Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

DÜŞ YOLCUSU
Emin Ersöz, Yediveren Yayınları, roman, 229 sayfa

Emin Ersöz, fantastik romanı ‘Düş Yolcusu’nda, Gazi isimli baş karakterinin başına gelen olayları hikâye ediyor. İstanbul’un dışında kalmış Kavaklı’da yaşayan Gazi, sabah okula gitmek için yola koyulduğunda, büyük bir sisin herbir yanı kapladığını görür. Bu sis, kahramanımızı gerçeküstü bir dünyaya davet edecektir. Bu yeni dünyada Gazi, bir yandan asıl yaşadığı hayata dönmek için uğraşırken, bir yandan da burada gördüğü ilginç insanların cazibesine kapılacaktır. Gazi, beklenmedik bir şekilde savrulduğu bu düş dünyasında, gerçek hayatın görünmeyen ayrıntılarını keşfedecek ve bunun peşi sıra, kendi kişiliğinde de dönüşüm yaşayacaktır.

ŞEHİRSEL BEDENLER
Thierry Paquot, çeviren: Zeynep Bengü, Everest Yayınları, anlatı, 135 sayfa

Türkçeye daha önce çevrilen ‘Lükse Övgü’ ve ‘Bir Sanattır Öğle Uykusu’ adlı kitaplarıyla bildiğimiz Thierry Paquot, ‘Şehirsel Bedenler’de, eleştirel bir gözle şehir ve beden arasındaki ilişkiye odaklanıyor. “Bedenlerimiz kentsel kurallara nasıl uyum sağlıyor?” sorusunun yanıtını arayan Paquot, mekânda bir yolculuğa çıkarak bireyin hareket halinde ya da durağan bedenini gözlemliyor. Çalışma, şehir yaşamının bedeni nasıl güçlü bir şekilde engellediğini ve bu durumda insanların, taşra hayatının aksine, şehirde kendilerini bile tanımadan, nasıl gitgide daha maddeci bir anonimlik içinde birbirlerinin yanından geçip gittiklerini ortaya koyuyor.

8EKİZ NUMARALI VURUCU
Hakan Yel, Altın Kitaplar, roman, 495 sayfa

PKK ile mücadelede askerin yerine özel savunma sisteminin kurulması, Türkiye’de son dönemin önemli gündem maddelerinden. Hakan Yel, gerilim romanı ‘8ekiz Numaralı Vurucu’da, Güneydoğu’da sürdürülen savaşta, devletin kendini geri plana iterek alanı özel sektöre açmasını konu ediniyor. Bölgede otuz yıldır süren savaşta, siyasî irade, devletin fazlasıyla yıprandığını düşünmekte; bunun için de özel sektörün geliştirdiği “Üstün Asker Tasarısı”na sıcak bakmaktadır. Tam bu aşamada, PKK arşivlerini taşıyan bir uçak İran sınırları içine düşer. Örgütün çok önemli olan bu arşivlerini ele geçirebilmesi, şirketin rüştünü ıspatlayacağı yegane fırsattır.

USTA BİR SAHTEKÂRIN ANILARI
Wiliam Heaney, çeviren: Ayça Çiftçi, Final Kültür-Sanat Yayınları, roman, 368 sayfa

William Heaney ‘Usta Bir Sahtekârın Anıları’nda, bir sahtekar olarak çevirdiği dümenleri anlatıyor. Heaney’nin asıl mahareti, kopya kitaplar, sahte metinler üretip insanları kandırmak. Jane Austen’in müzayedelik olmuş bir eserinin sahte kopyalarını üretip fahiş fiyattan satmak, buna verebileceğimiz örneklerden sadece biri. İşte, şaraba ve Londra’nın tarihi barlarına düşkün olan Heaney, kendisinin başkahramanı olduğu romanında, hayatı boyunca yaptığı dalavereleri, pişmanlıklarını ve peşini bırakmayan “iblisler”i okurlarıyla paylaşıyor. Tabi söz konusu Heaney olunca, uyarmakta fayda var: bu romandaki hikâyeler de pekala düzmece olabilir.

TEMİZE HAVALE
Juli Zeh, çeviren: Sevinç Altınçekiç, Metis Yayınları, roman, 189 sayfa

Türkçede de bilinen kalemlerden olan Alman yazar Juli Zeh, ‘Temize Havale’ adlı son romanında, eleştirel tavrından taviz vermeyen bir üslupla, içinde bulunduğu Batı toplumunun değerleriyle yüzleşiyor. Yazar bunu yaparken de, çok basit bir kavram üzerinden; Batı’nın temizlikle kurduğu ilişkinin ayrıntıları üzerinden ilerliyor. Zeh’in romanı, baş kahramanı Mia Holl’un karmaşık ve belirsiz hayat hikâyesi aracılığıyla, bir sistemin bedenler üzerinde hijyeni ve sağlığı kullanarak nasıl devasa bir tasarruf kurduğunu ortaya koymasıyla dikkat çekiyor. Zeh romanında, Batı dünyasını irade ve vicdandan yoksun, adaletsiz bir sistem olarak resmediyor.

İNSANI AŞAN KAN
Mustafa Celep, Okur Kitaplığı, şiir, 86 sayfa

2007’de yayımlanan ‘Ateş Bandosu’, şu an öğretmenlik yapmakta olan Mustafa Celep’in ilk şiir kitabıydı. ‘İnsanı Aşan Kan’ adlı elimizdeki kitap ise, Celep’in yeni şiirlerini bir araya getiriyor. Kitaba adını veren şiirden bir alıntı: “Yıl: 2007, kanı kutsadı insan, bir eprimeydi, / bir çürüyüş belirtisi / İnsan konuşmak için evlere sığındı bir yalnızlık ağrısından / bir akıl ağrısından / Ölüm sadece bir kelimeydi bir kelime olarak kaldı / insanın tanımında / Sadece kan konuşuluyordu sadece yorgunluklar / Kan konuşuluyordu biteviye sokaklar caddeler boyunca / İnsanı aşan kanın tanımı yapılmadı insan kanla anıldı anılacak (...)”

FABL İLE EĞİTİM
Fatih Tepebaşılı, Çizgi Kitabevi, eğitim, 174 sayfa

Fatih Tepebaşılı, ilgi çekici çalışması ‘Fabl ile Eğitim’de, Gotthold Ephrahim Lessing’in fabl teorisini farklı açılardan inceliyor. Aydınlanma döneminde, fabl açısından yaşanmış bazı önemli gelişmeleri irdeleyerek çalışmasına başlayan Tepebaşılı, fabl tarihinde önemli yeri olan Gottsched, Leipniz, Wolff gibi isimlerin görüşlerini irdeliyor. Daha sonra, Lessing’in geliştirdiği fabl tanımını detaylı bir biçimde ele alan Tepebaşılı, Lessing’in görüşleri ışığında, fabllara eğitim alanında nasıl başvurulabileceğini araştırıyor. Fabl karakterlerinin derli toplu bir şekilde ele alındığı kitapta ayrıca, örnek fabl metinlere de yer veriliyor.

Harem tarihinde mahrem bir gezi

AVRAT PAZARINDAN HAREME
Ergun Hiçyılmaz
Destek Yayınları
2011, 352 sayfa.

Ergun Hiçyılmaz, ‘Avrat Pazarından Hareme’ isimli kitabında, okuru Osmanlı saray hayatının tarihinde ilginç ve çarpıcı bir geziye çıkarıyor. Esir pazarlarından başlayan bu gezi, hareme geçerek, cariyeliğin dramını, gerilimini, acılarını, erotizmini ve inceliklerini anlatıyor. Kitabın kahramanlarını, şehzadeler, padişahlar, Osmanlı yabancı gelinleri oluşturuyor. Dönemin, yabancılar gözünden Osmanlı ve saray hayatı gözler önüne serilirken, farklı bakış açılarına da tanık oluyoruz.
Hiçyılmaz, Osmanlı’daki esirlik tarihine değinirken, 1854’te Sultan Abdülmecid’in yasaklamasına kadar süren bu esir alım satımının, en yoğun yaşandığı zamanın yükselme devri olduğunu söylüyor. En değerli kabul edilen kölelerin saraya alıkonduğunu ve sarayda çeşitli hizmetler için kullanıldığını belirtiyor.
Hiçyılmaz, saray tarihinin mahrem sokaklarını gezerken, Batı dünyasında Harem denilince Osmanlı’nın akla geldiğini ancak, daha öncesinde Emevi, Abbasi, İran ve Bizans’ta da harem yaşantısının olduğunu söylüyor. Dönemin Batı dünyasının Osmanlı’ya bakışında kimi zaman hayranlık, kimi zaman kıskançlıkla küçümseme arasında sıkışmış duyguların hâkim olduğu anlaşılıyor. Hatta kılık değiştirip hareme sızmaya çalışanlar olduğunu öğreniyoruz ki, Fransız Protestan Papazı Motraya bunlardan biri. Binbir türlü entrikaların ve aşk oyunlarının döndüğü, güzelliğin ve aşkın kimi zaman acıyla, kimi zaman da kanla yoğrulduğu gizli saray bölmeleri olan haremler...
Osmanlı’nın yabancı gelinler durağında, ilk yabancı gelin Nilüfer Hatu’ndan başlayarak, Yıldırım Bayezid’ın yıldırım aşkı Marya Olivera’ya, Hafsa Sultan’a, Muhteşem Süleyman’ın Hürrem Sultanına, Nurbanu Sultan’a, Safiye Sultan’a, Kösem Sultan’a misafir oluyoruz.
Sözü edilen dönemde, bugüne ait iletişim araçlarının olmaması nedeniyle, dönemin âşıklarının mesajlaşmadan eksik kaldığı sanılmasın. Şemsiye, tespih, fes ve peçe gibi aksesuarların mesajlaşma araçları olduğunu söyleyen Hiçyılmaz’ın verdiği örneklerden birkaçı; Kızın peçesini düzeltmesi: “Selam.”, peçeyi kapayıp açması: “Yatsıdan sonra gel...”, erkeğin fesini birkaç kere başına koyup çıkarması: “Bu kadar naz yeter.”
‘Avrat Pazarından Hareme’yi okumanın, dönemin ruhunu anlamak için bir gereklilik olduğunu düşünüyorum.
Sevim Kahraman

PAULO COELHO: BİR SAVAŞÇININ YAŞAMI
Fernando Morais, çeviren: Samim Sakacı, Can Yayınları, biyografi, 517 sayfa

Fernando Morais’in üç yıl boyunca üzerinde çalıştığı elimizdeki kitabı, başta ‘Simyacı’ olmak üzere, ‘Veronika Ölmek İstiyor’, ‘Brida’, ‘Hac’ ve ‘Elif’ gibi romanlarıyla dünya çapında ün kazanmış Paulo Coelho’nun kapsamlı bir biyografisini sunuyor. Coelho’nun yaşamının ayrıntılarına inen Morais, kitap için Coelho’nun özel ilişkilerinden kullandığı ilaçlara kadar birçok detayı araştırmış. Kitapta, Coelho’nun çocukluk ve gençlik dönemi, Amerika’yı keşfetmesi, kitaplarının yazılma süreci, yayıncılarla ilişkisi ve hayatında hangi insanların yer ettiği gibi birçok konu yer alıyor. Coelho’nun filmlerde rol alması ve öğrencilere tiyatro dersleri vermesi gibi, kendisi hakkında pek bilinmeyen bazı detayların da bulunduğu kitapta, Coelho’nun hayatının farklı dönemlerine ait birçok fotoğrafın yer aldığını da belirtelim.

MAVİ GÖZLÜ ÇOCUK
Joanne Harris, çeviren: Seda Hauser, Altın Kitaplar, roman, 575 sayfa

Çoksatar kitapların yazarı Joanne Harris, ‘Mavi Gözlü Çocuk’ adlı elimizdeki romanında, sınırları zorlanan fantezilerin tehlikeli bir şekilde sonlanmasını anlatıyor. Romanın başkahramanı B.B., kırk iki yaşında olmasına rağmen, hâlâ annesiyle yaşamaktadır. Bu ilişki, artık güçlü bir bağlılık olmaktan öte, B.B.’nin annesine karşı hissettiği muazzam bir nefrete dönüşmüştür. Dış dünyadan neredeyse tümüyle yalıtılmış B.B.’nin tek sosyal hayatı ise, kendisinin kurduğu bir web sitesidir. Kahramanımızın hayatındaki biricik tutku ise, sitesi aracılığıyla tanıştığı Albertine adlı bir kadındır. Yaşadığı büyük umutsuzluk ve annesine duyduğu nefretle baş etmeye çalışan B.B., kendini tehlikeli bir fanteziye kaptırmaya başlamıştır. Gerçeğe dönmesi ihtimal dahilinde olan bu fantezi de, her şeyden habersiz annenin öldürülmesidir.

GEY VE LEZBİYEN YAZINI
yayına hazırlayan: Hugh Stevens, çeviren: Kıvanç Tanrıyar, Sel Yayınları, inceleme, 336 sayfa

İngiliz Dili alanında uzman bir isim olan Hugh Stevens’ın hazırladığı ve birçok yazarın katılımıyla ortaya çıkan ‘Gey ve Lezbiyen Yazını’, lezbiyen ve gey kültürü ile ilgili bir dizi temayı tartışıyor ve bu temaların edebi metinlerde nasıl ele alındığını gösteriyor. Konu hakkında rehber bir çalışma olarak düşünülebilecek kitapta yer alan bölümler, lezbiyen ve gey araştırmalarının içindeki ses ve yaklaşım çokluğunu olduğu kadar, günümüz queer hayatının farklılıklarını da yansıtıyor ve eşçinselliğe dair soruların sık sık politika ve kültürün diğer yönleriyle çakıştığını gösteriyor. Kitapta, eşcinsellik ve edebiyat; gey kurmacasında normallik ve queerlik; transgender kurmaca ve politika; günümüz lezbiyen ve gey kurmacasında geçmişle karşılaşmak; lezbiyen ve gey aşk şiiri ve AIDS edebiyatı gibi birçok konu irdeleniyor.

OSMANLI VE BALKANLAR
derleyen: Fikret Adanır ve Suraiya Faroqhi, çeviren: Beril İdemen, İletişim Yayınları, tarih, 496 sayfa

Alanlarında uzman tarihçilerin incelemelerinden oluşan ‘Osmanlı ve Balkanlar’, Güneydoğu Avrupa tarihinde önem taşıyan konulara eğilerek, Osmanlı İmparatorluğu tarihyazımına hakkında süregelen tartışmalara katkıda bulunuyor. Kitaptaki makaleler, son dönem Osmanlı tarihyazımında kimlik tanımlamaları ve kalkınma stratejileri; Kemalist dönem tarihyazımında Osmanlı İmparatorluğu; Cumhuriyet Türkiyesi tarihyazımında gayrimüslim azınlıklar; bir tarihyazımı sorunsalı olarak Balkanlar’da İslamlaşma ve 16. yüzyıldan 19. yüzyılın başlarına Osmanlı bölgeleri ve ayan gibi, halen tartışılmakta olan birçok konuyu ele alıyor. Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Christoph K. Neumann, Klaus-Peter Matschke, Büşra Ersanlı, Herkül Milas, Johann Strauss, Antonina Zhelyazkova, Fikret Adanır, Géza Dávid, Pál Fodor ve Suraiya Faroqhi.

KAZANMAK UĞRUNA
Dick Francis ve Felix Francis, çeviren: Çağdaş Günerbüyük, Epsilon Yayınları, roman, 358 sayfa

İki yazarlı ‘Kazanmak Uğruna’, savunma avukatı Geoffrey Mason’ın başından geçenler üzerinden, kazanmak için her yolu mubah gören hırslı insanların dünyasını anlatıyor. Hukuk kariyerini fazlasıyla sıkıcı bulan Mason, hayatını daha renkli hale getirebilmek için amatör jokeylik yapmaktadır. Tam bu esnada, Mason’ın jokeylik kulübünden bir arkadaşı, vahşice bir cinayete kurban gider. Cinayetin en önde gelen şüphelisi, jokey şampiyonu Steve Mitchell’dır. Avukat, ister istemez içine çekildiği bu cinayeti aydınlatmaya çalışırken, kazanmak için her yola başvuran, hırslarının ve yalanlarının esiri olmuş insanların acımasız dünyasını keşfedecektir.

ARAF
Tomás Eloy Martínez, çeviren: Barış Yıldırım, Apollon Yayıncılık, roman, 230 sayfa

Tomás Eloy Martínez, 70’li yıllardan günümüze uzanan bir kurgu üzerine inşa ettiği ‘Araf’ta, Güney Amerika’yı ezen faşist şiddet makinesinin hikâyesini, iç içe geçmiş trajik öyküler yoluyla anlatıyor. Roman, 1976 yılında Arjantin’de, Simón Cardoso’nun askerler tarafından gözaltına alınmasıyla açılır. Cardoso’dan bir daha haber alınamaz. Fakat otuz yıl sonra Cardoso’nun karısı Emilia, Amerika New Jersey’deki bir barda, kaybettiği kocasının sesini duyar. Bu ses, hem gerçek hem de acı veren bir yanılsama olabilir ve kulağına gelen sesin izini süren Emilia da, hayatları kendisinin yaşadıklarıyla kesişen farklı karakterlere ulaşacaktır.

SONRA HAYAT YENİDEN BAŞLAR
Mustafa Mutlu, Doğan Kitap, roman, 222 sayfa

‘Rica Etsem Saçımı Okşar mısınız?’ adlı ilk romanı 2010’da yayımlanan gazeteci Mustafa Mutlu, yeni romanı ‘Sonra Hayat Yeniden Başlar’da, bir ailenin hayatını merkeze alarak Türkiye toplumunun bir panoramasını çizmeye koyuluyor. Farklı hayallere sahip bireyleri aynı aile içinde bir araya getiren Mutlu, tüm zorluklara rağmen geleceğe dair ümitlerini kaybetmeyen, dışarıdan bakıldığında huzurlu görünen ama gerçekte büyük acılar yaşayan insanların hikâyesini anlatıyor. Öyküye konuk olan ve ilk başta sıradan özelliklere sahipmiş gibi görünen bu aile, aslında ülkenin gelgitli tarihiyle de iç içe geçmiş önemli dönüşümlere tanık olacaktır.

KOPOY
Barış Andırınlı, Hayy Kitap, roman, 280 sayfa

‘Kopoy’, Barış Andırınlı’nın ilk kitabı. Kendisini kutluyoruz. Andırınlı burada, taşradan kalkıp İstanbul’a gelen Osman isimli karakterinin, bu şehirdeki hayatla ve insanlarla yaşadığı çatışmayı hikâye ediyor. Anadolu’nun taşrasında yaşadığı sıradan hayattan sıkılan Osman, İstanbul’a gelerek burada bir iş hanında yaşamaya başlar. Kahramanımızın yolu burada, çocukluk arkadaşı Kerem ve onun nişanlısı Banu ile kesişecektir. Fakat kısa bir süre sonra Osman, Banu’ya saplantılı bir ilgi duymaya başlar. Şehirde bir türlü başarılı olamaması ve aşırılığa varan bu tutkusu Osman’ı, çok geçmeden hayatın aşırı uçlarına, sınırlara doğru itecektir.

UYURGEZER DERVİŞ
Ahmet Ş. Doğan, Hayal Yayınları, roman, 184 sayfa

Ahmet Ş. Doğan’ın, farklı bir tekniği denediği ‘Uyurgezer Derviş’, aforizma ile roman tekniğini bir araya getirmeyi amaçlıyor. Yazar, romanının her bölümünü bir aforizmayla başlatıyor ve ardından bu aforizmaların anlamlarını, başkahramanı Uyurgezer Derviş’in yorumları ve yaşadıkları yoluyla anlatmaya koyuluyor. Roman böylece, “Düşen birini gördüğün vakit, sen de düş”, “Kaybetmek için iyilik, kazanmak için kötülük yap”, “Aşk insanın kendi kendisini sevmesidir” ve “Bir yanlış desteklendiği sürece doğrudur” gibi aforizmalar üzerinden ilerlerken, Uyurgezer Derviş’in bu aforizmalar karşısında kendini nasıl konumlandırdığını anlatıyor.

BU DEFA ÇOK FENA
küçük iskender, Sel Yayınları, şiir, 112 sayfa

‘Bu Defa Çok Fena’, Türkiye şiirinin asi ve özgün isimlerinden küçük iskender’in yeni şiirlerinden oluşuyor. küçük iskender bu şiirlerinde, bazen hüzünlü, bazen ironik ve bazen eleştirel bir üslupla, Türkiye toplumuna sinmiş acıların ve eziyetlerin imgelerini kuruyor. Şair, ‘lüzumsuz uyuşturucu’ isimli şiirinde şöyle diyor: “Katil benim.. diye bağırdı ceset / Elimdeki güzel kâğıdı / büyük bir gürültüyle çarptım masaya / Senden başka memlekette yaşayamam sevgilim dedim / Hiç kimse tek başına yalnız değildir // Bütün bu kopukluklarla karnımı doyur / Durma! Bana, benden güzel çocuklar doğur / Hepsi bu geceye benzesin, ne çıkar, o da olur”

ÖLÇÜ KAÇARKEN
Ertan Altan, 160. Kilometre Yayınları, deneme

Çevirmen ve deneme yazarı Ertan Altan, ‘Ölçü Kaçarken’ başlıklı elimizdeki ilginç çalışmasında, Türkiye şiirinin biçim anlamında geçirdiği evreleri ve ortaya koyduğu önemli dönüşümleri inceliyor. Şiirimizde biçimin tarihini, Osmanlı ve Türkiye’nin geçirdiği modernleşme evresi üzerinden yorumlayan Altan, bunu yaparken Türkiye şiirinin modernleşme sürecini de irdelemiş oluyor. Çalışmasına, şiirde biçimin bir tarihinin olup olmayacağı tartışmasıyla başlayan Altan, devam eden metinlerinde, şiirde biçimin, tarih ve moderniteyle ne şekilde buluştuğunu sorguluyor. Çalışma, Türkiye’nin modernleşmesini, şiirdeki biçimin tarihi üzerinden izliyor.

İstanbul’un taşı toprağı

İSTANBUL’DA ARKEOLOJİ
İstanbul Arkeoloji Müzeleri Arşiv Belgeleri
Zeynep Kızıltan, Turgut Saner
Bilgi Üniversitesi Yayınları
2011, 148 sayfa

Her gün trafikte üzerinden geçip gittiğiniz yollar hatta oturduğunuz apartman, çalıştığınız iş yeri nasıl bir kültürün üzerine kurulu hiç merak ettiniz mi? Rumeli Hisarı’nın altında neler olduğunu? Ya da Üsküdar’da iskelenin yanında insanların bitmek bilmeyen hummalı çalışmalarını? Zira İstanbul’un taşı toprağı tarih. Tarihi Yarımada gibi bir kısmı gözümüzün önüne serili de olsa üzerinde yaşadığımız metropol bir zamanlar başka medeniyetlere ev sahipliği yapmıştı kuşkusuz.
2010 yılı İstanbul Avrupa Kültür Başkenti kapsamında yürütülen “İstanbul Kültür Mirası ve Kültür Ekonomisi Projesi” işte bu soruların cevaplarını bulmak üzere yola çıkmış ve bir ekip olarak hazırlanarak ‘İstanbul’da Arkeoloji’ adıyla yayımlanan proje, İstanbul’da son kırk yılda yapılmış araştırmalar ve buluntular üzerinden ortaya çıkartılmış. Zeynep Kızıltan ve Turgut Saner’in önderliğinde yapılan araştırmada çalışma sonuçlarının yıllarca değerlendirilmemiş parçaları bulunuyor. Ancak kuşkusuz bu 30 metrelik tabakanın üzerinde süre gelmiş bir ‘yeni’ yaşamın da izleri var. Ve tabii ki bu yaşamın sürmesi için gerekli altyapı da olunca arkeolojik dolguların erişebilirliği oldukça zor. İşte bu yüzden biz daha çok toprak üzerinde kalmış gözle görebildiğimiz kalıntıların İstanbul’un tarihini oluşturduğunu düşünüyoruz. Kitapta yer alan Mert Bertan Avcı’nın makalesi şehrin geçmişine dair bilmediklerinizi sıralıyor. Bu süreç Avrupa’ya geçiş yolu üzerinde bulunan İstanbul’un tarihinin günümüzden yaklaşık iki milyon yıl önce Neanderthal ve Sapienslerin yayılışına kadar uzandığını gösteriyor. İstanbul’da yapılan ilk sistemli kazı çalışması 1952’de Fikirtepe’de başlar. Bu ilk adım İstanbul’un tarihöncesine ait soruların ve araştırmaların da artmasına neden olur. Araştırmalar buluntular eşliğinde anlatılırken İstanbul’un halihazırda var olan kentleşmesinin ve daha önceki çalışmaların arşivlenmesinin sorunlarından da bahsediyor Kızıltan ve Saner. Projenin bir sonucu olan kitapta da sıkça belirtildiği gibi 19. yüzyıldan itibaren kazı araştırmalarının çalışmaları yapılan İstanbul için çoğu eksik ya da belli bir sistemde kaydedilmemiş belgelerden oluştuğu anlaşılıyor. Mehmet Özdoğan’ın önsözüyle yayımlanan bu araştırma birçok insanın ‘çanak çömlek’ diye geçtiği İstanbul tarihinin kapsamlı bir envanteri.
Burcu Ayaz