Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

KARANLIK
ZAMANLARIN ŞARKISI
Güney Gönenç, Yeni Umut Yayınları, anı, 127 sayfa

Üniversite yılları boyunca muhalif tavrından taviz vermeyen Güney Gönenç ‘Karanlık Zamanların Şarkısı’nda, Türkiye üniversitelerinin 1940’lı 50’li yıllarına dair anılarını kaleme getiriyor. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere, o dönemde bilim dünyasının içine hapsedilmek istendiği karanlık çukur, Gönenç’in anlatımının merkezini oluşturuyor. Gönenç, bir yandan Almanya’daki faşizmin karanlığından kaçıp Türkiye’ye sığınan, ama bir süre sonra sığındıkları ülkenin karanlık güçlerince geri püskürtülen Alman bilim adamlarını, öte yandan onlarla aynı dönemde üniversiteden uzaklaştırılan Türkiye’den bilim insanlarının hikâyesini anlatıyor.

FETHULLAH VE SUSURLUK
Nusret Senem, Kaynak Yayınları, siyaset, 612 sayfa

İşçi Partisi Sekreteri olarak Mart 2008’de Ergenekon davası kapsamında gözaltına alınan Nusret Senem, halen bu davadan tutuklu yargılanıyor. Senem ‘Fethullah ve Susurluk’ta, Fethullah Gülen hareketini; Emniyet, Jandarma, Genelkurmay ve MİT gibi kurumların bu harekete dair hazırladıkları raporlar üzerinden inceliyor. Kitabın temel tezi, Susurluk olayları ile ABD, CIA, NATO, Fethullah Gülen cemaati ve Ergenekon davası arasında belirgin bir ilişki olduğu şeklinde özetlenebilir. Kitabına, Gülen hareketine dair adı geçen kurumların hazırladığı raporları ele alarak başlayan Senem, Susurluk’tan sonra yaşananlara ve Ergenekon davasına uzanıyor.

SEVR DOSYASI
Cahit Kayra, Tarihçi Kitabevi, tarih, 371 sayfa

Sevr Antlaşması, altı yüz yıl hüküm sürmüş Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunu ilan etmişti. Cahit Kayra elimizdeki kitabında, söz konusu antlaşma etrafında savaşmış iki gücün hikâyesini anlatıyor. Kayra’nın bu güçlerden ilki, yabancılar ile onlarla işbirliği yapan yerliler ve dini yobazlar; ikincisi de, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının temsil ettiği bağımsızlık ve özgürlük taraftarı kesim. Kitap temelde, bu iki gücün boğuşmasının kapsamlı bir hikâyesini sunuyor. Günümüzde Sevr’i yeniden hayata geçirmek isteyenlerin bulunduğunu savunan Kayra’ya göre, Sevr Antlaşması sürecinde yaşananlardan çıkarılacak ciddi yaşamsal dersler bulunmaktadır.

KARANLIKTA YAZABİLİYORUM ANNE
Seher Duman, Kora Yayın, şiir, 94 sayfa

‘Karanlıkta Yazabiliyorum Anne’, Seher Duman’ın ilk kitabı. Kendisini kutluyoruz. Duman şiirlerinde, yaşamın kendisinde bıraktığı yansımaları okurlarıyla paylaşıyor. Duman, kitaba adını veren şiirinde şöyle diyor: “yine de uyanıyor / her sabah şehirler / çünkü onlar / hep birilerinin sevgilisidirler // paramparçayız tek parça zırhımızda / ölüm evrende ne kadar / küçük bir detaysa / yaşamak o kadar / koca bir yalan insana // o asi devrimci kız / vuruldu zamanın bilge kurşunuyla / şimdi ellerim seni anımsadığım gibi / pamuk pamuk çocuklarıma // aynanda yüzün yok / tarağınla açıyorum kalanımı / ve artık / karanlıkta yazabiliyorum anne!”

AVRAT PAZARINDAN HAREME
Ergun Hiçyılmaz, Destek Yayınları, tarih, 352 sayfa

Ergun Hiçyılmaz ‘Avrat Pazarından Hareme’ isimli elimizdeki kitabında, Osmanlı tarihindeki mahrem olayların izini sürüyor. Osmanlı’da esir ticareti, meşhur “Avrat Pazarı”, haremdeki cariyelerin padişaha sunulma biçimleri, üç kere cariyelerle evlenen Hacı Arif Bey, Yıldırım Bayezid’in yıldırım aşkı Marya Olivera, 2. Murad’a hediye edilen Mara Sermin Hatun, devlete borç veren padişah kadını, son hadım Tahsin Nejat Bey, padişahların kuvvet macunları, saray kaçamakları ve Ahmet Mithat Efendi ile Fitnat Hanım’ın aşkı, kitapta yer alan konulardan birkaçı. Kitap özellikle, Osmanlı devletinin yatak odası kapısını aralamak isteyenlere hitap ediyor.

TARİHE SÖZÜM VAR
Filiz Besim, Galata Yayınları, söyleşi, 216 sayfa

Filiz Besim, röportajlardan oluşan ‘Tarihe Sözüm Var’da, Kıbrıslı Türklerin siyasal ve toplumsal tarihine doğru bir yolculuk yapıyor. Kıbrıs’ın güneyinde, Trodos dağlarının eteklerinde bir dağ köyünde dünyaya gelen Besim’in bu çalışması, kendi ada köklerini araştırma isteğiyle ortaya çıkmış. Faiz Kaymak, Mehmet Zekâ Bey, Aydın Saimoğlu, Nejat Konuk, Nail Atalay, İsmail Bozkurt ve Mehmet Öneş gibi, Kıbrıslı Türklerin tarihinde önemli yer tutan birçok isimle söyleşiler yapan Besim, bu konuşmalardan aracılığıyla Kıbrıs’ın sözlü tarihine katkıda bulunuyor. Çalışma bu yönüyle, adanın 1940’lardan 2000’lere uzanan dönemine de ışık tutuyor.

EYLÜL VE KARANFİLLER
İlhan Çomak, Galata Yayınları, roman, 472 sayfa

İlhan Çomak’ın ‘Eylül ve Karanfiller’i, hem ümitli hem de karamsar ve gerilimli bir 12 Eylül hikâyesi olarak okunabilir. Çomak’ın 1977’den 12 Eylül 1980 sabahına uzanan romanı, ülkenin sadece o dönemini değil, aynı zamanda geleceğini de şekillendiren, allak bullak eden bir darbenin panoramasını çiziyor. Hikâye, muhalefetin büyük güç kazandığı üniversiteler, dünyayı değiştirme gücünü ellerine geçiren gençler ve bunların tam karşısında yer alan, tüm siyasal talepleri demir yumruğuyla ezmeye çalışan askeri yapı arasında gidip gelir. Çomak bu süreci, hukuk öğrenimi için İstanbul’a gelen idealist genç Sedat’ın yaşadıkları ekseninde anlatıyor.

Efendisiz demokrasi mümkün mü?

EFENDİSİZ DEMOKRASİ
Ali Rıza Gelirli
Kibele Yayınları
2011, 184 sayfa.

‘Efendisiz Demokrasi’, Ali Rıza Gelirli’nin son yapıtı. Kitap, birçok başlıklardan (denemelerden) oluşuyor ve bu başlıklar bizi (toplumu) çok yakından ilgilendiren konuların içine taşıyor. Sığ ve klişe söylemlerden uzak, derin düşünmemizin kapılarını aralayan bu eser, yeni bir demokrasi anlayışından (türünden) bahsediyor olması açısından son derece önemli.
Ali Rıza Gelirli, bir akademisyen olmamasına rağmen, çok önemli saptamalara imza atıyor; analizler yapıyor. Bunları yaparken oldukça alçakgönüllü… İfade etme tarzında inatçı ve keskin değil… Yanılabileceğini de okura hissettiren samimi bir üsluba sahip. Kitap, yirmi üç başlıktan (denemeden) oluşuyor. Bu başlıklar altında ele alınan konuların birçoğu, toplumun gündeminde olan, sıcak tartışmalar yaratan konular…
Yapıta adını veren ve aynı zamanda bu yapıtın omurgasını oluşturan ‘Efendisiz Demokrasi’ denemesinden alıntılar yaparak, bu konuyla ilgili farklı ve dikkat çekici söylemleri paylaşmak istiyorum:
“Tüm sorunlarımıza çözüm olarak sunduğum efendisiz demokrasi fikri, mağdurluğun ve dışlanmışlığın ortadan kalktığı, kendi geleceğimizi korumak üzere doğanın dengesinin muhafaza edilmesi temelinde oluşturulan bir fikirsel yaklaşımdır. Bu yaklaşım, ekolojik ve adalet hareketlerinin, yeryüzü kaynaklarının geleceğinin korunduğu, kaynaklar üzerindeki her türlü tekelin devre dışı olduğu bir hareket olmak durumundadır. (…) Efendisiz demokrasi yanlıları, uçurumun kıyısındaki yeryüzünü yeniden kazanma gibi bir sorumlulukla hareket edeceklerdir. Bunun için yeni bir demokrasi kültürü; neyin nasıl üretilip tüketileceğiyle ilgili yeni bağlanmalar gerçekleşecektir. Bu yeni demokrasi insanların gündelik faaliyetlerinden yola çıkarak, hükümetlerin, hükümetler arası kuruluşların ve şirketlerin işleyiş biçimlerini değiştirecek potansiyeli de üretebilecektir. Yaşama rağmen bir demokrasinin, yaşamla birlikte bir demokrasiye dönüştürülmesi ve bunun tüm yeryüzü ölçeğinde gerçekleştirilmesi esas alınacaktır.”
Ali Rıza Gelirli, kitabında “Peki; efendisiz demokrasi anlayışı (düşüncesi) gerçekleşebilir türden bir durum mu?” sorusuna da yanıtlar veriyor. Kendisinin düşüncelerine katılıp katılmadığımı, yine kendi kitabında yer alan ‘İnsan, Demokrasi ve Tahakküm’ adlı denemesinin son cümlesiyle yanıtlamak istiyorum: “Ne dersiniz, gerçekleşmesi olanaksız mı? Gerçekleşmesi olanaklı olanlara bal-kıldığında denemeye değmez mi?”
İsmail Biçer

HERKESİN HOCASI ERBAKAN
Ekrem Kızıltaş, Hayat Yayınları, biyografi, 576 sayfa

Ekrem Kızıltaş ‘Herkesin Hocası Erbakan’da, 27 Şubat 2011’de hayata veda eden Necmettin Erbakan’ın biyografisini kaleme getiriyor. Kronolojik bir sırayla oluşturulan çalışma, Erbakan’ın hayatının evrelerini, karşılaştığı olayları, siyaset yaşamının önemli aşamalarını ve kritik zamanlarda verdiği kararları anlatıyor. Kitap, Erbakan’ı yalnızca bir siyaset adamı olarak değil, aynı zamanda onun fazla bilinmeyen, buluşlar yapan bir mühendis, bir aksiyoner, bir fikir adamı ve inançlı bir Müslüman yönlerini de aydınlatıyor. Necmettin Erbakan’ın hayatı ve mücadelesini merkeze alan kitap, Türkiye’nin son 40 yılının bir panoramasını da çiziyor.

CHARLES DARWIN
Tim M. Berra, Doruk Yayınları, bilim, 141 sayfa

Uzun yıllardır Charles Darwin’in yaşamı üzerine konferanslar veren Tim M. Berra bu kitabında, Darwin’in hayatının ve çalışmalarının derli toplu bir sunumunu yapıyor. Darwin’in kişiliği ve onun oluşturduğu, insan zihninin ortaya koyduğu en büyük düşüncelerden olan evrim kuramıyla ilgilenenler için rehber bir çalışma olarak nitelenebilecek kitapta, Darwin’in hayata başladığı aile, ayrıcalıklı gençliği, keşif gezileri, olgunluk dönemi, evliliği, Down House’taki dönemi, günlük yaşamı ve ölümü anlatılıyor. Görsel malzemelerle de zenginleştirilen çalışma, Darwin’i hem bir bilim adamı hem de aile yaşamına düşkün nazik biri olarak resmediyor.

ESKİ ANADOLU
TÜRKÇESİ SÖZLÜĞÜ
Mehmet Kanar, Say Yayınları, sözlük, 813 sayfa

Mehmet Kanar ‘Eski Anadolu Türkçesi Sözlüğü’nde, 12. yüzyıldan başlayıp 14. yüzyıl başlarına kadar geçen dönem içinde Karahanlı Türkçesi ile Kıpçak Türkçesininin de izlerinin görüldüğü Oğuz Türkçesinin ayrıntılı bir sözlüğünü oluşturuyor. Bilindiği gibi eski Anadolu Türkçesi, İstanbul’un fethinden sonra oluşmaya başlayan divan edebiyatı ile yerini Osmanlı Türkçesine bırakmıştı. İşte eldeki çalışma, Hoca Dehhâni, Ahmed Fakîh, Yunus Emre, Sultan Veled, Aşık Paşa, Kadı Burhaneddin, Seyyid Nesîmî ve Şeyhî gibi önemli şairler ve yazarlar yetiştirmiş eski Anadolu Türkçesine dair mufassal bir sözlük olmasıyla önemli bir boşluğu dolduruyor.

AKIL OYUNLARI
George Lane, Doruk Yayınları, hobi, 226 sayfa

Zihinsel hesaplamada üç kez dünya şampiyonu olan George Lane, ‘Akıl Oyunları’ başlıklı bu kitabında, ustası olduğu matematiksel oyun tekniklerini okurlarıyla paylaşıyor. Kitapta, saniyeler içinde karışık hesaplamalar yapma; tam sayılarla çalışmanın ipuçları; süratli toplama, çıkarma, bölme ve çarpma işlemleri yapma; ondalık sayılarla kısa yoldan işlem yapma; kesirlerle hızlı işlemler gerçekleştirme; asal çarpanlarla başa çıkmanın en hızlı yolları ve para birimlerinin çabuk çevrilmesi gibi konular anlatılıyor. Kitap, matematikle uzmanlık derecesinde ilgilenenler kadar, matematik oyunlarını ilgi duyanlara da ziyadesiyle hitap ediyor.

MELEZLER
Robert J. Sawyer, çeviren: Nilgün Güngör, Abis Yayınları, roman, 393 sayfa

‘Melezler’, Robert J. Sawyer’ın ‘The Neanderthal Paralax’ isimli serisinin üçüncü romanı. Hatırlanacağı gibi Sawyer, serinin ilk iki kitabında, farklı bir tarih ve toplum görüşüne sahip Neandertal dünyasını anlatmıştı. Yazar, serinin elimizdeki kitabında da, bir Neandertal dünyalı Ponter Boddit ile Homo-sapiens sevgilisi Mary Vaughan arasındaki ilişkinin sıra dışı bir melezleşmeyle sonuçlanmasını hikâye ediyor. İkili, yasaklanmış Neandertal teknolojisinin yardımıyla, iki dünyanın birleşmesinin ilk örneği olan bir melez bebeği doğurmaya koyulacaktır. Fakat bu durum, hiç hesapta olmayan bazı büyük tehlikeleri de beraberinde getirecektir.

ATEİST AFORİZMALAR
Jack Huberman, çeviren: Sevinç Kayır, Maya Kitap, din, 390 sayfa

Jack Huberman’ın, ateist, agnostik, kinik, spiritüel ve tabi meşhur isimlerden yaptığı alıntılarla oluşturduğu ‘Ateist Aforizmalar’, hedef tahtasına dini saplantıları, köktendinciliği ve cahilliği koyuyor. Din, mantık, laiklik, bilim ve Aydınlanma gibi konularda, dünya çapında uzun yıllardır büyük bir çekişme yaşanıyor. Bu çekişmeye ateistler cephesinden dahil olan Huberman, dine karşı aşırı saygı gösterildiğini ve din ile verili alışkanlıkların, özenle eleştirel bir gözlemden geçirilmediğini savunuyor. Huberman, Amerika’da büyük bir satış rakamına kavuşan çalışmasıyla, dünya çapındaki köktendincilik ve cahillikle hesaplaşıyor.

TÜRKİYE’NİN DOĞUM SANCILARI
Harold Armstrong, çeviren: Ekin Uşşaklı, Mızrak Yayınları, inceleme, 254 sayfa

Daha önce Türkçeye kazandırılan ‘Bozkurt’ adlı kitabıyla hatırlanacak Harold Armstrong, elimizdeki çalışması ‘Türkiye’nin Doğum Sancıları’nda, kendi hikâyesinden yola çıkarak Türkiye’nin 1916-1923 arasındaki sekiz yıllık dönemine odaklanıyor. 1916’daki Kut-ül Amar savunması ile başlayan kitap, Kurtuluş Savaşı’nın ertesinde 1923’te kurulan Yeni Türkiye ile bitiyor. Armstrong, Kut-ül Amar kentinin savunma subayıyken Türklere esir düşmesini, İstanbul hapishanesindeki tutsaklığını, Osmanlı’nın çöküşünü, Anadolu’da başlayan Kuvayi Milliye hareketini, Türk-Yunan Savaşı’nı, İstiklal Savaşı’nın kazanılmasını ve Yeni Türkiye’nin kuruluşunu anlatıyor.

Geçmişin izinde

FRANSIZ KAL AYVALIK
Mustafa Sağlamer
Cumhuriyet Kitapları
2011, 176 sayfa.

Gazeteci Mustafa Sağlamer, bir gazetecinin iyi bir edebiyatçı da olabileceğinin örneğini veriyor bize. Bir ‘novella’ örneği sayılabilecek ‘Fransız Kal Ayvalık’, yazarın ilk öyküsü olmasına karşın anlatım yeteneği, dili ve kurgusu ile usta bir kalem ürünü olduğunu kanıtlıyor.
Tarsus Amerikan Koleji öğrencisi iken babasının Almanya’ya çalışmaya gidip bir daha dönmemesi ve annesinin kahrından ölümüyle hayatı trajik biçimde değişen Mahmut, okulu bırakmak zorunda kalır. İstanbul’a gelir, böylece bir ‘şehir hikâyesi’ başlar. Bir postanede iş bulur ve evlenir. Ama hayat Mahmut için sürprizlerle doludur. Anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla hayatı bir kez daha değişir; işini bırakmak zorunda kalır ve PVC kimlik kaplama işiyle zar zor geçimini kazanmaya başlar. İlerleyen yaşına rağmen Mahmut’un aklından çıkaramadığı iki saplantısı vardır; babasının izini bulmak ve sadece sesini duyarak âşık olduğu kadını bulmak. Hayatındaki asıl sürprizler Mahmut’un bu iki amacını gerçekleştirmeye çalışmasıyla başlar.
Sağlamer, okuyucuyu şaşırtan ve beklentileri tersyüz eden bilmecemsi öyküleme anlatımını başarılı biçimde kullanmış. Kişi ve mekân seçimlerinde romanlarda görmeye pek alışık olmadığımız hayatın gerçekçi, yalın ve sıradan yönlerini göstermekten çekinmemiş. Bu doğrultuda psikolojik analizlere, felsefi değerlendirmelere, sanatsı mekan anlatımlarına girmemeyi tercih etmiş. Öyküde geçen mekanların, kişilerin hatta Mahmut’un kişisel özelliklerinin bile nitelenmesini gereksiz bulmuş.
Kahramanın yaşamı Cardiganlı bir Gal olan Talesin Lodwick ile çarpıcı bir şekilde kesişir. Kahramanın babasıyla ilgili bilmediği bir gerçeğin ortaya çıkması, Talesin’in çaresizlik içinde yaşamını sürdürme mücadelesinin aydınlanmasıyla son bulur. Bu şaşırtıcı son, Buket Uzuner’in “Gelibolu” romanını hatırlatıyor. Öyküde okuyucuyu asıl şok eden, Mehmet Tezkan’ın ifadesiyle “ters köşe” eden olay, ünlü bir işadamı cinayetiyle ilgili gelişmelerdir. Yazarın cinayet kurgulamasındaki mükemmel senaryosu, gazetecilik deneyimlerindeki kazanımlarını nasıl ustaca kullandığını gösteriyor. Yazarın öyküde Müzeyyen Senar, Mahzuni Şerif, Musa Eroğlu, Ferhan Şensoy, David Carradine, Tom Cruise gibi popüler kişilere ve güncel konulara yer vermesini yine gazeteciliğinin bir yansıması olarak değerlendirebiliriz.
Raye Askın

MODERNİTE VERSUS POSTMODERNİTE
Derleyen: Mehmet Küçük, Say Yayınları, sosyoloji, 528 sayfa

Postmodern söylem ve bunun çevresinde gelişen tartışmalar, Türkiye’de genel olarak pek misafirperverce karşılanmadı. Bunun için dile getirilen gerekçelerden biri, postmodern söylemin “kafa karışıklığı” yaratıyor olmasıydı. İşte Mehmet Küçük’ün derlediği ve ilk baskısı 1993’te yapılan bu kitap, postmodern düşünce alanında kalem oynatmış belli başlı isimlerin üretimlerini bir araya getiriyor. Küçük’ün modernite ve postmoderniteyi anlaşılabilir bir üslupla değerlendirdiği sunuş yazılarından oluşan bölümle başlayan kitap, devamında, modernite ve postmodernite konularını geniş bir çerçevede irdeleyen farklı düşünürlere ait çeviri metinlere yer veriyor. Son bölümde de, modernite ve postmoderniteye dair öne çıkan tartışmaların benzeştiği ve ayrıştığı noktalar, yine muhtelif isimlerin makaleleri üzerinden ele alınıyor.

ARÎ MİTİ
Leon Poliakov, çeviren: Yakup Kaya ve Ahmet Yıldırım, Epos Yayınları, siyaset, 411 sayfa

Irkçılık, anti-semitizm ve tarihleri üzerine çalışan Leon Poliakov, ‘Arî Miti’ başlıklı elimizdeki kitabında, Avrupa’da ırkçı ve milliyetçi fikirlerin izini eski çağlardan bugüne izliyor. Poliakov, kitabının ilk bölümünde, İspanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Almanya ve Rusya gibi Avrupa ülkelerindeki mitlerin eski kökenlerini araştırıyor. Yazar çalışmasının ikinci bölümünde de, kapsamı daha da genişletiyor ve Âdem efsanesinden bugüne uzanarak, arî kökenleri mitinin Avrupa’da izlediği tarihsel/kültürel seyri ortaya koyuyor. Kökenleri aramanın, kişinin kimliğini ataları aracılığıyla bulmaya çalışmasının, bütün çağlar ve kültürler boyunca daima insan gruplarının ilgisini çektiğini söyleyen Poliakov, bunun önünün alınmaması halinde, nasıl bir ırkçı-milliyetçi aşırılığa doğru yol alabileceğini gözler önüne seriyor.

MULTIPL SKLEROZ MANİFESTOSU
Jolie Stachowiak, çeviren: Gülşen Akman Demir, Logos Yayıncılık, tıp, 337 sayfa

Uzun yıllarını multipl skleroz (MS) hastalığıyla mücadele ederek geçiren bir akademisyen olan Jolie Stachowiak, ‘Multipl Skleroz Manifestosu’ başlıklı elimizdeki kitabında, bu hastalıktan mağdur olanlar için atılacak adımları ve izlenecek ilkeleri anlatıyor. MS hastalığıyla başa çıkmada kişisel olarak geliştirdiği yaklaşımları özetleyen Stachowiak’ın kitabı, böylesi birebir deneyime dayanmasıyla pek çok MS hastasının duygularına tercüman olacak nitelikte. Bilindiği gibi MS, genç insanları hayatlarının en aktif ve üretken dönemlerinde etkileyen kronik bir hastalık. Eldeki rehber kitapta, kullanılan ilaçların niteliğinden doktor seçiminde dikkat edilmesi gereken hususlara, hastalığın arkadaş çevresi ve aileye nasıl anlatılacağından hastaların kendilerini nasıl savunabileceklerine kadar pek çok konu ele alınıyor.

SİNEMATOGRAFİ
Blain Brown, çeviren: Selçuk Taylaner, Hil Yayınları, sinema , 371 sayfa

Sinematografi, hareketli görüntüden istenen anlamı elde etmenin koşullarını sağlama etkinliği olarak özetlenebilir. İşte Blain Brown’ın ilk kez 2006’da yayımlanan ve şimdi üçüncü baskısıyla raflardaki yerini alan ‘Sinematografi’si, film çekmenin temel kavramlarını, yöntemlerini ve teknik detaylarını anlaşılabilir bir üslupla kaleme getiriyor. Kitapta, sahnenin yapı taşlarından tasarım ve görsel düzenleme ilkelerine; pozlama, ışık ve ışıklandırmadan kameranın her türlü kullanımına, renkler ve görüntü denetimine kadar, sinematografik sürecin pekçok aşaması irdeleniyor. Brown, ‘Kuram ve Uygulama’ alt başlığını taşıyan çalışmasında bunun yanı sıra, kameramanlar, elektrikçiler ve setçiler gibi, film yapımında görev üstlenmiş ekibin, set prosedüründe nasıl çalışmaları gerektiği konusunda da önemli ipuçları veriyor.

İSTANBUL’UN 100 ROTASI
sanat yönetmeni: Gültekin Çizgen, Kültür A. Ş. Yayınları, gezi, 199 sayfa

‘İstanbul’un 100 Rotası’, bir rehber kitap olmaktan öte, belli bir zaman yapısı içinde İstanbul’un hangi yerlerinin nasıl bir rotayla gezilebileceğini ele alıyor. Kitaptaki 100 rota, şehrin coğrafyasına göre düzenlenmiş, görülecek yerler üzerine özet bilgiler verilmiş. Farklı fotoğrafçıların çalışmalarıyla zenginleştirdikleri kitap, günlük zaman dilimleri içinde şehri bölge bölge gezip görmek için biçilmiş kaftan. Kitapta, İstanbul’un görülmesi gereken belli başlı yerleri kadar, kitapçıları, balık restoranları, kafeleri, muhallebicileri, alışveriş merkezleri, çarşıları, halıcıları ve kafeleri gibi kültürel mekânlarına da yer veriliyor.

NIETZSCHELERİN ŞÖLENİ
Jacques Derrida, derleyen ve çeviren: Ali Utku ve Mukadder Erkan, Otonom Yayınları, felsefe, 250 sayfa

‘Nietzschelerin Şöleni’, ünlü Fransız düşünür Jacques Derrida’nın Friedrich Nietzsche okumalarından oluşuyor. Kitapta, Derrida ve Richard Beardsworth arasında gerçekleşen Nietzsche konulu bir söyleşi de yer alıyor. Derrida, dört bölümden oluşan kitabında, bir yandan Nietzsche sorununa özgün yorumlar getirirken, diğer yandan Nietzsche’nin felsefesinde kendi söylemine bir zemin aralıyor diyebiliriz. Nietzsche’nin ismi, imzası ve metni üzerinden genel yorum politikası; devletin özel ideolojik aygıtı olarak öğretim kurumları ve üniversite; demokrasi sorunu; adaletin mümkün olup olmadığı ve Yeni Mesihçilik, kitapta ele alınan konulardan birkaçı.

PRANGALARI DÜŞTÜ
AYAKLARIMIN
Gönül Aktürk, Kora Yayın,
şiir, 77 sayfa

Gönül Aktürk, ‘Prangaları Düştü Ayaklarımın’da, hayatı imgelerle anlatmaya ve paylaşmaya koyuluyor. Aktürk, ‘Galiba’ adlı şiirinde şöyle diyor: “İşlenmiş madde madde ağırlaştırılmış / Tıka basa öfke / Gem vurulmuş topluma / Gemin ucu, ipi kopuğa verilmiş // İzleri var hâlâ semtimde / Ağır bir bilanço / Tüm çocukların bedeni kaşelenmiş / Yoksulluk 01 seri numaralı // Kimi dışlanmış kimi harcanmış / kimi başkaldırışa fişlenmiş / Ey içimdeki çığlık bir daha bağır / İnsanlık bitmiş // Susturulmuş tarih sıkıştırılmış / Patlamak üzere bir bomba gibi / El ayak değmesin birilerine özelleştirilmiş / Genleri bozulmuş hormonlaşmış şartlar (...)”

PONTUS MACERASI
hazırlayan: Hadiye Yılmaz, Tarihçi Kitabevi, tarih, 240 sayfa

Hadiye Yılmaz’ın ‘Arşiv Belgeleri Işığında Pontus Meselesi’ adlı kitabından yaptığı özetlerden oluşan eldeki kitap, Doğu Karadeniz bölgesinde 1920 yılında başlayıp 1923’ün başlarında sona eren Pontus isyanının öncesinde ve sonrasında yaşanan gelişmeleri araştırıyor. Kitabını, yeni ortaya çıkan belgelerle destekleyen Yılmaz, Pontus meselesinin kökenleri, Yunanlıların Doğu Karadeniz’e gelişi, Pontusçuların belli başlı iddiaları, Batılı devletler ile İstanbul Ortodoks Patrikhanesi’nin bu konudaki tutumu, Pontus isyanının başlaması, ve nihayet, Merkez Ordusu’nun kurularak isyanın uzun yıllardan sonra bastırılması gibi konuları ele alıyor.

ARAPLARA SATILAN
KIZLARIMIZ
Neriman Cahit, kendi yayını, araştırma, 684 sayfa

Emekli öğretmen-gazeteci-yazar Neriman Cahit, ‘Araplara Satılan Kızlarımız’da 1920 ile 1950 yılları arasında Kıbrıs Türklerinin kız çocuklarını Araplara eş olarak satmasını ve bu trajediyi doğuran ekonomik ve toplumsal nedenleri anlatıyor. Konu hakkında bugüne kadar çıkan yayınlardan alıntılarla kitabın içeriğini zenginleştiren yazar, Ürdün’e giderek bu ‘hâlâ kırgın’ kızlardan bazılarıyla görüşme imkânı da bulmuş. Derin bir araştırmanın meyvesi olan kitap, unutulmaya yüz tutmuş bu ayıbı bir kez daha hatırlatıyor.