Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

KELİMELER VE KADER
Esra Yalazan, Timaş Yayınları, deneme, 288 sayfa

‘Kelimeler ve Kader’, Esra Yalazan’ın edebiyat yazılarından oluşuyor. Dünya ve Türkiye edebiyatından birçok yazarı ve eseri konu edinen buradaki yazılarında Yalazan, edebiyatın kendi ruhunda nasıl izler bıraktığını da okurlarıyla paylaşıyor. Denemelerinde, Tolstoy, Stefan Zweig, Cesare Pavese, Tezer Özlü, Dino Buzatti, Hermann Hesse, Juan Rulfo, Abdülhak Şinasi Hisar, Pablo Neruda, Sabahattin Ali, Andrei Platonov, Refik Halit Karay, Ingeborg Bachman, Pascal Mercier ve Thomas Bernhard gibi yazarların eserlerinden yola çıkan Yalazan, bu kitapların kılavuzluğunda edebiyatın ve bizatihi hayatın ne anlama geldiğini sorgulamaya koyuluyor.

ALDANMAYANLAR BOŞ GEZER
Deniz Tural, Kora Yayın,
öykü, 107 sayfa

‘Aldanmayanlar Boş Gezer’, Deniz Tural’ın üçüncü öykü çalışması. Tural’ın varoluşsal bir sorgulama yürüten ve politik bir bakışla çerçevelenmiş öyküleri, insana özgü çelişkileri kurgunun merkezine yerleştiriyor. Tural, kitaba adını veren öyküsünde de, sorgulardan ve işkencelerden geçen bir tetikçi ile celladı arasındaki hesaplaşmayı anlatıyor. Sorgulanmak amacıyla büyük işkencelerden geçen tetikçi, tüm baskılara rağmen konuşmamasıyla, ekibin başındaki Paslı Ses’in dikkatini çeker. Tural, kısa bir süre sonra yakınlaşan cellat ve kurbanın hikâyesinden hareketle, geçmişlerindeki karanlıklarla hesaplaşan karakterlerinin dünyasını gözlüyor.

KUZGUNUN ŞARKISI
Neslihan Acu, Everest Yayınları, roman, 288 sayfa

Neslihan Acu’nun, yeni bir baskıyla yayımlanan ‘Kuzgunun Şarkısı’ isimli romanı, göç kavramını merkeze alan bir varoluş öyküsü olarak okunabilir. Yazar, romanın başkahramanı küçük kız Asu’nun yaşadıkları ekseninde 1923’lere, atalarının toprağı Girit’e ve buradan da Türkiye’nin çalkantılı 1960’lı ve 70’li yıllarına uzanıyor. Masumiyetiyle olduğu kadar hınzırlığıyla da dikkat çeken Asu, köklerinden hareketle, göçmen ailesinin yaşadığı trajikomik olayları ve hayat denen maceranın kendisini savurduğu ilginç durakları hikâyesine sığdırıyor. Asu burada, adım adım yaşadığı olayları dile getirirken, hayatıyla da bir muhasebeye girişiyor.

NİKOLAY ŞODOYEV’İN DİLİYLE ALTAY BİLİK
G. Ahmetcan Asena, Pan Yayıncılık, kültür, 183 sayfa

G. Ahmetcan Asena’nın Nikolay Şodoyev’le yaptığı uzun görüşmeler neticesinde hazırladığı elimizdeki kitap, Altay Türklerinin kadim dinini ve bu dinin damıtılmış inanç sistemi olan Altay Bilik’i anlatıyor. Bir bozkır yaşam felsefesi veya bir “bilgi ile inancın bir sentezi” olarak özetlenebilecek Altay Bilik, yaratılan her şeyin Yaratıcı ile Bir’lik oluşturduğunu ve insanın, yaratılan yaratılmışların en yücesi olduğunu vurgulayan bir halk bilgeliği. Asena’nın çalışması, eski Türk dinleri alanında yapılmış nitelikli bir çalışma olmasının yanı sıra, Altay Türklerinin kültürel-toplumsal hayatının da detaylı bir panoramasını çiziyor.

CENNET GERÇEKTEN VAR
Todd Burpo ve Lynn Vincent, çeviren: Derya Turan, Profil Yayıncılık, din, 176 sayfa

İki yazarlı ‘Cennet Gerçekten Var’, öte dünyanın varlığını, küçük bir çocuğun başından geçenlere dayanarak kanıtlamaya çalışıyor. Hikâyeye göre, henüz dört yaşında bile değilken acil bir apandisit ameliyatına alınan Colton Burpo isimli çocuk, ameliyattayken bilincinin bedeninden ayrıldığını, başka bir odada olan ebeyvenlerini izlediğini, cenneti gördüğünü, burada tanıştığı insanlardan hikâyeler dinlediğini söylemiş. Burada savunulan iddialardan biri de, henüz okuma yazma dahi bilmeyen Burpo’nun; cennettin, İncil’le birebir örtüşen bir tasvirini yapmış olması. Bir ihtimal kitap, bir çocuktan cennet seyahati okumak isteyenlere hitap edebilir.

BAROK
Victor-Lucien Tapié, çeviren: Işık Ergüden, Yapı Kredi Yayınları, sanat, 143 sayfa

Orta Avrupa sanatı üzerine uzmanlaşmış bir isim olan Victor-Lucien Tapié, ‘Barok’ adlı bu çalışmasında, Barok imgelem ve bu sanatsal duyarlılığın önemli karakteristiklerini anlatıyor. Barok tarzın ortaya çıkış şartlarını irdeleyerek çalışmasına başlayan yazar, bu bölümde, hâlâ temel bir sorun olarak tartışılan Rönesans ile Barok arasındaki bağı ve modern Avrupa toplumlarında Barokun izlediği gelişim seyrini irdeliyor. Konuya dair derli toplu bir eser olarak düşünülebilecek kitabında Tapié ayrıca, İtalya, Fransa, İspanya, İber Yarımadası ve Tuna boyu ülkelerinin Barok ve Klasisizm deneyimlerini de derli toplu bir şekilde inceliyor.

İSLAM’IN İKİNCİ MESAJI
Mahmut Muhammet Taha, çeviren: Haydar Aslan, Ayrıntı Yayınları, din, 175 sayfa

İslam alimi Mahmut Muhammet Taha, ‘İslam’ın İkinci Mesajı’nda, İslamiyet’in özünde eşitlikçi ve insani bir din olduğunu savunarak, dinin daha sonraki yorumunu eleştiriyor. Taha, İslam’ın ilkin, Peygamber’in ırk, cinsiyet ve sosyal köken bağlamında ayrım yapmaksızın tüm erkek ve kadınlar arasında eşitlik ve bireysel sorumluluğu öğütlediği Mekke’de sunulduğunu; fakat Peygamber’in ve ashafının baskı görüp Medine’ye hicret etmesiyle, mesajın bazı yönlerinin değiştiğini savunuyor. İki dönemdeki ayetleri karşılaştıran yazar, Müslümanların günümüzde bildiği tarihsel İslam şeriatı kanununun, ikinci aşamaya ait ayetlere dayandığını belirtiyor.

Kadını vuran coğrafya

WANSA
Irak Öyküleri
Tecelli
İletişim Yayınevi
2011, 134 sayfa.

“Kent tecavüze uğramış bir kadın gibi intihara meyilli. Bombalanmış yıkıntılar arasında, şehir eşkiyaları, Amerikan askerleri ve insan eti yemeye alışmış sokak köpeği sürüleri devriye geziyor. Helikopter, tanklar ve rambolara rağmen yaşama tutunmaya çalışan halk, en büyük savaşı, ‘ayakta kalma savaşı’nı veriyor.”
Tecelli, ‘Wansa’da Ortadoğu toplumunu ve o toprakların kadınının portresini çiziyor. Wansa’daki öyküler ise bir hengame içinden geliyor. Amerika’nın Irak’ı işgal etmesiyle birlikte, Irak’ta ve coğrafyanın diğer kentlerinde yeni şekillenen yaşamların trajik yanlarının açığa çıktığı öykülerin merkezinde ise kadın yer alıyor ve resim tamamlanıyor. Zira baskılanmış toplumlarda en yaralı alanlardan biri olarak açığa çıkan cinsellik, kadın üzerinden şekillenirken, vurucu etkisini de yine kadına yapıyor. Doğu kültürü ve geleneklerinin kaynağı Ortadoğu coğrafyasında, baskın olan erkeklerin kadınlar üzerindeki etkin rollerini gördüğümüz ‘Wansa’da, mevcut sosyal, kültürel hayatın betimlemesini yapıyor Tecelli. Anlatımlarını yaşanmış gerçekliğin malzemesinden oluşturan yazar, asıl çarpıcı etkiyi de olayların gerçekliğiyle sağlıyor.
Takip ettiğimiz yaşamlarda, neredeyse tek sosyal alan olarak karşımıza çıkan camilerde, daha doğrusu ibadet mekânlarında neler olmaktadır? Bir kutsallık, dokunulmazlık hâlesiyle örtülmüş söz konusu mekânlarda fuhuş gibi her türden işlerin çevrilebiliyor olması, kadınların para karşılığında erkeklerle yatarken yine aynı mekânlarda, belli dinsel kodların kullanılması, hikâyelerin tematik vurguları olarak öne çıkıyor. Kitaba adını veren öykü Wansa da dahil, Acem Nikahı, Canlı Bomba, Enfal, Halepçe ve Sarı Toz’da, Ortadoğu’da uzun süredir yaşanan büyük karmaşayla birlikte, biraz da Batı’nın “Büyük Ortadoğu” projesinin neden olduğu trajik yaşamların öne çıktığını vurgulamak gerekiyor.
Ancak Tecelli, koşullar ne olursa olsun bir toplumun içinde barındırdığı çifte standartları öne çıkararak daha çok içe bakıyor. Etnik, dinsel nedenlerden kaynaklı düşmanlıkların neden olduğu olumsuzluklar öykülerin ağırlık noktasını oluşturuyor. Bir çıfıt çarşısı haline gelmiş Ortadoğu’nun, tarihsel, kültürel zenginliğini ele veren mekânsal betimlemelerin göze çarptığı öykülerde, küresel güçlerin oradaki varlığı ya da etkisinin de neden olduğu garip yaşam biçimi görünür kılınıyor.
Aysel Sağır

LEVANT
Philip Mansel, çeviren: Nigâr Nigâr Alemdar, Everest Yayınları, tarih, 637 sayfa

Bir saray ve hanedan tarihçisi olan Philip Mansel, XVIII. Louis ve Prens Ligne biyografileriyle ünlü. Fakat Mansel’i Türkiyeli okur için daha ilgi çekici kılan başlıca yapıt, yazarın Osmanlı’nın son yıllarında saray hayatını anlattığı ‘Sultanların İhtişamı’ adlı çalışmaydı. Mansel’in elimizdeki çalışması ‘Levant’ da, tarih boyunca Levant’ı, üç temel limanı olan Smyrna (İzmir), İskenderiye ve Beyrut bağlamında anlatıyor. Bir Doğu bölgesi için kullanılan bir Batılı isim olan Levant, 16. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasında, Osmanlı İmparatorluğu’na ait olan, Doğu Akdeniz kıyısındaki diyarlar anlamında bugünkü Yunanistan, Türkiye, Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır demekti. Mansel’in kitabı, yukarıdaki üç kilit şehrin tarihini anlatıyor ve bu şehirlerin Doğu ile Batı arasında kurduğu kozmopolit köprünün niteliğini araştırıyor.

TÜRK ROMANINDA MEVLÂNA
Secaattin Tural, Ötüken Yayınları, inceleme, 332 sayfa

Secaatin Tural eldeki çalışmasında, Türkiye edebiyatında Mevlâna’yı ve onun düşüncesini konu edinen beş romanı inceliyor. Değerlendirilen kitaplar, Nezihe Araz’ın ‘Aşk Peygamberi’, Cihan Okuyucu’nun ‘İçimizdeki Mevlâna’sı, Elif Şafak’ın ‘Aşk’ı, Ahmet Ümit’in ‘Bab-ı Esrar’ı ve Sinan Yağmur’un ‘Aşkın Gözyaşları’ adlı romanları. Çalışmasına, Mevlâna’nın Türkiye edebiyatında nasıl ele alındığını irdeleyerek başlayan Tural, devamında, Mevlâna’yı konu edinen romanları özetleyerek, burada sunulan belli başlı kahramanları değerlendiriyor; Mevlâna ve çevresinin roman kahramanlarına nasıl dönüştürüldüğü üzerinde duruyor. Yazar ayrıca, Mevlâna’nın hayatına ve eserlerine hakim olan “aşk”, “insan sevgisi”, “akıl-gönül” ve “sûret-mânâ âlemi” gibi tasavvufi kavramların, roman kurgusu içinde nasıl ele alındığını da araştırıyor.

BÜYÜK MEDENİYET SAVAŞI: ORTADOĞU’NUN FETHİ
Robert Fisk, çeviren: Murat Uyurkulak, İthaki Yayınları, siyaset, 933 sayfa

Yaşayan en önemli gazetecilerden, rakipsiz savaş muhabirlerinden Robert Fisk, Amerika’nın Ortadoğu siyasetinin ikiyüzlülüğüne yönelttiği eleştirileriyle bilinir. Fisk’in elimizdeki kitabı, her şeyden önce bir muhabirin neredeyse otuz yılı bulan Ortadoğu macerasının bir dökümü niyetine okunmalı. Fisk eldeki çalışma için, gazete arşivlerinden, kendisinde bulunan 350 bini aşan belgeden, çok sayıda defter ve dosyadan yararlanmış. Bir gazeteci olarak amacının tarih yazmak değil, otoritelere meydan okumak olduğunu söyleyen Fisk burada, Irak, Afganistan, Cezayir, İran, İsrail, Filistin ve diğer savaş alanlarındaki savaş ve zulmü; 11 Eylül 2001 saldırısını; Saddam Hüseyin rejiminin devrilme sürecini ve buna benzer, yalnızca Ortadoğu’yu değil, tüm dünyayı etkilemiş olayların vicdanlı ve eleştirel bir çetelesini tutuyor.

ANNA KARENİNA
Lev Nikolayeviç Tolstoy, çeviren: Ayşe Hacıhasanoğlu, İş Kültür Yayınları, roman, 1062 sayfa

Tolstoy’un, uzun yıllardır heybetini koruyan ‘Anna Karenina’sı, adını, yaşadığı yasak aşkla tüm hayatı alt üst olan Anna Karenina’dan alıyor. Rus aristokrasisinin meşhur simalarından Anna Karenina, mutsuz bir evlilik yaşamaktadır. Genç kadın, ağabeyinin evine yaptığı ziyaret esnasında genç kont Vronski ile tanışır. Kont Vronski’nin aşk ilanına, genç kadın da duyarsız kalamaz ve böylece ikili, toplumun ayıplamalarına aldırmadan aşk yaşamaya başlar. Bu hikâye üzerine inşa edilen Anna Karenina’yı özgün kılan asıl husus ise, Tolstoy’un buradan yola çıkarak insana dair daha derin ve daha bütünlüklü bir büyük hikâyeye ulaşmasıdır. Öyle ki, yazarın gözlemleme yeteneği, ayrıntıları yakalamaktaki ustalığı ve karakter inşa etmek konusundaki mükemmelliği, ‘Anna Karenina’yı, dünya edebiyatının mihenk taşlarından biri kılıyor.

VICTOR FRANKENSTEIN’IN
VAKA DEFTERİ
Peter Ackroyd, çeviren: Duygu Akın, Yapı Kredi Yayınları, roman, 283 sayfa

Peter Ackroyd ‘Victor Frankenstein’ın Vaka Defteri’nde, bir anlamda ünlü yazar Mary Shelley’e saygı duruşunda bulunuyor. Ackroyd’un da başkahraman olarak romanının merkezine yerleştirdiği Victor Frankenstein, 19. yüzyıl Londra’sında “yaşamsal öz”ü, yani insanlara ölümsüzlüğü getirecek çareyi bulmanın peşine düşmüştür. Oxford Üniversitesi’nde eğitim almak için Londra’ya gelen genç Frankenstein, burada tanıştığı Percy Bysshe Shelley’nin din konusundaki görüşlerinin de etkisiyle okuldan uzaklaşıp kendini deneylerine adar. Fakat elektrik akımının yardımıyla ölümü alt etmeyi amaçlayan Frankenstein’ın ihmal ettiği çok önemli bir detay vardır.

TÜRKİYE SOLUNDA KALKINMA DÜŞÜNCESİ
Zeynep Bursa, Versus Kitap, inceleme, 258 sayfa

Zeynep Bursa, bu nitelikli çalışmasında, 1920’lerden 1970’lere uzanan zaman diliminde Türkiye sol hareketinde kendine ağırlıklı bir yer bulmuş olan kalkınma düşüncesini irdeliyor. Türkiye’de kalkınma konusunda temel sol yaklaşımların, esas olarak 1960’lı yıllarda ortaya çıktığı biliniyor. Fakat söz konusu kalkınmacı vizyon 1974 sonrasında solun geniş kesimleri için artık fazla bir anlam ifade etmeyecekti. Bursa, kalkınmacı anlayışın Türkiye solundaki seyrini, 1920’lerin Türkiye Komünist Partisi’nin (TKP) programından, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) 1978 Demokratikleşme İçin Plan’ına kadar uzanan geniş bir zaman diliminde araştırıyor.

TAHTA AT
Giray Başöz, Puslu Yayınları,
roman, 160 sayfa

‘Tahta At’, Giray Başöz’ün ilk romanı. Kendisini kutluyoruz. Başöz burada, herbiri başka yollardan, kökenlerden gelmiş karakterlerinin yaşadıkları ekseninde, bireyin kısacık hayatında giriştiği anlam arayışını hikâye ediyor. Buradaki karakterler, bireyin evrensel beklentilerinin ve arayışların birer simgesi olarak karşımıza çıkar. Roman söz konusu karakterlerin gizemli yaşamları yoluyla aşkı, hayat denen macerayı ve insanı gerçekler karşısında daha güçlü kılan inancı anlatıyor. İnişli-çıkışlı, hareketli bir kurgudan öte, sade bir olay örgüsüyle kaleme alınan romanında Başöz, bireyin aşkla, yaşam ve ölümle kurduğu trajik bağı anlatıyor.

AHLAKIN SOYKÜTÜĞÜ
Friedrich Nietzsche, çeviren: Zeynep Alangoya, Kabalcı Yayınevi, felsefe, 172 sayfa

Friedrich Nietzsche, bir polemik kitabı olarak tasarladığı ‘Ahlakın Soykütüğü’yle, Paul Rée’nin ‘The Origin of The Moral Sensation’ adlı kitabında dile getirdiği ahlakın kökeniyle ilgili tezlerine yanıt veriyor. Düşünür, ahlak felsefesinin önemli kaynaklarından biri olan üç bölümlük kitabında, “iyi”, “iyi olmayan”, “kötü”, “efendi ve köle ahlakı” ve “adalet” gibi kavramları, bu kavramların kökenlerini de sorgulayarak tartışıyor. Buradaki denemeleriyle Nietzsche, kültürün ve ahlakın ebedi gerçeklikler olmaktan çok, insan yapısı kavramlar olduğunu ortaya koyarak, kendisinden sonra da sürecek bir tartışmaya önemli bir katkı sunmuştu.

SİNCABIN SAKLADIĞI
SÖZCÜKLER
Peter Laugesen, çeviren: Murat Alpar, Yapı Kredi Yayınları, şiir, 162 sayfa

‘Sincabın Sakladığı Şiirler’, Peter Laugesen’in on üç kitabından seçilmiş şiirlerinden oluşuyor. Çağdaş Danimarka şiirinin özgün temsilcilerinden Laugesen’in şiirlerinde, beat ve gerçeküstü etkiler göze çarpar. Şiirlerinde Haiku tarzını da yetkin bir şekilde kullanmasından da anlaşılacağı üzere, şiirini her daim yenileyen, güncel kılan isimlerden biri olarak bilinen Laugesen, ‘Dil Doldurur’ başlıklı şiirinde şöyle diyor: “boşlukları / gürültüyle // çocuk okur / gittikçe / daha hızlı // yeni bir ileti getiren parmakları / bir ezgiyi heceler yavaşça // herkes için / her şey üstüne // ses yığınlarını / uyandıran / bir şarkıdır bu (...)”

TEHDİT MEKTUPLARI
Aslı Biçen, Metis Yayınları, roman, 138 sayfa

‘Elime Tutun’ ve ‘İnceldiği Yerden’ adlı kitaplarıyla bilinen Aslı Biçen, yeni romanı ‘Tehdit Mektupları’nda, askeri darbenin ertesindeki Türkiye’nin özgün bir panoramasını çiziyor. Bir mahkeme salonunda başlayan roman, sol harekete mesafeli olduğu halde silahlı örgüte yardım etmekten yargılanan bir genci; oğlunu kurtarmak için mücadele eden bir babayı ve davaya bakan ülkücü bir savcıyı karşımıza çıkarıyor. Hikâyesini, mahkeme tutanakları, tehdit mektupları, sanığın günlüğü ve bir sevgiliye yazılmış mektuplar üzerine kuran roman, Türkiye yakın tarihinin sıkıntılı bir döneminde farklı kişilikler üzerinden toplumun vicdanını sorguluyor.

BİR YER VAR
İzzet Celasin, Apollon Yayıncılık, roman, 304 sayfa

İzzet Celasin, ilk romanı ‘Kara Gök, Kara Deniz’de, Türkiye sol hareketinden bir hikâyeyle okurun karşısına çıkmıştı. 1 Mayıs 1977 katliamıyla açılan roman, Barış isimli genç karakterinin sol siyasetteki inişli çıkışlı maceralarını anlatmıştı. Celasin’in son romanı ‘Bir Yer Var’ da, bu sefer 12 Eylül’den sonraki bir dönemi, Güneydoğu’da yaşanan kirli olayları hikâye ediyor. Romanın başkahramanı, Kıbrıs harekatına katılmış, Güneydoğu’da savaşmış yüzbaşı Adam’dır. Doğru bildiği her şeyin anlamsızlaştığını, dost ile düşmanın birbirine karıştığını gören yüzbaşı için doğruları ortaya çıkarmak, kişisel bir hesaplaşma anlamına da gelmektedir.

Oprah’ın ilham veren sözleri

O’NUN SÖZLERİ
Yaşamınızda Fark Yaratan Sözler
Kolektif
Alfa Yayınları
2011, 167 sayfa.

O, dünyanın en ünlü televizyon programcılarından biri… Ve kuşkusuz en çok kazananı… Bu yılın Mayıs ayında yirmi beş sezondur yaptığı programıyla ekranlara veda etti. Talkshow kraliçesi Oprah Winfrey beyazcamı bıraktı bırakmasına ama yayıncılığa son hızla devam ediyor. Kendi adıyla ayda on beş milyon okura ulaşan bir dergi çıkaran Winfrey’in çoğu kişisel gelişim üzerine yazılmış veya derlenmiş pek çok kitabı da bulunuyor. ‘O’nun Sözleri’ Türkiye’de de geçtiğimiz günlerde kitapçı raflarındaki yerini aldı.
Kitap, Oprah Winfrey’in son on yılda derlediği ve hayatını yönlendiren özlü sözlerden oluşuyor. Ünlü sunucu güzel sözlere olan ilgisinin kaynağının, henüz küçük bir kızken bir rahipten duyduğu şu cümleler olduğunu anlatıyor: “Mükemmellik, ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığı için en kuvvetli caydırıcıdır. Bu nedenle mükemmel ol”. Winfrey, o zamandan bu yana geçen onlarca yıl içinde bu merakının kendisini taşıdığı noktayı da şu sözlerle açıklıyor: “Alıntı güzel sözlere olan sevdam bana şunu öğretti: Sizi yukarı çekecek sözcüklere daha çok odaklandıkça, bu sözlerin içindeki fikirleri çok daha fazla içselleştirirsiniz.”
Kitapta çok değişik kesimlerden gelen ünlü isimlerden alıntıların yanı sıra Winfrey’in yaşamı ve kariyeri boyunca deneyimlerinden edindiği, kelimelere döktüğü kendi sözleri de yer alıyor. Yoksulluktan dolar milyarderliğine uzanan kariyeriyle dünyada milyonlarca kişinin ve özellikle siyah tenlilerin idolü haline gelen yazar, kitapta kendi başarı öyküsüne de değiniyor. Okurlar, kitabın sayfalarını çevirirken Bernard Shaw, Charlize Theron, Hegel ya da Christiane Amanpour gibi alanlarında başarılı olmuş pek çok ünlü kişinin sözlerini toplu halde görme fırsatı buluyorlar. Kitap on ana bölüm başlığı altında toplanıyor ve bu başlıklar çerçevesinde herkesin ortak ilgi noktası olabilecek temalar ele alınıyor.
‘O’nun Sözleri’nin neden bir başucu kitabı olduğu ile ilgili ipuçlarını ise yine Oprah Winfrey önsözünde veriyor: “Yaşadığımız şey ister bir zorluk, ister bir zafer, kriz ya da bir zirve anı olsun, mutlaka içeriğinde bir lütuf, önümüzde uzanan yol için bir ders barındırır. Kendi yolunuzda cesaretle ilerlerken, bu yaşam dersleri kitabını kendinize bir hediye, yaşadıkları idrak anlarını paylaşacak kadar nazik olan kişilerin bu deneyimlerinin bir derlemesi olarak alın. İçindekilerin tadını çıkarın. Paylaşın. Ve ne zaman biraz ilhama ihtiyaç duysanız tekrar onlara dönün.”
Emel Lakşe