Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

PERDIDO SOKAĞI İSTASYONU
China Miéville, çeviren: Güler Siper, Yordam Kitap , roman,
736 sayfa

China Miéville’in, bilim kurgu / fantastik romanı ‘Perdido Sokağı İstasyonu’, çete savaşlarının yaşandığı gerçeküstü bir dünyayı hikâye ediyor. Roman, Yeni Crobuzon adlı bir kentte geçer. Dünyanın merkezi olan bu kentte insanlar, Tekraryapımlar ve sıra dışı ırklar bir arada yaşamaktadır. Fakat bu ülke, aynı zamanda güçlü olanların güçsüz olanları, olabildiğince acımasız yöntemlerle baskı altına aldığı bir cehennemdir. Yaklaşık bin yıldır parlamento ve onun eli kırbaçlı milisleri; işçileri, askerleri ve sanatçıları ezmektedir. Bu esnada, bütün kente dehşet saçan bir yaratık peyda olmuştur. Yaratık, kentin tüm düzenini alaşağı edecektir.

DİPTEKİ ÇOCUK
John Wray, çeviren: İmge Tan,
Everest Yayınları, roman,
327 sayfa

John Wray ‘Dipteki Çocuk’ta, şizofren bir çocuğun, trenlerle garip ilişkisini hikâye ediyor. Romanın başkahramanı, şizofreni tanısıyla özel bir okulda kalan on altı yaşındaki William Heller’dır. Trenlere aşırı derecede tutkun olan Heller, günün birinde bulunduğu okuldan kaçarak, New York Metro istasyonuna girer. Metronun karanlık dünyasını yeryüzüne tercih eden ve bu nedenle “dipteki çocuk” olarak tanımlanan Heller, kentin altında kurulduğu söylenen mitolojik şehri aramaya koyulur. Genç adamın gerçek ve hayallerle iç içe geçmiş dünyasını anlatan romanın, hem bir dedektiflik hikâyesi, hem de bir fantastik kurgu olduğunu söyleyebiliriz.

TEMİZLİKÇİ
Franz-Oliver Giesbert, çeviren: Alev Özgüner, Doğan Kitap, roman, 220 sayfa

Franz-Oliver Giesbert’nin ‘Temizlikçi’si, dünyayı bütün pisliklerden arındırmaya ant içmiş bir seri katilin etrafında dönüyor. Marsilya’daki bu “temizlikçi”, cinayet, kaçakçılık, tecavüz ve hırsızlık gibi farklı suçlardan hüküm giymiş kişilere savaş açmıştır. Katilin bir özelliği de, öldürdüğü kişilerin evlerini derleyip toparlayarak, ardında bir ceset ile tertemiz bir ev bırakmasıdır. Bu esnada, şehirde yaşayan güçlü mafya babası Charly Garlaban, “temizlikçi”nin ölüm listesinde yer aldığını öğrenir. Hayatı boyunca kanunsuz işler yapmış Garlaban, çok çaresiz olduğu bu anda, polisle işbirliği yapmak dışında pek bir seçeneğe sahip değildir.

ÖNCÜ YAĞMUR
Mustafa Köz, Evrensel Yayınları, şiir, 104 sayfa

Mustafa Köz, ‘Öncü Yağmur’ kitabıyla, şiirini geliştirmeye, kaldığı yerden devam ediyor. Bu şiirler, kendine has temaları ve gerçekle düş gücünü harmanlamalarıyla dikkat çekiyor diyebiliriz. Köz, kitapta yer alan ‘Işıyan’ başlıklı şiirinde şöyle diyor: “Ten de güneş de solar günü gelince. // Alnımızda zaman , yıldızdan bir akıtma / koşarız koşar bizimle tez ayak, hafif. // Ölüm ki avcısı sonsuzluğun / kırar ilk tanda soluğan dalımızı. / Yaşım on yedi, su taşıdım bahçenize / taş döktüm, gül küredim sizin için. / Devrildi kütükler gibi, baldan tatlı düşlerim / yorgun bir ip uyuyup kaldı şuramda. // Anımsayın, kesik bir kol gibiydi gök.”

DOĞAL TARIMIN YOLU
Masanobu Fukuoka, çeviren: Meltem Altan, Kaos Yayınları, ekoloji, 295 sayfa

Masanobu Fukuoka ‘Doğal Tarımın Yolu’nda, kendine yeten ve kendini yenileyen; sürdürülebilir yaşamın temel taşı olarak gördüğü doğal tarımın felsefesini ve uygulamasını anlatıyor. “Doğal Köyü” esas alarak, doğa ile ruhani uyum temelinde tarımın yol ve yordamını irdeleyen Fukuoka, toprağı sürmeden, gübrelemeden, ağacı budamadan ve eğip bükmeden; meyve, sebze ve tahılı ilaçlamadan, doğal bir tarımın ne şekilde yapılabileceğini ayrıntılarıyla ele alıyor. Fukuoka’nın bunu yaparken, her sebze ve meyveyi yetiştiği yerde ve ihtiyacımız kadar yetiştirmenin gereği ve ahlâkı üzerine düşünmesi de, çalışmayı daha derinlikli kılan hususlardan biri.

EMPERYALİST ÇAĞDA MODERNLEŞME
Celal Metin, Phoenix Yayınları, inceleme, 392 sayfa

Celal Metin ‘Emperyalist Çağda Modernleşme’de, ilginç bir konuyu; Türkiye ve İran modernleşme deneyimlerini ortak paydada ve karşılaştırmalı tarih yaklaşımından yararlanarak inceliyor. İki ülkede 1800-1941 zaman aralığında gözlemlenen modernleşme çalışmalarını irdeleyen Metin, her iki ülkede tarihin bir döneminde gerçekleşen değişimin yönünü, boyutlarını ve ulaştığı sonuçları ayrıntıya inen bir bakış açısıyla araştırıyor. Tarihi bir süreç olan Batı kaynaklı modernlik paradigmasının Batı dışı toplumlarda aldığı anlam ve biçime odaklanan çalışma, Türkiye modernleşmesinin İran modernleşmesine ne gibi etkilerde bulunduğunu da sorguluyor.

ŞAİR
Rafet Elçi, Fanus Yayınları, roman, 542 sayfa

Daha önce de şiir, hikâye ve roman türlerinde eserler veren Rafet Elçi, bu kez romanı ‘Şair’ ile karşımıza çıkıyor. Romanda, iki efsane Arap şairi, âşık oldukları kadını elde etmek için kelamın kılıcını -şiiri- çekerek aralarında bir yarışma düzenlerler ve en güzel şiiri okuyan kazanır. Arap dininin ve töresinin son günlerine ağıtlar yakan bir putperestin diliyle anlatılıyor bu masalsı roman. Arka planda ise Doğu Roma, Sasani ve Batı Türk imparatorlukları arasındaki dünya harbinin yaşandığı bu doğu masalında, dünya halkları da bu masala şahitlik ederken kendilerini anlatıyor. Rafet Elçi, şiirlerle süslediği ‘Şair’ ile şair ve romancı kimliğini birleştiriyor.

‘Aşk varsa, nefret, intikam, tutku da var’

AŞK VARMIŞ AŞK YOKMUŞ
Mine G. Kırıkkanat
Destek Yayınları
2011
223 Sayfa.

“Üzülme geçer, demişlerdi, geçmemişti işte. Güzelse güzeldi, gençse gençti, Aynalara bakıyor, bakıyor, kendisinde hiçbir kusur bulamıyordu doğrusu. Ağzı, burnu, gözü, her şeyi mükemmeldi... ‘Bıktım!’ demişti sadece: ‘Bıktım!’ Ne açıklamaya gayret etmişti ne de gönlünü almaya... Başkasını seviyorum dese, tamamdı, anlayabilirdi. Kusurlarını saysa yine sineye çekmeye hazırdı. Bıkılan kadın olmayı bir türlü sindirememişti... Aklından şimşek bir düşünce geçti. Ona nasıl ödeteceğini biliyordu…” Aşk varsa, nefret, intikam, tutku da vardı. Yukarıdaki alıntı Mine G. Kırıkkanat’ın ‘Aşk Varmış, Aşk Yokmuş’ isimli öykü kitabından.
İlk bakışta yazlık okunacak kitaplardan biri gibi görünse de söz konusu aşk ise, dahası üslubu olan usta bir yazarın kaleminden çıkmışsa mevsimlerin bir önemi kalmıyor. Aşk öykülerinde sadece ‘aşk’ yetmez, aşkın yanısıra dram, mücadele, fedakârlık, hatta toplumsal ve tarihsel bir arka plan gerekir. Her aşk ilişkisinin kendine özgü değişkenleri olduğundan, her birini okurken alacağımız tat da birbirinden farklıdır.
Mine G. Kırıkkanat, Destek Yayınları’ndan yeni çıkan ‘Aşk Varmış, Aşk Yokmuş’ isimli kitabında öykülerine ünlü aşklardan başlıyor. Victor Hugo’nun Juliette Drouet’e sonsuz aşkına rağmen bir türlü çapkınlıktan vazgeçemeyişi, Picasso’nun Dora Maar’ın siyah üzerine pembe çiçekler işli eldivenini alışı, Napolyon’un aşk oyunları bunlardan sadece birkaçı.
Aşk gibi güçlü bir duyguya felsefenin kayıtsız kalması düşünülemezdi. Örneğin, “Aşkın diğer yüzü nefrettir” şeklindeki tespit ya da yargının sahibi Schopenhauer hakkında kitabında şunları yazmış Kırıkkanat: “Kadının, erkeğe oranla fiziksel zayıflığı dolayısıyla kendisini korumak için doğal bir kurnazlık ve sahtekârlık yeteneğiyle donatıldığını ileri süren Schopenhauer için, bütün kadınlar erkekleri o ya da bu biçimde aldatırdı. Kadınlar, bu ihaneti ekonomik ihtiyaçlarını karşılayan erkeğe karşı sorumsuzluk değil, sağlıklı ve güçlü kuşaklara karşı sorumluluk olarak algılarlar…”
Âşıklar içinde yaşadıkları kültürün ahlaki ve toplumsal kurallarına karşı çıktıkları için, öyküleri de trajiktir. Ve insanoğlu için trajik hikâyeler her zaman ilgi çekici olmuştur.
İşte bu ilgi çekici öykülerden bir bölümünü yetkin bir yazarın kaleminden okumak isterseniz, Mina G. kırıkkanat’ın kitabı tam size göredir.
Sevim Kahraman