen, şehrin değişen ve dönüşen çehresini kayıt altına alırken, kişisel yolculuğunun İstanbul’la iç içe geçmiş bir tasvirini ortaya koyuyor.

KOBRA
Frederick Forsyth
çeviren: Esat Ören, Altın Kitaplar, roman, 383 sayfa

Frederick Forsyth ‘Kobra’da, acımasız uyuşturucu kartelleri ve baronlarıyla mücadele eden CIA ajanı Paul Devereux’nun maceralarını anlatıyor. Uyuşturucu kartelleri, edindikleri güçle tüm dünyayı tehdit etmektedir. Oyunu her zaman kuralına göre oynadıkları için de, yasalar bunun önüne bir türlü geçememektedir. Devasa bir uyuşturucu imparatorluğu, gün geçtikçe daha da güçlenmektedir. Şimdi, eski CIA ajanı Devereux, bu tehlikeli gidişin önüne geçmeye çalışan devlet tarafından görevlendirilmiş ve eline her türlü imkân verilmiştir. Devereux’dan beklenen, kanun dışı araçları kullanmak pahasına, bu kural tanımaz adamların kökünü kazımasıdır.

VAHŞİ ORKİDELER
Jude Devereaux
çeviren: Aslı Çıngıl, Turkuvaz Kitap , roman, 437 sayfa

Popüler kitapların yazarı Jude Devereaux, ‘Vahşi Orkideler’ adlı elimizdeki kitabıyla, bu halkaya yeni bir roman ekliyor. Devereaux burada, gerilim ve romantizmin iç içe geçtiği bir hikâye anlatıyor. Romanın başkahramanı, karısını kaybettiği için dünyası alt üst olan, yazar Ford Newcombe’dur. Newcombe’un karısını kaybetmesi, ona büyük bir acı getirmesinin yanı sıra, yaratıcılığını da sekteye uğratmıştır. Yazar, her şeyden kaçarak, küçük bir kasabada yalnız bir hayat sürmeye başlar. Fakat bu olumsuz durum, Newcombe’un genç bir kadınla tanışmasıyla tersine dönmeye başlar. Yazar bu küçük kasabada, yeniden aşkı ve tutkuyu keşfedecektir.

YORGO HACIDİMİTRİADİS’İN AŞKALE-ERZURUM GÜNLÜĞÜ
yayına hazırlayan: Ayhan Aktar, İletişim Yayınları, anı, 325 sayfa

Türkiye ’de 2. Dünya Savaşı yıllarında uygulanmış Varlık Vergisi, yakın tarihin “azınlık karşıtı” politikalarının en bariz örneklerinden. Uygulamanın mağdurlarından biri de, Yorgo Hacıdimitris’ti. Niğde’de doğan Hacıdimitris, daha sonra İstanbul’a gelerek burada ticarete atılmıştı. Hacıdimitris, 1942’de üstesinden gelemeyeceği bir vergi ödemesiyle karşı karşıya gelir. Kendisine tahakkuk edilen verginin çok az bir kısmını ödeyebilen Hacıdimitris, 5. Kafile ile Erzurum’a yollanmıştı. İşte elimizdeki kitap, evinden binlerce kilometre uzakta, son derece kötü şartlarda yaşamaya mecbur edilen Hacıdimitris’in sürece dair tanıklığından oluşuyor.

KAYIP KITA MU
James Churchward, çeviren: Pelin Tornay, Omega Yayınları, inceleme, 397 sayfa

İngiliz okült yazar James Churchward, ‘Kayıp Kıta Mu’ adlı, dört ciltlik çalışmasıyla ünlendi. Yazarın bu seriden çıkan kitaplarında öne sürdüğü tez, Pasifik Okyanusu’nda “insanın anavatanı” olan kayıp bir kıtanın bulunduğuydu. Churchward, Mu araştırmaları hakkındaki temel bilgilerini barındıran ilk çalışma olan elimizdeki kitabında, tezlerini, Hindistan’da keşfettiğini savunduğu bazı antik Nakal tabletlerinin tercümesine dayandırıyor. Churchward’a göre bu tabletler, Burma ya da kayıp kıta Mu’da yazılmıştı. Yazara göre bu tabletlerde dünyanın yaratılışı; yaşam ve kökeni; güçlerin kaynağı ve işleyiş biçimleri gibi konular yer alıyor.

GÜZELLİK SALONU
Mario Bellatin, çeviren: Şevin Aksoy, Notos Kitap, roman, 54 sayfa

İspanyol yazar Mario Bellatin, ruhsal ve fiziksel arızaları olan kişilerin çevresinde kurduğu romanlarıyla biliniyor. Bellatin’in elimizdeki kısa romanı da, erkek eşcinsellerin sığındığı bir güzellik salonunda yaşanan trajik olayları hikâye ediyor. Romanın, kadın giysileri giymekten hoşlanan anlatıcısı, bir güzellik salonu sahibidir. Fakat kısa bir süre sonra salon, homofobiklerin saldırılarına maruz kalan erkeklerin sığındığı bir bakımevine dönüşür. Salgın hastalıklarla, egemen cinsiyet anlayışıyla ve eşcinsel düşmanı katillerin saldırılarıyla boğuşan bu erkeklerin sığındığı Güzellik Salonu, şimdi tam bir Ölüm Evi’ne dönüşmüştür.

TERZİ FİKRİ
Sinan Demirbilek, Ozan Yayıncılık, biyografi, 304 sayfa

Terzi Fikri, Mahir Çayan ve arkadaşlarının arandığı dönemde, Ordu’nun Fatsa ilçesinde etkili bir politik süreç yürütmüştü. Terzi Fikri’nin ilçedeki belediye başkanlığı döneminde oluşturduğu model, aradan uzun yıllar geçmesine rağmen unutulmadı. Sinan Demirbilek bu kitabında, Fatsa’da sosyalist bir yönetim kurduğu gerekçesiyle 12 Mart Darbesi’nin ardından cezaevine konan Terzi Fikri’nin hayatını ve politik çalışmalarını inceliyor. Demirbilek çalışmasında, Terzi Fikri’nin yaşamının ilk dönemlerini; TİP’le başladığı siyasî hayatını; siyasetin radikalleşme döneminde Fatsa’daki belediye başkanlığını; cezaevi yıllarını ve ölümünü anlatıyor.

Her gün bir kaşık felsefe

HER GÜN
60 SANİYE FELSEFE
Andrew Pessin
Omega Yayınları
2011, 144 sayfa

İyimser çıkıp, “Bu, olası dünyaların en iyisi,” der, kötümser de ona katılır. İnsanın zihnini kışkırtan ve felsefenin eğlenceli olabildiğini kanıtlayan bu fıkra, boş zamanlarını felsefeci olmayanlara felsefeyi öğretmeyi amaçlamış felsefe profesörü Andrew Pessin’in ‘Her Gün 60 Saniye Felsefe’ isimli kitabından…
Andrew Pessin bu kitabı ile okuyucuyu felsefeden uzak tutan bahaneleri rafa kaldırıyor ve esprili üslubuyla felsefenin belki de hiç görmediğimiz yüzünü gösteriyor. Kitabı okudukça, felsefenin bilinenin aksine sıkıcı olmadığını ve ‘salon uğraşı’ndan çok hayatın içinden olduğunu görmek mümkün. Yazar, günlük yaşantımızda meydana gelen en sıradan şeylerin bile hayat boyu cevap aranabilecek sorular içerdiğini ve işin aslının o soruları sormaya başlamak olduğunu gösteriyor. Çocukken her öğrendiğimizi sorgulayan bizlerin, yetişkin olma yolunda ilerlerken içimizdeki filozofu prangalara vurduğumuzu ve onu tekrar özgürlüğüne kavuşturmamız gerektiğini fark ediyoruz. Pessin, içimizdeki filozofu serbest bırakırsak günde sadece bir dakikanın bile bizi felsefenin büyülü dünyasına götürebileceğini, dünya algımızı ve zihnimizi keskinleştireceğini vaat ediyor.
‘Her Gün 60 Saniye Felsefe’, altmış bölümden oluşuyor. Her bölümde binlerce yıldır filozofları meşgul eden tanrı, ahlak, akıl, zaman, mantık gibi birtakım temel konu ve kavramlara yer veriliyor. Pessin, yeri geliyor, ahlaki ve vicdani temeller üzerine kurup gerçekleştirdiğimiz eylemlerimizin nedenlerini felsefi açıdan ele alarak okuyucuyu ahlaki inançlarını sorgulamaya itiyor. 

Bu kitap bitmez!
Kimi bölümlerde ise yazar, verdiği örneklerle sizi kendisiyle hemfikir hale getirdikten sonra, bölümü bitirirken sorduğu sorularla sizi kendi zihninizle baş başa bırakıp düşünmenizi kaçınılmaz hale getiriyor. Siz ise bu sorulara cevap ararken bazen nihilizmin uçlarında geziyor, bazen kendinizi materyalizmin kollarında buluyor, bazense neden-sonuç ilişkilerinde ve paradokslarda kaybolup gidiyorsunuz.
‘Her Gün 60 Saniye Felsefe’nin kapağını kapattığınızda kitap sadece teknik olarak bitiyor. Nasıl mı? Andrew Pessin, okuyucuya ne düşünmesi gerektiğini söylemiyor, okuyucunun içindeki filozofu uyandırmayı vaat ediyor ve eğer size göre bu vaadini gerçekleştirebilmişse, ‘Her Gün 60 Saniye Felsefe’ hayatınızda kendisine kalıcı bir yer edinmiş oluyor.
Emre Türün