Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

İNGİLİZ GİZLİ BELGELERİNDE TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ
Salahi R. Sonyel, Remzi Kitabevi, inceleme, 447 sayfa

Salahi R. Sonyel elimizdeki çalışmasında, Türk kaynaklarına ek olarak çeşitli yabancı arşivlerine de dayanarak, 1821 ve 1923 yılları arasında Türk-Yunan ilişkilerini inceliyor. Ağırlıklı olarak İngiliz gizli belgelerinden yararlanan Sonyel’in kitabı, sürekli çatışma konusu olagelmiş Türk-Rum ilişkilerinin tarihsel arka planını ortaya koymasıyla dikkat çekiyor. Tarihsel açıdan Türk-Rum ilişkilerini ele alarak başlayan kitapta, Yunan isyanı; Jöntürkler döneminde Türk-Rum ilişkileri; Balkan savaşları, Mondros Mütarekesi, İzmir’in işgali ve Kurtuluş Savaşı döneminde Türk-Rum ilişkilerinin aldığı farklı biçimler gibi konular ele alınıyor.

KUYTUMDA
Gonca Özmen, Kırmızı Kedi Yayınları, şiir, 62 sayfa

Gonca Özmen, henüz on sekiz yaşındayken yayımladığı ‘Kuytumda’ ile, kendine has bir şiir evreni kurmuştu. İlk baskısı 2000’de yapılan bu kitap , aynı yıl Orhon Murat Arıburnu Şiir Ödülü’nü de kazanmıştı. Özmen’in, kitaba adını veren şiirinden bir alıntı: “Yüzüne baktığım orman yitirdi yankısını / Albümün tozunda darmadağın anılar / Aynalar mı yalnış, kendime benzerliğim mi? / Neye dokunsam çürüyorum kuytumda / Benimki bir iç kanama, bir bozkır sıkıntısı // Sözcükler dalgın ve upuzun üzüntü / Çiçeğin ruhu üşüyor gürültünden / Gölgen de kalmadı bak, o itiraz / Bekleyiş eritiyor buzdan sarayı / Nedense dili yok gecenin ağzında (...)”

GENELKURMAY BELGELERİNDE KÜRT İSYANLARI 1
Kaynak Yayınları, siyaset, 542 sayfa

İlk olarak 1992’de yayımlanan üç ciltlik ‘Genelkurmay Belgelerinde Kürt İsyanları’, araştırmacılar için olduğu kadar, Türkiyeli muhalif kesimler için de önemli kaynaklardan biri olmaya devam ediyor. Bu çalışmanın, yaklaşık yirmi yıl sonra yeniden yapılan elimizdeki ilk cildinin baskısı, Genelkurmay Harp Tarihi Başkanlığı ve Harp Akademileri Komutanlığı’nın Kürt isyanlarına dair belgelerinden oluşuyor. Kitapta, Genelkurmay Başkanlığı’nın Cumhuriyet döneminde gerçekleşen Nasturi, Şeyh Sait, Raçkotan, Raman, Sason, Ağrı, Koçuşağı, Mutki, Bicar, Asi, Resul, Tendürek, Savur, Zeylan ve Oramar isyanlarına nasıl baktığını ortaya koyuyor.

FELSEFE KİTABI
editör: Sam Atkinson, çeviren: Emel Lakşe, Alfa Yayınları, felsefe, 352 sayfa

Birçok ismin katkıda bulunduğu ve popüler bir dille kaleme alınan ‘Felsefe Kitabı’nın asıl hedef kitlesi, felsefeye yeni başlayanlar. Antik Dünya ’dan Ortaçağ’a, Rönesans’tan Devrim Çağı’na ve 1950’den günümüzün Çağdaş felsefesine kadar geniş bir zaman dilimini kapsayan kitap, her dönemin belli başlı felsefi görüşlerini ve öne çıkan filozoflarını, kısa ve anlaşılabilir bir üslupla değerlendiriyor. Çalışmanın sonunda da, felsefe tarihinde önemli yeri olan birçok filozofun portresi de sunuluyor. Kaliteli baskısı ve zengin görsel malzemeleriyle de dikkat çeken kitap, bilhassa konuyla yeni yeni ilgilenmeye başlayanlar için doyurucu bir kaynak.

MUHAFAZAKÂRLIK
Philippe Beneton, çeviren: Cüneyt Akalın, İletişim Yayınları, siyaset, 120 sayfa

Philippe Beneton ‘Muhafazakârlık’ta, ulusların geleneksel siyasal ve toplumsal düzenini savunmak amacıyla oluşturulmuş muhafazakâr doktrine odaklanıyor. Muhafazakârlığın doğduğu şartları irdeleyerek çalışmasına başlayan Beneton, doktrinin gelişmesini ve dünya siyaset tarihine ne gibi etkilerde bulunduğunu ayrıntılı bir gözle inceliyor. Muhafazakârlığın temelde anti-modern ve dolayısıyla anti-devrimci olduğunu söyleyen Beneton’un çalışması, doktrinin gelişimine katkılarda bulunmuş Edmund Burke, Joseph de Meistre, Louis de Boland, Charles Mauras, Samuel Taylor Coleridge ve Thomas Carlyle gibi isimlerin görüşlerini de değerlendiriyor.

İŞRAK’ÛL KEBİR
Roda Uyanık, Avesta Yayınları, roman, 349 sayfa

‘İşrak’ûl Kebir’, Roda Uyanık’ın ilk kitabı. Kendisini kutluyoruz. Uyanık burada, başkahramanı Şewn’in, olağanüstü güçlere sahip bir kitap ile yüzüğün izini sürüşünü hikâye ediyor. Gördüğü bir rüya aracılığıyla Şewn, eski bir konağın içine gömülmüş bir kitap ile Diyarbakır surlarına gizlenmiş zümrüt yeşili bir yüzüğe ulaşır. Fakat bu keşif, genç kadının hayatını tehlikeye atar. Zira kitap ile yüzük olağanüstü güçler barındırmakta ve kötü niyetli kişiler, bunları ele geçirmeye çalışmaktadır. Kendisini, Diyarbakır-İsfahan arasında süren bir kovalamaca içinde bulan Şewn, çocukluk aşkı Zend’in yardımıyla hayatta kalmaya çalışacaktır.

ÇAĞDAŞ SANATIN ÖRGÜTLENMESİ
Ali Artun, İletişim Yayınları, sanat, 216 sayfa

‘Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi’, aynı zamanda Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde “Müze ve Modernlik” dersini de vermekte olan Ali Artun’un çağdaş sanatın güncel sorunlarına dair yazılarından oluşuyor. Yazıların, çağdaş sanatın örgütlendiği ortamları ayrıntılı bir bakışla değerlendirmeleriyle dikkat çektiğini söyleyebiliriz. Floransa prenslerinden Dubai şeyhlerine, mimarlık, koleksiyon ve sanat alanındaki çağdaş himaye rejimleri; kitsch, pop ve eleştirinin anlamsızlaşması; sanat yönetimi ve bienaller; tasarımın kavramlaşma etapları ve sanatın müzayedeleştirilmesi, Artun’un nitelikli çalışmasında irdelenen bazı konular.

Bir aşk sürgününün öyküsü

MİNU
Deniz Kurbanzade
Galata Yayınları
2011, 288 sayfa.

Aşkların yalnızca romanlarda kaldığından yakındığımız çağımızda, tutkulu bir aşk öyküsüne hasret kalmış okuyucular için ilaç gibi gelecek bir roman; ‘Minu’… Ancak bu romana yalnızca bir aşk öyküsü demek haksızlık olur. Çünkü bir serüven romanını aratmayacak denli yan öykülere sahip.
Roman açılışını aslen Giritli olan bir Osmanlı ailesinin öyküsünü anlatarak başlıyor. Girit’ten sonra İzmir’e taşınan varlıklı ailenin oğlu Şefik, babasının ölümünün ardından işini İstanbul ’a taşıyor ve teyzesinin kızı ile bir mantık evliliği gerçekleştiriyor. Karısına karşı bir aşk duymayan ve tüm arzusuna rağmen bir oğlu olmayan Şefik Bey, bunalımlı hayatına dayanamayıp soluğu İsveç’te alıyor.
Yakışıklı ve görgülü bir insan olan Şefik Bey, ilerlemiş yaşına rağmen Rus asıllı bir piyaniste aşık olmaktan kendini alamıyor. Ulla’ya olan bu aşkını ise ancak karısı aniden İstanbul’da ölünce açıyor. Hızla evlenen çiftin çok geçmeden iki de oğulları oluyor. Tevfik ve romanın asıl kahramanı olan Refik…
Ailenin bir süre sonra temelli olarak İstanbul’a dönmesiyle birlikte, aile Şefik Bey’in eski ailesiyle yakınlaşmaya çalışıyor. Refik ile Şefik Bey’in torunu Minu arasında daha ilk görüşte başlayan çekim ise hayatlarının sonuna dek bitmeyecek bir aşka dönüşmekte gecikmiyor.
Tevfik ile Refik’in İkinci Dünya Savaşı’nın tam ortasında, Almanya’da okuma kararları dahi bu aşkı bitirmiyor. Fakat Minu’yu, genç kızın Paris’te okurken tanıştığı okul arkadaşından nedensizce kıskanan Refik’in çıkarttığı bir tartışma sonrası ayrılıyorlar.
Ardından ise Refik’in bu büyük aşkı unutmak için tüm dünyayı bir denizci olarak dolaşması ve Arjantin’de kendini ressamlığa adayışı geliyor. Arjantinli, son derece zengin bir ailenin kızıyla evlenmesini de izliyoruz. Refik, bir anda dünya çapında ünlü bir ressama dönüşürken, Minu ise teselliyi arkadaşı Paul ile evlenmekte buluyor. Ve yıllar sonra, Refik’in Avrupa’ya ünlü bir ressam olarak ayak basmasıyla yolları kesişiyor!
Refik’in bir denizci olarak yaşadıkları adeta Jack London’ın elinden çıkmış bir serüven romanının renkli sahnelerini seriyor önünüze. Öte yandan Boğaz’da bir yalıda geçen yaz günleri gibi detaylar da romana bambaşka bir güzellik katıyor.
Hikâyedeki ‘şeytan’ karakteri ise bu aşkın karşısındaki en büyük engel olarak simgeleştirilirken; Refik’in daha ilk gençlik yıllarında tanıştığı Mevlana öğretileriyle yıllar içinde olgunlaşması da romanın bir diğer izleğini oluşturuyor.

BABÜR
Uluhan Ataç, Kerasus Yayınları, roman, 200 sayfa

Heykeltıraş, seramik sanatçısı ve mimar Uluhan Ataç ilk kitabı ‘Babür’de, sizi kitabın kahramanı Babür’ün iç dünyasına ve hayallerinde yaptığı yolculuklara davet ediyor. Hareketli bir hayat yaşayan ve sonunda yalnız kalan Babür, geçmişiyle hesaplaşırken hayaller alemine dalıyor. Hayallerinde, yeri geliyor Sokrates ile politik felsefe üzerine sohbet ediyor, yeri geliyor Leonardo Da Vinci ile tanışıp sanat ve sanat felsefesi üzerine konuşuyor. Uluhan Ataç, ‘Babür’de güncel konular da dahil birçok konuya felsefi açıdan yaklaşıyor ve okuyucuya düşündürücü ve akıcı bir roman sunuyor.

ZORAKİ GÜZELLİK
Hal Forster, çeviren: Şebnem Kaptan, Ayrıntı Yayınları, sanat, 255 sayfa

Çağdaş sanat kuramının önemli isimlerinden Hal Forster’in, sanat tarihi alanında önemli çalışmalarından olan ‘Zoraki Güzellik’i, gerçeküstücülük akımının kapsamlı bir analizini yapıyor. Gerçeküstücülük ve tekinsiz olan arasında bir bağlantı olduğunu iddia eden Forster, ilk önce, gerçeküstücülüğün psikanalizle karşılaşmasını açıklıyor; bunu da, Freud’un tekinsiz ve ölüm dürtüsü kuramları bağlamında yapıyor. Forster ardından, bu kavramsal çerçeveyi esas alarak Andre Breton, Max Ernst, Man Ray, Salvador Dali, Giorgio de Chirico, Alberto Giacometti ve Antonin Artaud gibi en önemli gerçeküstücü sanatçıların çalışmalarını değerlendiriyor.

KOMEDİ: SONSUZUN FİZİĞİ
Alenka Zupancic, çeviren: Tuncay Birkan, Metis Yayınları, felsefe, 214 sayfa

Psikanaliz ve felsefe ilişkisini irdelediği çalışmalarıyla bilinen Alenka Zupancic bu eserinde, felsefenin komediyle ilişkisine odaklanıyor. Komedinin önemli bir düşünce nesnesi olduğu ve böylelikle felsefe ile psikanalizin insana dair kavrayışında komediden öğrenebileceği birçok şey bulunduğu, Zupancic’in çalışmasının omurgasını oluşturuyor. Komediyle ilgili düşüncelerin çoğu zaman ideolojik bakış açılarına kurban edildiğini, ayrıca gülme ve mizahın ideolojiyle yakın ittifak içinde olduğunu söyleyen yazar, komedi konusunda ideolojinin takındığı katı fanatizmin karşısına, felsefenin içinde bulunduğunu savladığı komedi nüvelerini koyuyor.

RESİM NEYİ ANLATIR?
Durmuş Akbulut, Etik Yayınları, sanat, 368 sayfa

Durmuş Akbulut ‘Resim Neyi Anlatır?’da, on altı ressama ait eserlerin nasıl ve ne şekilde yaratıldığını yorumluyor. Jean Dominique Ingres’in ünlü tablosu ‘Türk Hamamı’yla çalışmasına başlayan Akbulut, tablonun sanatsal özelliklerini ve oluşum sürecini detaylı bir bakışla ele alıyor. Buradan, Ingres’in tablosunda resmedilen kadınların rastgele tipler olmadığını, kimisinin sanatçının hayatına girmiş kadınlardan oluştuğunu, kimisinin de başka resim ve gravürlerden alınıp buraya yerleştirildiklerini öğreniyoruz. Buna benzer yorumları, diğer eserler için de yapan Akbulut, yazılarını göstergebilim, ikonografi ve edebiyatla da destekliyor.

MAVİ KÖPEĞİN GÖZLERİ
Gabriel Garcia Marquez, çeviren: Emrah İmre, Can Yayınları, öykü, 124 sayfa

‘Mavi Köpeğin Gözleri’, ünlü yazar Gabriel Garcia Marquez’in on iki öyküsünü bir araya getiriyor. Bu kitap, ‘Yüzyıllık Yalnızlık’ gibi, dünya edebiyat tarihinin en önemli yapıtlarından birine imza atmış Marquez’in ilk dönem eserlerini bir araya getirmesiyle önemli. Zira Marquez’in 1947-1955 yılları arasında kaleme aldığı bu öykülerin, yazarla adeta bütünleşmiş büyülü gerçekçilik tarzının nüvelerini oluşturduğu da söylenebilir. Yatalak genç bir adam, kedisinin bedenine girmek isteyen bir kadın, ikizinin yokluğuna tahammül edemeyen kardeş ve kurbanını bekleyen ölüm meleği, Marquez’in öykülerinde karşımıza çıkan karakterlerden birkaçı.