Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

DİYALEKTİK SORUŞTURMALAR
Bertell Ollman, çeviren: Cenk Saraçoğlu, Yordam Kitap , felsefe, 317 sayfa

Bertell Ollman ‘Diyalektik Soruşturmalar’da, bir yandan Karl Marx’ın diyalektik anlayışının başlıca öğelerini ele alıyor, öte yandan diyalektik görüşün temel toplumsal sorunlara nasıl yanıt verebileceğini irdeliyor. Ele aldığı konuyu canlı gözlem ve örneklerle zenginleştiren çalışma, diyalektik konusuna yeni başlayanlara bir rehber vazifesi gördüğü kadar, Marksizm konusunda derinlikli analizler ortaya koymasıyla da dikkat çekiyor. Ollman, diyalektik yöntem üzerinden üniversite, devlet, sınıf, ideoloji, ütopya, cinsellik ve kapitalizm gibi konuları sorguluyor, böylece geleceğin sosyalizminin nasıl olacağı konusunda öngörülerde bulunuyor.

BİR TÜRKÇÜ’NÜN PORTRESİ: DR. RIZA NUR
Bozkurt Zakir Avşar, Bengi Yayınları, biyografi, 432 sayfa

Dr. Rıza Nur, Türkiye tarihinin tartışmalı isimlerinden. Siyasî hayatı 2. Meşrutiyet’le başlayan Rıza Nur, TBMM’nin ilk iki döneminde Sinop milletvekilliğinin yanı sıra Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı görevlerinde de bulundu. Rıza Nur’un ayrıca, Moskova Anlaşması, Lozan Anlaşması gibi iki önemli belgede de imzası bulunuyor. İşte Bozkurt Zakir Avşar elimizdeki kitabında, Rıza Nur’un kapsamlı bir biyografisini sunuyor. Kitapta, Rıza Nur’un çocukluğu ve öğrenciliğinden hekimlik hayatına, siyasete girişinden Babıâli Baskını’ndaki rolüne, Divan-ı Harb’e çağrılışından Lozan Konferansı’na üye seçilmesine kadar birçok detay yer alıyor.

MANGA
Mehmet Korkut Öztekin, İletişim Yayınları, inceleme, 270 sayfa

Mehmet Korkut Öztekin, ilgi çekici çalışması ‘Manga’da, Japon çizgi romanı Manga’yı bir kültürel direniş aracı olarak inceliyor. Öztekin, mangayı kültürel direniş boyutuyla ele almadan önce, Japonya’daki resim sanatını, matbaa teknolojisini, yayıncılık sektörünü ve nihayet, mangacılığın bu ülkede doğuşunu ve yükseliş sürecini irdeliyor. Yazar devamında, manga ve animelerde insan, teknoloji ve çevre tasvirlerini ele alıyor. Öztekin ayrıca, mangada gelenek, tarih ve toplumun kendine nasıl yer bulduğunu da araştırıyor. Manga ve animeyi toplumsal bir fenomen haline getiren süreçlere odaklanan kitap, türün meraklıları için iyi bir kaynak.

HAYAT BİR RÜYADIR
Calderon de la Barca, çeviren: Başar Sabuncu, İş Kültür Yayınları, oyun, 105 sayfa

İspanyol edebiyatının altın çağının önemli yazar ve şairlerinden Calderon de la Barca, ‘Hayat Bir Rüyadır’da, bireyin ezeli ve ebedi varoluş krizini, felsefi bir bakışla çerçeveleyerek anlatıyor. Oyunun bir yerinde, Prens Segismundo’nun ağzından “Hayat dediğin nedir? / Gelip geçici bir yanılsama, / bir gölge oyunu, bir düzmece; / en yüce sayılanın hiç değeri yok. / Çünkü bir rüyadır hayat, / ve rüya da rüyadır sadece.” diyen de la Barca, Polonya kralı Basilio, Prens Segismundo, Moskova Dükü Astolfo, yaşlı saraylı Clotaldo, uşak Clarin, Prenses Estrella ve soylu kadın Rosaura gibi karakterleri aracılığıyla, kaderi ve iradeyi sorguluyor.

SOSYAL GÜVEN
Erhan Tecim, Çizgi Kitabevi, inceleme, 222 sayfa

Bilindiği gibi sosyal sermaye; ilişkiler, ağlar (network) ve arkadaşlarla tanımlanır. Erhan Tecim ise elimizdeki incelemesinde, sosyal sermaye kavramı içinde doğal bir şekilde kendine yer bulan güven kavramına odaklanıyor. Kuramsal tartışmaları da gözeterek güvenin ne olduğunu ve onun sosyal sermaye ile ilişkisini analiz eden Tecim, buradan hareketle güven kavramını din kurumuyla irtibatlandırıyor. Dini, “güven artırıcı” bir etken olarak inceleyen yazar, çalışmasının devamında, sosyal güven tartışmaları ekseninde; kişiler arası güveni, kişilerin kurumlara olan güvenini ve din kurumunun bu bağlam içerisindeki yerini keşfetmeye koyuluyor.

BİÇİMİN İŞLEVİ
Farshid Mousavi, editör: Daniel López-Pérez, Garrick Ambrose, Ben Fortunato, Ryan Ludwig, çeviren: Pelin Derviş, YEM Yayın, tasarım, 520 sayfa

Farshid Mousavi, Harvard Üniversitesi’nde verdiği derslerin ürünü olan elimizdeki çalışması ‘Biçimin İşlevi’nde, tasarım alanında yeni bir biçim anlayışına ulaşmayı amaçlıyor. Yeni tasarım anlayışının, geleneksel yukarıdan aşağı ya da aşağıdan yukarı tasarım yaklaşımlarından kaçınarak çapraz tasarım işlemi gerektirdiğini belirten Mousavi, “maddesellik” fikrini hem fiziksel hem de fiziksel olmayan, yani soyut olanı da kapsayacak şekilde genişletiyor. Yazar, sanal biçimler ile fiziksel ve fiziksel olmayan malzemeleri bir araya getirerek, mimarlık tasarımındaki karşıtlar ve ayrımlar arasındaki klasik sınırları bulanıklaştırmayı amaçlıyor.

VATAN OLAN GURBET
Kenan Mortan ve Monelle Sarfati, İş Kültür Yayınları, tarih, 370 sayfa

İki yazarlı ‘Vatan Olan Gurbet’, Türkiye’den Almanya’ya işçi göçünü, göçün resmen başladığı 1961’den günümüze uzanarak ele alıyor. Çalışma, Almanya’ya göç etmiş işçi, emekli, girişimci, serbest meslek sahibi, sanatçı, sporcu olan 160 kadın ve erkekle yapılan söyleşilerle oluşmuş. Kitap için ayrıca, çok sayıda mektup, anı defteri ve etnografik malzemeden de yararlanılmış. Çalışma, Almanya’daki Türkiye çıkışlı göçmenlerin yeni yaşam alanında hangi kimlikleri sergilediğini; 50 yıllık göç güzergâhının, kadının özgürleşmesini etkileyip etkilemediğini ve göçmenlerin, Almanya’da siyasete hangi yoğunlukta katılım gerçekleştirdiğini araştırıyor.

Kars’ın kanatsız meleği

YÜREĞİM KARS’TA KALDI
Neşe Doster
Kırmızı Kedi Yayınevi
2011, 232 sayfa.

Melekler toplanmışlar bir gün. Mutluluğu gizlemek, saklamak istemişler. Bir melek; okyanusların dibine saklanmasını önermiş. “Dalgıçlar bulur “ diye vazgeçmişler. Başka bir melek; “Bulutların üzerine koyalım, kimsenin aklına gelmez” demiş. Bundan da “Kolay bulunur “diye vazgeçmişler. Kurdun, kuşun, yılanın dahi çıkamayacağı dağın zirvesini önermiş başka bir melek. “Erişilir “ diye oradan da vazgeçmişler. Bir başka melek, gözleri ışıyarak; “İnsanın kendi içine saklayalım, kimse mutluluğun kendi içinde olduğunu anlamaz, aklına getirmez” demiş. Tüm meleklerin alkışlarıyla mutluluk gizlenmiş insanın kendi içine…
Ve o gün bu gündür insanoğlu mutluluğu kendinden çok uzaklarda arar durur. Gece saat bir buçukta şunu düşündüm. “Bu toplantı Neşe Doster de vardı!”. Mutluluğun insanın kendi diyarında olduğunu o da biliyordu, söylemiyordu. Onun melek yüreği daha fazla dayanamadı ve kuruldan ayrılarak ifşa etti. Dağından, taşından, toprağından, suyundan ayrılanlara, dağılıp gidenlere; “Aradığınız mutluluk, doğduğunuz yerde, göbeğinizin gömülü olduğu yerde” dedi.
Kitabın kargoyla geldiğini biliyor ama “gelirse bulamazlar” diye yerimden ayrılamıyordum. İstanbul’dan Baki Karakol birçok kez arayıp “Oku” dedi! Akşam saat dokuzda elime aldığım kitabı gece bir buçukta bitirmiştim. Gözlerim buğulu yerimden kalkarken sigaramın bittiğini fark ettim. Kapıya yönelirken eşim; “Nereye” dedi. “Arpaçay’a” dedim!
Saat dokuzdan bir buçuğa kadar gitmediğim yer kalmadı. Bir yazar insanın kendi yaşadığı şehri gecenin aydınlık karanlığında, sıcak ayazında bu kadar keyifli dolaştırabilir mi? Iğdır’da terliyorsunuz, Sarıkamış’ta donuyorsunuz, Tuzluca’da çiçek kokluyor, Digor’da türkülerle dinleniyorsunuz. Birden İstanbul’da oluyorsunuz.
Neşe Doster yüzünü görmediğiniz bir hemşerinizin iskeletini veriyor size. Siz ete kemiğe bürüyorsunuz onu. Sonra dönüp ruhunu, ahlakını o eşsiz anlatımıyla o veriyor. Vuruyor omzuna Neşe Doster, bir Van’a götürüyor, bir Ankara’ya. Bir bakıyorsunuz Kars Fransa’da. Bir bakıyorsunuz, İngiltere’de Neşe Doster’in çantasından çıkıyor Kars. Nerede nasıl sonlandıracağımı bilmiyorum ama şunu biliyorum artık; Neşe Doster Kars’ın Rasathanesi. Rasathane’nin deprem üssünde olması gerekmiyor. O rihteri bulunduğu yerden ölçüyor. Sevinç de vuruyor yüreğine, hüzünde… Kars hiç bu kadar damıtılıp berraklaşmamıştı.
Muharrem Yerli

RÜZGÂRDA SAVRULAN KÜLLER
Kathleen E. Woodiwiss, çeviren: Aslıhan Kuzucan, Epsilon Yayınları, roman, 696 sayfa

Kathleen E. Woodiwiss, yeni romanı ‘Rüzgârda Savrulan Küller’de, karşıt dünyalardan olan bir kadın ile bir erkeğin, tüm zorluklara rağmen bir araya gelme çabasını hikâye ediyor. İç Savaş’ın olanca acımasızlığıyla sürdüğü Amerika’da, Güneyli olan Alaina MacGreen, savaşın yıkımından kurtulmak için erkek çocuğu kılığına girerek kaçar. Genç kadının yolu, Kuzeyli güçleri yöneten gösterişli subay Cole Latimer’la kesişecektir. Fakat çok geçmeden Latimer, koruması altına aldığı MacGreen’in pejmürde bir delikanlı değil, genç bir kız olduğunu öğrenir. Kısa bir süre sonra birbirine aşık olan ikilinin önünde, katedecekleri zorlu bir yol vardır.

DEMOKRATİK BARIŞÇI ÇÖZÜM VE KÜRT SORUNU
hazırlayan: Y. Yılmaz Ateş, Evrensel Yayınları, siyaset, 388 sayfa

Yılmaz Ateş’in hazırladığı ve birçok yazarın katkıda bulunduğu eldeki çalışma, Türkiye’de halen tüm yakıcılığıyla devam eden Kürt sorununu, çok yönlü bir bakışla ele alıyor. Ağırlıklı olarak sosyalist bir perspektifle kaleme alınmış makalelerde, Kürt halkının “kendi kaderini tayin hakkı” savunuluyor; emperyalizm ve bölge gericiliklerinin Kürtlere dair hesapları ile Kürtleri hedef alan şoven-gerici çeşitli akımlar eleştiriliyor ve sorunun demokratik çözüm olanakları araştırılıyor. Kitapta, ırkçı saldırıların kışkırtılıp halkların birbirine düşmanlaştırılmasıyla, Kürt sorunu konusunda sol kesimde yaşanan kafa karışıklığı da analiz ediliyor.

ÇİÇERO OLAYI
François Kersaudy, çeviren: Selim Beder, Picus Yayınları, tarih, 199 sayfa

François Kersaudy ‘Çiçero Olayı’nda, filmlere de konu olmuş, 2. Dünya Savaşı’nın en büyük casusluk olaylarından birini anlatıyor. Olayın merkezinde, İngiltere Büyükelçiliği’nde uşak olarak çalışırken Nazilere çok gizli belgeler sızdıran, Elyesa (İlyas) Bazna yer alıyor. Naziler, Bazna’ya “iyi konuşuyor” anlamına da gelebilecek “Çiçero” ismini takmıştı. Çünkü kendisi, Müttefiklerin Nazi yönetimine karşı aldığı çok sayıda gizli kararı, hünerli bir şekilde Nazilere sızdırabilmişti. İşte Kersaudy kitabında, yakın tarihin bu film gibi casusluk olayı ile olayın baş aktörü Bazna’yı, İngiliz istihbarat örgütü arşivlerine dayanarak anlatıyor.

BÜYÜK DEVLETLERİN YÜKSELİŞİ
Derek McKay ve H. M. Scott, çeviren: Eşref Bengi Özbilen, Dergâh Yayınları, tarih, 430 sayfa

Derek McKay ve H. M. Scott imzalı ‘Büyük Devletlerin Yükselişi’, 1648’den 1815’e, yani Otuz Yıl Savaşları’ndan Viyana Kongresi’ne kadar geçen zaman diliminde Avrupa devletler sisteminin gelişmesini inceliyor. Ele aldığı konuyu Fransa, İngiltere, Avusturya, Rusya ve İtalya gibi belli başlı Avrupa devletleri üzerinden izleyen çalışmada ayrıca, söz konusu zaman zarfında Avrupa’da ortaya çıkmış diplomatik kurumlar da değerlendiriliyor. Kitabı farklı kılan bir husus da, yazarlarının, bu gelişime neden olan savaşların tarihine uzun uzadıya yer vermekten öte, genellikle büyük güçlerin yükselişine eşlik eden diplomasi üzerine yoğunlaşmaları.

KAPLANIN KARISI
Téa Obreht, çeviren: Merve Sevtap Ilgın, Siren Yayınları, roman,
355 sayfa

Téa Obreht, prestijli edebiyat ödülü Orange’ı kazanan en genç isim olarak, yakın bir süre önce haberlere konu olmuştu. 1985 doğumlu Obreht, kendisine söz konusu ödülü kazandıran elimizdeki romanında, Natalia isimli başkahramanının yaşadıkları yoluyla, doğup büyüdüğü Balkanlar’ın trajik tarihini konu ediniyor. Savaşın paramparça ettiği Balkanlar’da yaşayan doktor Natalia, çok bağlandığı büyükbabasını kaybetmiştir. Genç kadın, ücra bir köyde ölen büyükbabasına ait eşyaları almak için yola koyulur. Yolculuğunda Natalia, büyükbabasının hayatı ile bununla iç içe geçmiş kendi hayatı üzerinden, ülkesinin yakıcı gerçekleriyle yüzleşecektir.

BENİM EĞİTİMİM
William S. Burroughs, çeviren: Süha Sertabiboğlu, Sel Yayıncılık, roman, 190 sayfa

Beat kuşağının en önemli temsilcilerinden William S. Burroghs, ‘Benim Eğitimim’ isimli elimizdeki romanında, düşlerinin, rüyalarının ve bilinçaltının izini sürüyor. Düşleri aracılığıyla, gerçek kabul edilen hayatı, alışkanlıkları ve kültürü tersyüz etmeye koyulan Burroughs, doğrudan, dürüst ve esprili üslubuyla, hayatla uzun soluklu bir kavgaya tutuşuyor. Bilinçaltının farklı duraklarına uğrayan kitap, Burroughs’un özgün tarzını yansıtan iyi örneklerden biri. Hayatın parodisi olarak tasarlanan bir düşler dünyasında geçen roman, aynı zamanda Burroughs’un yazarlık, resim, bilinç ve yaratıcılık konularındaki düşüncelerini de barındırıyor.

METELİKSİZ
Mark Boyle, çeviren: Emre Akçaoğlu, Derin Kitap, anlatı,
232 sayfa

Mark Boyle ‘Meteliksiz’i, bir yıllık parasızlık sürecinin sonucunda kaleme aldı. Bu süre zarfında cebinde hiç para olmadan ve kimseden borç almadan yaşayabilmiş yazar, paraya ve tüketim çılgınlığına meydan okuyan kitabında, yemekten eğlenceye, ulaşımdan enerjiye kadar hayatın her anından paranın nasıl çıkartılabileceğini anlatıyor. Bununla, parasız yaşamı hedefleyen Freeconomy hareketini başlatmış Boyle’un, “şebekenin dışına” kaçma çabası ise, ziyadesiyle zor olmuş. Fakat çamaşır yıkamak için sabun yapan, ormandan böğürtlen toplayan ve yiyecek için çöp tenekelerini karıştıran Boyle, başka türlü bir yaşamın mümkün olduğunu da gösteriyor.

Çayların mucizesi

DOĞADAN GELEN SAĞLIK: BİTKİ ÇAYLARI
Prof. Dr. Erdem Yeşilada
Era Yayıncılık
2011, 168 sayfa.

Hepimiz hastalıklara çareyi vücuda bin bir zararı olan ilaçlar kullanmaktansa doğal yollarda, bitkilerde aramayı tercih ederiz. Hatta bitkiler sadece hastalıkların tedavisinde değil, hastalıklardan korunmak, vücudun direncini artırmak için de fazlasıyla tüketiliyor. Bitkilerin tüketiminde en çok kullanılan yol ise şüphesiz bitki çayları… Fakat bitkiler de her zaman düşündüğü kadar masum olmayabiliyor; bazılarının aşırı tüketiminin vücuda ciddi zararları olabiliyor ya da her bitkinin çayı içilemeyebiliyor. Prof. Dr. Erdem Yeşilada, ‘Doğadan Gelen Sağlık: Bitki Çayları’nda, okuru, çayı yapılabilen bitkiler üzerine aydınlatıyor.
Kitapta, resimlerle onlarca bitkinin bileşiminden, yararlarından hatta bazen oluşabilecek zararlarından, çayının nasıl hazırlandığından bahsediliyor. Ayrıca kitapta bitkilerin alzheimer, kanser, tansiyon, şeker, migren gibi ciddi hastalıklara sağladığı yararların dışında günlük yaşantımıza sekte vuran çeşitli rahatsızlıklara karşı şaşırtıcı etkilerini de bulmak mümkün. Papatya çayının ter kokusunu gidermesi, karanfilin diş çürüğünü önlemesi, tarçının antibiyotik etkisi gibi…
Bitkilerle ilgili değişik anekdotlara da rastlayabiliyorsunuz. Mesela, “Bahçesinde adaçayı yetişen bir kimse ne için ölüyor?” sözünü duymuş muydunuz? Ortaçağ’da eski İtalya’da Salernitam Tıp Okulu’nda yapılan eğitimden kalan Latince söz, adaçayının sağlık için ne kadar yararlı olduğunu açık şekilde ortaya koyan bir ifade. Akdeniz ülkelerinde yaygın bulunuşu nedeniyle çeşitli amaçlarda kullanılan bir bitkidir adaçayı.
Yeşilada, siyah çay ve yeşil çaya da önemli bir yer ayırmış kitabında. “Uzakdoğu toplumları tarafından daha fazla tercih edilen yeşil çayın, özellikle daha kuvvetli antioksidan etkiye sahip olduğu ve kanserden tutun yaşlayanmaya kadar çok farklı hastalık ve fizyolojik bozukluğun önlenmesinde rolü olduğu çeşitli bilimsel çalışmalar ile ortaya konmuştur”diyor. Öte yandan, zararlarını ise şöyle açıklıyor: “Yeşil ve siyah çayın bazı durumlarda dikkatle kullanılmasında yarar vardır. Böbrek hastaları, hipertiroidi hastaları, kalp ve dammar hastaları ve bazı psikolojik vakalarda (panik atak) çay dikkatle tüketilmelidir. Aşırı miktarda çay tüketilmesi ya da çay ile birlikte uyarıcı ilaç kullanan kişilerde sinirlilik, gerginlik, çarpıntı, başağrısı, yüksek tansiyon, uykusuzluk, sık idrara çıkma ve mide asidinin artmasına bağlı olarak mide şikayetleri görülebilmektedir.”
Beril Akyürek