Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

AYNANIN YALNIZLIĞI
İzzet Göldeli, Artshop Yayıncılık, şiir, 48 sayfa

İlk kitabı ‘Çarptıkça’ ve ardından yayımlanan ‘Sis Çanı’ ile kendine has bir şiir atmosferi yaratabilen Göldeli, uzunca bir aradan sonra ‘Aynanın Yalnızlığı’ ile karşımızda. Türkiye şiirinin yenilikçi isimlerinden Göldeli bu kitabıyla, imgelerini zenginleştirmeye, kaldığı yerden devam ediyor. Göldeli ‘Çember’ şiirinde şöyle diyor: “Cansever’in bahçesine bakıyorum / Ötelerden / Aralayıp / Geçmişimin otellerini // Dönüp durdum / Topal alayımla / Şimdi de 44’e benzer / Bir çemberde / Nereye gittiysem taşıdım / Ürkütmek için kendimi // Hala ip cambazıyım / İncelikler uçurumunda // -Bir kanıtı / Yavaş yavaş yoketmenin adı oldu / Yaşamak”

UPİRLERİN FISILTISI
Çağan Dikenelli, Gürer Yayınları, roman, 218 sayfa

Çağan Dikenelli’nin, ‘Şeker Efendi ve Devşirme Sahab’ serisinin ilk kitabı olan ‘Upirlerin Fısıltısı’, Osmanlı döneminde geçen bir fantastik polisiye roman. Yazar, şehri egemenliği altına almış yaratıkların üstesinden gelmeye çalışan bir ekibin maceralarını anlatıyor. 17. yüzyıl başları İstanbul’unun altındaki devasa tüneller, upirlere, yaratıklara ve arkaik dönem ırklarına evsahipliği yapmaktadır. Şehir hayatını tehdit eden bu yaratıklara karşı mücadele etmesi için, Yaftalı İbrahim Paşa tarafından, adı Tahtezzemin Hafiye Teşkilatı olan gizli bir örgüt kurulur. Ekip, şehri ahtapot gibi sarmış yaratıklarla amansız bir savaşa girecektir.

KÖTÜ HATIRA FOTOĞRAFÇISI
Evrim Yağbasan, Ayizi Kitap , öykü, 128 sayfa

‘Kötü Hatıra Fotoğrafçısı’, Evrim Yağbasan’ın ilk kitabı. Yağbasan öykülerinde, gerçekle hayal arasında gidip gelen ve kimi zaman da iç içe geçen hayatları anlatıyor. Yazarın öykülerinde öne çıkan bir yönün de, iç ses tekniğine sıklıkla başvurulmasıdır diyebiliriz. Yağbasan, kitaba adını veren öyküsünde, takıntılı bir hayat yaşayan kadın karakterinin, aniden değişen hayatını anlatıyor. Kendisini, “bir rakam sapığı” olarak tanımlayan kahramanımız için tanıdığı insanlar, mahallesi, adımları; yani hayatının tümü rakamlardan ibarettir. Mahalleye bir fotoğrafçının gelmesiyle, genç kadının rakamlardan müteşekkil hayatı altüst olacaktır.

“KORKUYU BEKLERKEN”
GELENLER
derleyen: Hilmi Tezgör, İletişim Yayınları, inceleme, 271 sayfa

‘Korkuyu Beklerken’, Oğuz Atay’ın tek öykü kitabı. 1975’te yayımlanan ve Türkiye edebiyatında yeni bir dönemi başlatan bu kitap, Atay’ın okurlarıyla kurduğu özel ilişkinin önemli bir aşamasını oluşturuyor. Yalnız bu kitabın yoğun bir ilgiyle karşılanışı, 1980’lerin ikinci yarısından itibaren Atay’ın toplu eserlerinin yeniden yayımlanmasıyla oldu. İşte elimizdeki “’Korkuyu Beklerken” Gelenler’, Atay öyküleri üzerine kaleme alınmış yazılardan oluşuyor. Buradaki makaleler, aydın eleştirisi, ironi, birey, beden temsili, varoluş krizi ve Türkiye’deki erkeklik durumu gibi, Oğuz Atay’ın öykülerinde yer almış birçok temayı analiz ediyor.

İYİ Kİ BÖYLE YAŞAMIŞIM
İhsan Aksoy, söyleşi: Enver Sezgin, Özgür Yayınları, söyleşi, 191 sayfa

‘İyi ki Böyle Yapmışım’, Kürt siyasetçi İhsan Aksoy’la yapılmış uzun soluklu bir söyleşiden oluşuyor. 1966’da, henüz yirmi iki yaşında bir gençken yazdığı Kürtçe bir şiirle siyaset hayatına atılan Aksoy, ardından Devrimci Doğu Kültür Ocağı’na (DDKO) üye olup bu derneğe açılan davadan yargılanmış; Özgürlük Yolu dergisinin kadrosunda yer almış ve siyasî baskılar nedeniyle 1980 Mayıs’ında Türkiye’den ayrılarak Almanya’ya yerleşmişti. 2004 yılında Türkiye’ye dönen Aksoy, bugün siyasî çalışmalarını KADEP bünyesinde yürütüyor. Nehir söyleşi tarzında hazırlanmış elimizdeki kitap, Kürt siyasetinin tarihine ve önemli kırılma anlarına da ışık tutuyor.

EŞEKARISI
Şiir Erkök Yılmaz, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 501 sayfa

‘Eşekarısı’, Şiir Erkök Yılmaz’ın şu ana kadar yayımlanmış tüm öykü kitaplarını bir araya getiriyor. Yılmaz, burada yer alan ‘Hop Eden Şey’ adlı kitabındaki diyaloglar üzerine kurduğu öykülerinde, insan ilişkilerini yalın ve sıcak bir üslupla anlatıyor; ‘Çiçek Yiyen İnek’teki öykülerinde de, hayatın içinde sorgulanmadan kabul edilen şeyleri ele alıyor. Yazar, yine bu kitaba alınan öykü kitabı ‘İncir Çekirdeği Yanığı’nda da, kimi zaman gerçeküstü kimi zaman da somut hikâyelerle hayatı sorgulamaya koyulmuştu. Elimizdeki kitapta, Yılmaz’ın söz konusu kitaplarının yanı sıra, ‘Uyuyamamak’ ve ‘Enayi Bir
Aşk’ adlı öykü çalışmaları da bulunuyor.

MEMEMİ SEVİYORUM
Sevil Öz, Remzi Kitabevi, sağlık, 183 sayfa

Halen bir hastanede Medikal Direktör ve Meme Cerrahı görevlerini yürüten Sevil Öz, elimizdeki rehber kitabı ‘Mememi Seviyorum’da, meme kanseri başta olmak üzere, memeye dair bilinmeyen veya yanlış bilinen birçok konuyu aydınlatıyor. Uzun yıllar hekimlik yapan Öz’ün hastalarının ağırlıklı bir kesimini, memeyle ilgili sorunlar yaşayan kadınlar oluşturmuş. Öz, bu deneyimlerinden hareketle kaleme aldığı kitabında, memeyi her yönüyle ele alıyor. Yazar, memenin önemi ve korunması, sağlıklı meme bakımı ve meme hastalıkları gibi birçok konuyu anlatırken, memenin tarihi, felsefi yönü, sanattaki yeri, politik ve ekonomik önemini de sorguluyor.

Gerçek olamayacak kadar trajik

ÇALINMIŞ HAYAT
Jaycee Dugard
Çeviri: Fatih yücel
Callisto Kitap
2011, 240 sayfa.

Dünya edebiyatında bugüne kadar sayısız yazar kitaplarında yaşadıklarına yer verdi. Kimileri otobiyografilerini, yaşadıkları farklı deneyimleri, kimileri tarihe tanıklık ettikleri anılarını anlattı. Fakat belki de hiçbirisinin hikâyesi Jaycee’ninki kadar trajik olmadı. Jaycee Dugard, Avrupa’da ilk gün iki yüz bin satan kitabı ‘Çalınmış Hayat’ta on bir yaşında sabıkalı bir tecavüzcü tarafından kaçırılıp yirmi dokuz yaşına kadar tutsak yaşadığı hayatı anlatıyor. Daha doğrusu cehennemi…
Jaycee’nin hayatı tam da kitabının isminde olduğu gibi ‘çalınmış’. Henüz yaşamanın tadını yeni almaya başlayan bir çocukken kaçırılıyor ve üç sene sonra tecavüzcüsü Phillip’in evinin arka bahçesinde bir anne olarak buluyor kendini. Dört sene sonra da iki çocuk sahibi bir anne olarak… Tabii ki de hastanede değil, türlü sapkınlıklara maruz kaldığı arka bahçede Phillip ve ona yardımcı olan karısının ebeliğinde doğuruyor çocuklarını. Çocukları kendisine anne diyemiyor, çünkü yasak. Jaycee’nin ismini söylemesi bile yasak. Jaycee anne olamadığı için ‘abla’ oluyor çocuklarına. İşin ilginç yanı, Jaycee’yi kaçıran Phillip’in evi Jaycee’nin annesinin evinden yalnızca iki saat uzaklıkta ve önceden de başka bir kızı kaçırmaktan sabıkası bulunan Phillip’in evi şartlı tahliye memurları tarafından sık sık denetlendiği halde Jaycee ve çocuklarının varlığı hiç şüphe uyandırmıyor. Kaçırıldıktan tam on sekiz yıl sonra iki polis memuru fark edene kadar.
Jaycee Dugard, yaşadıklarını kitabında tüm çıplaklığıyla ve açıksözlülükle anlatıyor. Jaycee’nin kedileri ve köpekleriyle zaman geçirmesine,okula gidemeyen kızlarını arka bahçede eğitmeye çalışmasına, arka bahçede Phillip’in kurduğu baskı atölyesindeki çalışma hayatına, Phillip’in karısı Nancy’yle olan ilişkilerine tanık olabilirsiniz. Daha sonra da kurtulduktan sonraki yaşantısını, ailesine kavuşmasını, medyanın onun ve çocuklarının peşine düşmesini ve bu nedenle hâlâ özgürlüğüne tam olarak kavuşamamasını okuyacaksınız.
‘Çalınmış Hayat’ın ön kapağında Jaycee’nin on bir yaşındaki, arka kapağında ise yirmi dokuz yaşındaki bir fotoğrafı var. Çünkü ikisinin arası yok. Lakin, Jaycee aradaki bu on sekiz yılı unutmaya çalışmak yerine üzerine gidip olanları tüm dünyaya ilan etmeyi seçiyor. ‘Çalınmış Hayat’ta, on bir yaşında büyümek zorunda kalan bir kız çocuğunun cesaretine hayran kalacaksınız.
Emre Türün

ŞİİR GELDİ KELİMEDE BOĞULDU
Ahmet Güntan, 160. Kilometre Yayınları, deneme, 205 sayfa

‘Şiir Geldi Kelimede Boğuldu’, şair Ahmet Güntan’ın 2005-2011 arasındaki yazılarından, söyleşilerinden ve notlarından oluşuyor. Kitap bir bütün olarak düşünüldüğünde, Güntan’ın 2000’lerle bir hesaplaşması olarak değerlendirilebilir. Kitabının ilk bölümünde Güntan, genel olarak şiiri ve özel olarak da Türkiye şiirini kapsamlı bir bakışla ele alıyor; aralarında, Lale Müldür, Mehmet Âkif Ersoy, Ahmet Haşim ve kısa bir süre önce hayata veda eden Seyhan Erözçelik gibi isimlerin de bulunduğu birçok şairin çalışmalarına dair fikirlerini okurlarıyla paylaşıyor. Çalışmanın, söyleşiler ve notlardan oluşan sonraki bölümlerine bakıldığında, Güntan’ın genel olarak verili şiir anlayışını kendine has bir yorumla değerlendirdiği görülüyor. Kitap, şiire dair güncel tartışmaları kaçırmak istemeyenlere hitap ediyor diyebiliriz.

BİR ÇOCUKLUK NEVROZU HİKÂYESİ: KURT ADAM VAKASI
Sigmund Freud, çeviren: Dilman Muradoğlu, Say Yayınları, psikanaliz,
152 sayfa

Sigmund Freud’un, Adler ve Jung’u eleştirmek için kendisine kanıtlar sunmasıyla özel önem verdiği ‘Kurt Adam Vakası’, aynı zamanda onun en ünlü olgu öykülerinden. ‘Kurt Adam’, sağaltım için Freud’a başvuran bir Rus gencinin saplantılı korkularının ve saldırgan itkilerinin bir analizi. Genç adamın tedavisi uzun yıllar sürmüş ve hasta, ruh sağlığına yeniden kavuşmuştu. Olgu adını, hastanın, çocukluğunda kurtlara karşı duyduğu histerik korkudan ve saplantılardan alıyor. Kitap, Freud’un söz konusu gencin hastalık hikâyesi ve hastanın çevresi ile ilgili genel bilgiler vermesiyle başlıyor. Freud daha sonra, hastanın çocukluğunda yaşadığı baştan çıkarmayı ve ilk sonuçlarını; rüyada görülen primal sahneyi; saplantı nevrozunu; anal erotizm ve kastrasyon kompleksini ve primal döneme ait diğer ek bilgileri anlatıyor.

DÎVÂN
Şahin Uçar, Şule Yayınları, şiir, 157 sayfa

Tarihçi, şair ve müzisyen gibi marifetlere sahip Şahin Uçar, bu alanların üçünde profesyonel anlamda çalışmalar ortaya koymuş bir isim. Uçar’ın şairliğiyse, diğer ikisinden önce başlamış. Zira kendisinin ilk kitabı 1980’de yayımlanan ‘Şeyda Dîvân’ıydı. O zamandan bugüne değişik çalışmalar yürüten Uçar, şimdi yine dîvân türünde bir kitapla okurun karşısına çıkıyor. Uçar’ın ‘Elif’ başlıklı şiiri şöyle: “mecnûn menem âşık-dîvâne-i leylâ / gül rûyine yâr oldu gönül bülbül-i şeydâ // men gül üzünün dilde nihân aksini görgeç / bildim ki ezelden beri sevdim seni câna // şûrîde gönüldür ne biler kadrini ey gül / hâşâ ki tutam men seni leylâ ile hem-tâ // men mest-i elestem severem yâri ezelden / aşkın dil-i şeydâda olup cân ile peydâ // şeydâ senin aşkın nice bülbül gibi söyler / peydâ olalı dilde bu aşk-i gül-i ra’nâ”

BİR ÇOCUKLUK NEVROZU HİKÂYESİ: KURT ADAM VAKASI
Sigmund Freud, çeviren: Dilman Muradoğlu, Say Yayınları, psikanaliz,
152 sayfa

Sigmund Freud’un, Adler ve Jung’u eleştirmek için kendisine kanıtlar sunmasıyla özel önem verdiği ‘Kurt Adam Vakası’, aynı zamanda onun en ünlü olgu öykülerinden. ‘Kurt Adam’, sağaltım için Freud’a başvuran bir Rus gencinin saplantılı korkularının ve saldırgan itkilerinin bir analizi. Genç adamın tedavisi uzun yıllar sürmüş ve hasta, ruh sağlığına yeniden kavuşmuştu. Olgu adını, hastanın, çocukluğunda kurtlara karşı duyduğu histerik korkudan ve saplantılardan alıyor. Kitap, Freud’un söz konusu gencin hastalık hikâyesi ve hastanın çevresi ile ilgili genel bilgiler vermesiyle başlıyor. Freud daha sonra, hastanın çocukluğunda yaşadığı baştan çıkarmayı ve ilk sonuçlarını; rüyada görülen primal sahneyi; saplantı nevrozunu; anal erotizm ve kastrasyon kompleksini ve primal döneme ait diğer ek bilgileri anlatıyor.

İLGİNÇ ZAMANLAR
Ayhan Aktar, Kitap Yayınevi, deneme, 230 sayfa

Ayhan Aktar, yakın tarih, azınlıklar ve siyaset bilimi alanlarında araştırmalar yapıyor. Kendisinin, kısa bir süre önce burada yer verdiğimiz, yayıma hazırladığı ‘Yorgo Hacıdimitriadis’in Aşkale-Erzurum Günlüğü’ kitabının yanı sıra, ‘Türk Milliyetçiliği Gayrımüslimler ve Ekonomik Dönüşüm’ ve ‘Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları’ adlı çalışmaları bulunuyor. ‘İlginç Zamanlar’ başlıklı elimizdeki kitap ise, Aktar’ın 2008-2011 arasında Taraf gazetesinde çıkan yazılarından yapılmış bir derleme. Taraf gazetesi serüveni, kimileri tarafından takdir edilen, kimileri tarafından da çokça eleştirilen Aktar bu yazılarında, Ergenekon sürecinden AKP ve CHP arasındaki çekişmeye, Kürt sorunundan türban konusunda yaşananlara, Kürtçe yer isimlerinin değiştirilmesinden TRT 6’nın kurulmasına kadar birçok konuyu irdeliyor.

ŞAİR
Yi Mun-Yol, çeviren: Nana Lee, Delta Yayınları, roman, 184 sayfa

Kore edebiyatının ödüllü kalemlerinden Yi Mun-Yol, ‘Şair’ isimli elimizdeki romanında, geçmişinin karanlığıyla hesaplaşmaya çalışan Kim adlı baş karakterinin yaşadıklarını anlatıyor. Kim’in büyükbabası, bir isyana katılıp başarısız olmuş ve ardından hain ilan edilmiştir. Bu yafta, yıllar geçmesine rağmen Kim’in peşini bırakmamıştır. Zira başarılı bir öğretim üyesi olan ve sınıf atlayan kahramanımız, hâlen bu damgayla yaşamaktadır. Genç adamı bu acılardan kurtarabilecek tek şey de, şiirdir. Kim, şiirin kanatları altına sığınıp, gezgin bir şair olarak yaşamaya başlayacak ve geçmişini inkar etmekle ona sahip çıkmak arasında gidip gelecektir.

ALEX
Pierre Lemaitre, çeviren: Ersel Topraktepe, Can Yayınları, roman, 327 sayfa

‘Alex’, şimdiye kadar ‘Titiz İş’, ‘Gelinlik’ ve ‘Siyah Çerçeve’ gibi romanları yayımlanan Fransız yazar Pierre Lemaitre’nin Türkçeye çevrilen ilk kitabı. Lemaitre burada, klasik suç romanlarında sıklıkla karşılaşılan kurban, cellat ve kurtarıcı üçlüsüne farklı bir açıdan bakıyor. Hikâye, sıradan bir hayat yaşayan Alex adlı kadının kaçırılmasıyla başlar. Kaçıranın kimliği, her zaman olduğu gibi belirsizdir; fakat asıl ilginçlik, Alex’e dair de pek bir bilginin bulunmamasıdır. Bir kafese hapsedilen bu gizemli kadının davasını, Başkomiser Verhoeven üstlenir. Verhoeven zaman ilerledikçe, adım adım Alex’in karmaşık geçmişiyle yüzleşecektir.

HAPİSTE YATACAK OLANA ÖĞÜTLER
Tuncay Özkan, Cumhuriyet Kitapları, anı, 147 sayfa

Uzun zamandır Silivri Cezaevi’nde tutuklu olarak yargılanan gazeteci Tuncay Özkan, burada yaşadıklarını ve edindiği deneyimleri elimizdeki kitapta bir araya getiriyor. Özkan kitabında, hapishanede uyulması gereken genel kuralları; hapishanedeki ilk günleri; su, çöp, bulaşık, çamaşır ve yemek sorunlarının nasıl halledilebileceğini ve hapishanedeki telefon, ziyaret, revir, berber ve spor gibi imkanlardan nasıl yararlanılabileceğini anlatıyor. Özkan, cezaevine düşenlerin paylaşımcı ve sabırlı olması gerektiğini, kendisine hemen yapacak bazı işler bulmasını, yalnızlığını sevmesi ve sağlığına olabildiğince özen göstermesi gerektiğini söylüyor.

İZİ KALSIN
Sennur Sezer, fotoğraflar: Ali Öz, Evrensel Yayınları, şiir, 84 sayfa

‘İzi Kalsın’, iki sanatçının ortak çabasıyla ortaya çıkmış. Sennur Sezer’in şiirleri, Ali Öz’ün de fotoğraflarıyla yer aldığı kitap, kendilerini yaşadıkları çağa karşı sorumlu gören iki sanatçının, savaşlara, kırımlara ve baskıya dair tanıklığı olarak değerlendirilebilir. Sezer, ‘Kim Bu Resimdekiler’ adlı şiirinde şöyle diyor: “Yeri: Belki Anadolu belki Mezopotamya / Zaman: Belki eski, ama İsa’dan sonra, / Kişiler: Gündelikçi yazıyor kimliklerinde. // Sıcak bir yaz, bereketli ürün... ve yorgunluk alabildiğine / Gülümsemeler sıcak bir ekmeği düşlemekten / Tuz olmaktan ekmeğe. / Gülümsemek / O ekmekten payına bir dilim düşmese bile.”

SPİNOZA: PRATİK FELSEFE
Gilles Deleuze, çeviren: Ulus Baker ve Alber Nahum, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 141 sayfa

Gilles Deleuze, yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan ‘Spinoza’da, “filozofların prensi” olarak tanımladığı düşünüre dair okumalarını derinleştiriyor. Deleuze, kendisinden sonraki Spinoza okumalarını çokça etkileyecek olan bu çalışmasında, Spinoza’nın son derece gelişmiş, sistematik ve bilgince kurulmuş olağanüstü bir kavramsal aygıtı olduğunu belirtiyor. Spinoza’nın hayatıyla kitabına başlayan Deleuze, ilerleyen bölümlerde de, düşünürün en ünlü eseri ‘Ethika’nın ahlaka getirdiği yorum; ‘Ethika’daki temel kavramlar; Spinoza’nın evrimi ve Spinoza’yla günümüz felsefesi arasında nasıl bir ilişki kurulabileceği gibi konuları tartışıyor.

DENKTAŞ’IN ÖBÜR YÜZÜ
Erol Manisalı, Kırmızı Kedi Yayınevi, anı, 88 sayfa

‘Denktaş’ın Öbür Yüzü’, 1975 yılında başlayan samimi bir dostluğun hikâyesini anlatıyor. Erol Manisalı, Kıbrıs’taki mücadelesiyle yakın tarihimizin en önemli isimlerinden birisi olan Rauf Denktaş’la ilgili siyaset dışı anılarını aktarıyor. Manisalı’nın Denktaş’la tanışıklığı çok eskiye dayanıyor. Uzun ve çileli bir yol arkadaşlığı bu. Manisalı, Denktaş’ı uluslararası arenada KKTC’nin haklı tezlerini canla başla savunduğu yıllarda da, Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde kenara itilmeye çalışıldığı dönemde de yakından izliyor. Bilinenden çok farklı bir Rauf Denktaş portresi çiziyor. Yaşamını KKTC uğruna mücadeleye adamış, siyaset denizinin dalgalarıyla sertleşmiş bir liderin derin iç dünyasına dair benzersiz izlenimler.

NESLİŞAH
Murat Bardakçı, Everest Yayınları, biyografi, 421 sayfa

Murat Bardakçı elimizdeki çalışmasında, Cumhuriyet devrinde bir Osmanlı prensesi olan Neslişah Osmanoğlu’nun kapsamlı biyografisi ekseninde, bir dönemin perdesini aralıyor. Neslişah Osmanoğlu, Osmanlı’nın son padişahı Sultan Vahideddin ile son halife Abdülmecid Efendi’nin torunu olarak 1921’in 4 Şubat’ında dünyaya gelmişti. İmparatorluğun yıkılışından önceki son sultanlardan biri olması, Osmanoğlu’na dair önemli bir diğer husus. Bardakçı, çok sayıda belge ve fotoğraf barındıran kitabında, henüz üç yaşındayken ailesiyle birlikte sürgüne gitmek zorunda olan Osmanoğlu’nun maceralarla ve aynı zamanda trajedilerle dolu hayat hikâyesini sunuyor.

Bir Garip Kuzgun

KUZGUNUN ŞARKISI
Neslihan Acu
Everest Yayınları
2011, 290 sayfa.

‘’Kuzgun uçarken bir gözünü geçmişte bir gözünü gelecekte tutar, bu yüzden yolculukları hep iyi geçer.’’ cümlesiyle başlıyor küçük kahramanımız Asu’nun yolculuğu.Medyatava’daki yazılarından da tanıdığımız Neslihan Acu’nun 2007 yılında ilk baskısını yapan romanı ‘Kuzgunun Şarkısı’ yeni baskısıyla yeniden karşımızda.
Neslihan Acu, Girit göçmeni bir ailenin İstanbul’da hayata tutunma çabalarını, toplumsal ilişkilerini, kadının hayattaki yerini, şiddeti genel anlamda bir varoluşun öyküsünü sunuyor ‘Kuzgunun Şarkısı’nda. Romanımızın başkahramanı, Asu isimli bir kız çocuğunun gözünden mübadele yıllarından başlayıp, yerinden yurdundan edilmiş ailelerin trajik hayatlarına tanıklık ediyoruz. 60’lı yılların İstanbul’unda, eski ahşap Rum evlerinin arasında ve adanın mahallelerinde geçen bu yolculuk Asu ve ailesi üzerinden o döneme de ışık tutuyor kimi zaman. Kara mizahı da elden bırakmıyor yazar. “Mizah, trajedinin saç baş ağartmış, ihtiyarlamış halidir’’ cümlesini okurken varoluş sıkıntılarının karşısında nasıl bir moral kaynak olabileceğini de gösteriyor.
Neslihan Acu, tüm iç karartıcı meseleleri mizahi bir şekilde anlatmayı tercih ediyor. Ailesinin tutuculuğu karşısında, bir çocuk olmasına rağmen göç edilen yere en çabuk adapte olan Asu, hayatın zorluklarına karşı gülümseyerek yürümenin o kadar da zor olmadığını gösteriyor okuyucularına. Camgöz, Dinç Dede, Dilsiz Teyze, Yulaf, Dolunay karşımıza çıkan kendine has karaktelerden birkaçı. 

Kara mizahın gücü
Yazarımız, doğdukları yurtlarından koparılan ailelerin, unutulmaya yüz tutmuş mübadele zamanlarının kapısını aralıyor okurlara. Uçmaktan yorulup bir dala konan kuzgunun hikâyesidir de aynı zamanda küçük Asu’nun başından geçenler. Göçü, şiddeti, kara mizahı, ele aldığı konuları işleyişiyle, şaşırtıcı olay örgüsü ve anlatım biçimiyle okunası kitaplar arasında buluveriyor kendini ‘Kuzgunun Şarkısı’. Ve bu şarkının sözlerinde can buluyor yolculuk: “Geçmişe yaptığım bu yolculuğun sonunda tek bir şeyden emin oldum. Biz insanlar ancak ‘büyük aile’miz ile ‘kök’lerimizle varolabiliriz. Modern insanın trajedisi ise ‘tek başına’ yaşayabilecek bir varlık olduğunu sanmasından, buna inanmasından ve bunu ısrarla denemesinden kaynaklanıyor belki de…’’
Sinan Kandemir