Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar

BATI’DA BİR NAKŞÎ CEMAATİ, ŞEYH NÂZIM KIBRISÎ ÖRNEĞİ
Tayfun Atay, Berfin Yayınları, inceleme, 400 sayfa

Akademisyen Tayfun Atay, yeni kitabı ‘Batı’da Bir Nakşî Cemaati’nde, Nakşibendi tarikatının bir kolunun Batı dünyasındaki örgütlenme ve faaliyetlerini inceliyor. Kültürel antropoloji kategorisinde incelenebilecek bu kitap , tarikatın toplu zikir törenlerini, modern dünyaya bakışını, siyasal ve ahlaki söylemlerini gözler önüne seriyor. ‘Batı’da Bir Nakşî Cemaati’, İslâm algısı olumsuz bir şekilde biçimlenen Batı dünyasına da İslâmi yaşam biçimine dışarıdan değil içeriden bakma fırsatı sunuyor. Yazar Tayfun Atay ise, yaptığı bu araştırma ile kendi düşüncelerindeki dalgalanmaları da okuyucuyla paylaşıyor.

BAŞARILI GİRİŞİMCİLİK
kolektif, çeviren: Melis İnan, Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) Yayınları, iş dünyası, 189 sayfa

‘Başarılı Girişimcilik’, yeni bir girişim başlatmanın veya var olan girişimi devam ettirebilmenin yollarını araştıran dokuz makale barındırıyor. Girişimciliği risk almak, yenilikçi olmak, fırsatları kullanmak olarak tanımlayan buradaki yazıların amacı, kişileri, istihdam arayan konumdan, istihdam yaratan konuma doğru itmek, yani girişimciliğe özendirmek. Girişimde varolan sorunların üstesinden gelmek; işletmedeki çelişkileri rekabet üstünlüğüne dönüştürmek; sosyal girişimlerin çalışmasını sağlamak; girişimcilerin kendilerini ölçeğe uyarlamalarının püf noktaları ve kurumsal girişimciliğin sorunları, kitapta ele alınan başlıca konular.

TANRIYA GİDEN YOLDA KARŞILAŞTIKLARIM
Yaşar Özkan, Cinius Yayınları, din, 270 sayfa

‘Tanrıya Giden Yolda Karşılaştıklarım’da Yaşar Özkan, “Bilim ve inanç birlikte olabilir mi?” sorusunun yanıtını arayışını; girdiği manevi yolda yürümesini ve bu yolda ısrar etme çabalarını anlatıyor. Fizik, jeoloji, biyoloji, astronomi ve kozmolojinin ulaştığı sonuçların, Kur’an’da yer alan ayetlerle uyumlu olduğu, kitabın temel tezi. Dolayısıyla Özkan’ın yazılarında, Kur’an ile matematiksel denklemler, kuantum fiziği ile kadim öğretiler, nanoteknoloji ile öte alem inanışı bir arada yer alabiliyor. Özkan’ın çalışması, bilim ile din gibi iki karşıt alanı birleştirmeye ve barıştırmaya çalışan kitapların bir örneği olarak okunabilir.

MİSTİK ŞEHRİN EFENDİLERİ
Çınar Özkan, Arvo Yayınları,
roman, 445 sayfa

Çınar Özkan ‘Mistik Şehrin Efendileri’nde, babası bir savaşta öldürüldükten sonra, Anadolu’daki Porsutlar boyunun başına geçen kral Merki’nin düşmanlarıyla giriştiği amansız mücadeleyi hikâye ediyor. M.Ö. V-VIII arasında tahtta kalan kral Bega, bir savaşta öldürülür. Kralın yerine, yirmi beş yaşındaki oğlu Merki geçer. Merki tahta çıktığında büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya gelir. Zira düşman Hermekesliler, Porsutlardan toprak talebinde bulunmaktadır. Bu durum, iki boy arasında yaşanacak büyük bir savaşın bahanesidir. Kral Merki, sürekli fikir danıştığı eşi Atajya ve komutanı Tremer’in yardımlarıyla düşmanını alt etmeye çalışacaktır.

GÖNÜL ÇELMENİN TARİHİ
Jean Claude Bologne, çeviren: Erkan Ataçay, Dost Kitabevi, inceleme, 342 sayfa

Fransız romancı ve tarihçi Jean Claude Bologne ‘Gönül Çelmenin Tarihi’nde, baştan çıkarmanın hikâyesini, tarihöncesinden yirminci yüzyıla uzanarak anlatıyor. Tavlamanın mitolojisinde sıklıkla görülen “kaçırma ve tecavüz” teması; antik Yunan ve Roma’da gözlemlenen “sevme sanatı”nın toplumsal yansımaları; Ortaçağ’daki baştan çıkarma ve evlenme alışkanlıkları; gönül okşamanın altın çağını yaşadığı Rönesans ve 17. yüzyıl; Aydınlanma’yla birlikte gönül çelmede icat edilen yeni stratejiler; 19. yüzyılda karşı cinse yaklaşımın düzenlenmesi ve 20. yüzyıldan itibaren flörtün “tavlama”ya dönüşme süreci, Bologne’un irdelediği ilgi çekici konular.

FİLM YAPIMININ TEMELLERİ
Jane Barnwell, çeviren: Gülengül Altıntaş, Literatür Yayıncılık, eğitim, 208 sayfa

Jane Barnwell imzalı ‘Film Yapımının Temelleri’, sinema eğitimi alan öğrencilerin ve film sektöründe çalışanların yanı sıra, konuya ilgi duyanlara da, film yapım süreciyle ilgili temel bilgileri vermeyi amaçlıyor. Kitapta, film yapım aşamasında ekip çalışmasının nasıl organize edilebileceği, senaryo yazım teknikleri, film yapımının planlanması, yönetmenlik, prodüksiyon tasarımı, ses düzeni ve post-prodüksiyon süreci gibi, konuya dair temel bilgiler yer alıyor. Çalışmada ayrıca, filmde resim kompozisyonu, çerçeveleme, ışık, renk objektif ve format kullanımı ile sinemada özgün bir anlam yaratmak gibi önemli konularda da ipuçları veriliyor.

NEOLİBERALİZM VE MAHREMİYET
hazırlayan: Cenk Özbay, Ayşegül Terzioğlu ve Yeşim Yasin, Metis Yayınları, inceleme, 285 sayfa

‘Neoliberalizm ve Mahremiyet’te yer alan makaleler, Türkiye’de mahremiyetin kapsamını, beden, sağlık ve cinsellik boyutlarıyla masaya yatırıyor. Kitabın ilk bölümünde, Türkiye’de sağlık sisteminde son otuz yılda yaşanmakta olan dönüşüme farklı pencerelerden bakılıyor. Burada, tüm dünyada gerçekleşen sağlık sistemlerinin neoliberalleşme ekseninde yeniden yapılanması sürecine Türkiye örneği üzerinden mercek tutuluyor. Kitabın ikinci bölümünde, modern tıbbın hasta bedenleri ve öznellikleri üzerindeki etkileri irdeleniyor; son bölümde de, cinsiyet ilişkilerinin ve cinsel kimliklerin, neoliberalleşmeyle birlikte nasıl dönüştüğü ortaya koyuluyor.

Hayata ışık tutan öyküler
ALDANMAYANLAR BOŞ GEZER
Deniz Tural
Kora Yayın
2011, 108 sayfa.

İçinde altı öykü bulunan ‘Aldanmayanlar Boş Gezer’, Deniz Tural’ın üçüncü kitabı. Birinci öyküde, kendi içindeki fırtınayla erkekler üzerine cehennem olan bir kadının yaşam kesiti anlatılıyor. Tiplerin betimlemeleri, öykü dili çok iyi ama öykünün adı biraz sorunlu, kuzu/kuzu postunda yeniden değerlendirmeli.
Aşk Bazen Bir Cinayettir, insanın iç dünyasının başkaları tarafından yönlendirilmesine ve de küçücük bir olay ya da olgunun kurgulamayla büyütülmesine, başlangıç noktasından çok uzaklara taşınmasına ışık tutmuş. Sözcüklerin soyut yanlarıyla oluşturulan soyut bir yaşam, aklı devre dışı bırakarak, somut bir yaşamı alt edebiliyor. Bireyin ruh halini tespit anlamında da önemli. Dil yine başarılı.
Darwin’in Hayvanat Bahçesi, somut ve soyutun iç içe girdiği nefis bir öykü. Betimlemeleriyle, soyut ve somut arasındaki gelgitleri, öykü koşullarında öylesine bir üst somutluğa taşımış ki, bir yandan soyutlamada varlığınızı sürdürürken, öte yandan somut bir dünyaya dönebiliyorsunuz. Bu arada, bireyin iç-dış dünyası üzerinden yaşamın çürüyen ve yürütülen yanları da aktarılıyor okura. Çok soru sorduracak bir öykü diyebilirim.
Kitaba adını veren öykü, Aldanmayanlar Boş Gezer ise, aslında bir roman. Yaşamın tüm çelişkileri içerisinde, sıradan bir ömrün, sıra dışılığa düşen öyküsü. Yeraltı dünyasının bir kesiti aktarılırken, o büyük/küçük insanların, yazarın da yardımıyla muhteşem/zavallı dünyalarında geziniyoruz. Aldanmayanlar Boş Gezer, her yönden önemli bir insan inşaatı.
Semerkant’ta Ölüm, öykücümüzün iç sorgulama ve yaşamın gerçeği arasındaki bağlantıyı ortaya koyan bir öykü. Okuduğu bir kitabın akışı içerisinde ve güncel yaşamı arasında kurduğu birçok köprünün aslında kendine ulaştığını çözümlediği anda, bitişin sonsuz gücüne teslim oluşunu görüyoruz.
Requime, sanatçı zamanının güzel örneklerinden biri. Ölümün somutluğu, yaşama bir türlü denk gelmez. Hele ki sanatçılar, kendi sanatsal zamanlarıyla yaşamın sıradan zamanına her an baskındırlar. ‘Her ölüm erken ölümdür’ derler, acı ve mevcudun yitişi anlamında geçerli olabilir ama yaşamışlık anlamında sıradan bir insanın aynı yaştaki bir sanatçıyla ölümünün denksizliği ortadadır. Requime’de bir geceye sığan insan ve insanların ruhsal ve gerçek zamanları arasındaki büyük uçurumları görüyoruz.
H. Hüseyin Yalvaç

BELGELERLE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ’NİN GERÇEKLERİ
Yeşim Örek, Alfa Yayınları, tarih, 269 sayfa

Kıbrıs Harekâtı sırasında Dışişleri ve Savunma Bakanı olan Osman Örek’in kişisel arşivinden derlenmiş belgelere yer veren elimizdeki kitap, adanın yakın tarihinin karanlıkta kalmış detaylarını ortaya koyuyor. Osman Örek, Kıbrıs’ın bağımsızlığıyla ilgili 1959’da Londra’da gerçekleşen “Beşli Londra Konferansı”na katılmış, Londra ve Zürih Antlaşmalarının hazırlanmasında aktif rol oynamış, 1960 genel seçimlerinde Kıbrıs’tan milletvekili seçilmiş ve 1974’teki Kıbrıs Harekâtı’nda BM Barış Gücü ile irtibatı bakanlığından fiilen yürütmüştü. Kitap, Kıbrıs’ın kaderi üzerinde kritik bir rol oynamış Örek’in arşivinden belgeler barındırmasıyla önemli.

SAVAŞ VE BARIŞ HUKUKU
Hugo Grotius, çeviren: Seha L. Meray, Say Yayıncılık, hukuk,
392 sayfa

1583-1645 yılları arasında yaşamış Hollandalı hukukçu, teolog ve devlet adamı Hugo Grotius, uluslararası hukukun kurucusu olarak kabul ediliyor. Üç buçuk yüzyıl önce yayımlanan yukarıdaki klasik yapıtında Grotius, devletler hukukunu devletlerin yaratmadığını, onun, geleneksel uygulamalardan ve devletler arasındaki anlaşmalardan doğduğunu belirterek, uluslararası ilişkilerde uygulanan ve uygulanması gereken kuralları, özellikle söz konusu ilişkilerdeki “ölçülü davranma” zorunluluğunu, detaylıca irdeliyor. Grotius bunu yaparken, uluslararası hukukun yanı sıra, hukuk felsefesi, özel hukuk ve ceza hukuku gibi geniş bir alanda dolaşıyor.

ZOR BİR AİLEDE BÜYÜMEK
Susan Forward ve Craig Buck,
çeviren: Ahu Terzi, İletişim Yayınları, psikoloji, 327 sayfa

İki ünlü terapistin kaleme aldığı ‘Zor Bir Ailede Büyümek’, gerçek vakalardan hareketle, zor ebeveynlerle yetişmiş çocukların yaşadığı sorunları çözüme kavuşturmayı amaçlıyor. Yazarlar, kitaplarının ilk bölümünde “toksik anne-babalar” olarak tanımladıkları farklı ebeveyn tipolojilerini ele alıyor. Bu ebeveynler, tanrısal anne-babalardan yetersiz anne-babalara, aşırı kontrolcülerden alkoliklere ve duygusal, fiziksel ve cinsel tacizcilere uzanan geniş bir perspektif içinde değerlendiriliyor. Kitabın ikinci bölümünde de, geçmişinde zor günler geçirmiş yetişkin çocuklara, hayatlarını geri kazanma yolları konusunda önerilerde bulunuluyor.

BİR ŞAİRİN GÜNLÜĞÜ
Yorgo Seferis, çeviren: Alova, Can Yayınları, günlük, 261 sayfa

‘Bir Şairin Günlüğü’, Nobel Ödüllü şair Yorgo Seferis’in 1945-1951 arasında tuttuğu günlüklerinden oluşuyor. Seferis’in, 2. Dünya Savaşı’nın bitiminde Yunanistan’ın müteffiklerce kurtarılmasının hemen ardından başlayan günlüğü, Seferis’in büyüdüğü İonya dünyasına yaptığı bir yolculuk ve bu vesileyle yaşamının başladığı yere dönerek, dağılmış dostlarına, ailesine ve “küçük bir lamba gibi söndüğü”nü söylediği uygarlığa dair duygu ve düşünceleriyle sona eriyor. Seferis’in kişisel dünyası ile şiirlerine dair önemli ipuçları veren günlüğün en önemli ilgi alanlarından birinin, çok sevdiği ünlü şair Konstantin Kavafis olduğunu söyleyebiliriz.

FAŞİZMİN ETKİSİNDE
TÜRKİYE’DE SİNEMA
Ali Özuyar, Doruk Yayınları, sinema, 359 sayfa

Ali Özuyar, uzun araştırmaların ürünü olan ‘Faşizmin Etkisinde Türkiye’de Sinema’da, 1939-1945 aralığında Almanların Türkiye sinema sektörü üzerinde baskı kurmalarının ve sinemacıların buna karşı verdikleri mücadelenin hikâyesini anlatıyor. Özuyar, Türk sinemacıların o dönemde, teknolojik olarak Almanya’ya bağımlı olmalarına rağmen Berlin karşıtı tutum sergilemeye başlayarak Alman filmlerine yer vermediklerini; sinema filmi ihtiyacının da, Mısır ve Basra üzerinden getirtilen ve çoğunluğu Amerikan yapımlarından oluşan filmlerle karşılandığını belirtiyor. Kitap, savaşın Türk sineması üzerindeki etkileri konusunda nitelikli bir çalışma.

SU TADINDA (VE ÖNCESİ)
Sina Akyol, Mayıs Yayınları, şiir, 79 sayfa

Sina Akyol’un ilk şiir kitabı ‘Su Tadında’, 1980 yılında yayımlanmıştı. Elimizdeki baskıda, bu kitabın yanı sıra, Akyol’un bundan önce kaleme aldığı şiirlerinden bir seçmeye de yer veriliyor. Akyol’un, söz konusu seçmede yer alan ‘İnsan İçin’ isimli şiiri şöyle: “Sayrı düşsel bir ilk ağaç / En gizemli çiçeğimle seni / Her bitimsiz açılarda büyüttüğüm / Ellerinden olmaya / Ellerinden olmaya // Ve durup durup bir / Seviden kopmaya / Sonra ilk ve son bilmeye / Ve bunlar ki her şeydir -birer eşya / Gibi durmaya- // Beynimi parçalarken bir takım güzler / Yitik bir solumadır korkusu / Ufaldıkça yoklaşır insan / İnsan bir felsefe dokusu...”

ERBAKAN’DAN ERDOĞAN’A LAİKLİK, DEMOKRASİ, KÜRT SORUNU VE İSLAM
M. Hakan Yavuz, çeviren: Leman Adalı, Kitap Yayınevi, siyaset,
352 sayfa

Türkiye’de İslam ve modernleşme konusunda yaptığı çalışmalarla bilinen M. Hakan Yavuz elimizdeki çalışmasında, genel olarak, dini nitelikli siyasal hareketlerin demokratikleşmenin ve liberalleşmenin öncüsü olup olamayacağı konusunu tartışıyor. Radikal grupların rekabetçi ve kurallara dayanan katılımcı bir siyasal düzen içerisinde bulunduklarında etkinlik ve ideolojilerini ılımlılaştırdıklarını savunan Yavuz, bu bağlamda, günümüzde Türkiye’de İslamcı hareketlerin görünümündeki dönüşümlerin nasıl ve neden gerçekleştiğini masaya yatırıyor. Yavuz bunu yaparken, dini aktörlerin, kamusal alandaki siyasal davranışlarını da açıklamaya girişiyor.


‘Düşünce ülkesine yolculuk

IDEON -
TANRILARIN YOLU
Orhan Bahtiyar
Aya Kitap
2011, 384 sayfa

Orhan Bahtiyar, mizahi denemelerini topladığı kitabı ‘Asparagaz.com : Robdöşambr Kullanma Kılavuzu’ndan sonra ilk romanı ‘Ideon – Tanrıların Yolu’ ile okurla buluşuyor. Roman, 1940’lı yılların Türkiye’sinde, İkinci Dünya Savaşı’nın hüküm sürdüğü günlerde geçiyor. İsviçreli bir arkeolog, Atatürk’ün özel davetiyle mitolojik çağın İda’sı Kaz dağlarına, Sünni ve Alevilerin hoşgörü ve dostlukla yaşadıkları bir köye kazı çalışmaları için görevli olarak gelir ve bir grup sır dolu insan Amerika ve Almanya’nın kaderini değiştirmek üzere bir yolculuğa çıkar. Büyük İskender döneminden kalma büyük bir yazıt ve binlerce yıl önce Tibetli Rahiplerin Büyük İskender için yapmış olduğu ölüleri canlandıran ‘Hayat Tozu’nun peşinde koşan çarpıcı hikâyede önyargının anlayışa, düşmanlığın dostluğa, farklılıkların aşka dönüşümünü oldukça akıcı bir dille kurgulanıyor. Öte yandan, roman bahsettiği dönem ve bölge hakkında detaylı bilgiler içeriyor ve savaş yıllarının Türkiye’sinden herkesçe bilinmeyen detaylar sunuyor okura. Orhan Bahtiyar, kitaba adını veren İdeon’u ise kahramanı ağzından şu kelimelerle özetliyor: “Tam dünyanın merkezindeyiz işte... İda’nın zirvesi... Zeus’un evi...’ dedi Yorgan Dede. Ardından kelimeler aynı destansı anlatımla dudaklarından dökülmeye başladı. ‘İda... İki anlamı var. İlki odun veya orman. İkincisi ise fikir. Anadolu tanrıların yoludur. İda ise yaşadıkları yerdir. Eski çağlarda bu bölgeye Ideon denirdi. Yani Düşünce Ülkesi. Buralar aklın ve mantığın doğduğu topraklardır...“
Ideon – Tanrıların Yolu, felsefe ve tarihle beslenen ve ustalıkla kurgulanmış bir macera romanı. Hem tarihsel hem biçimsel olarak çok katmanlı olarak adlandırılabilecek bu sürükleyici roman, dolayısıyla farklı türlerin okurlarını aynı paydada buluşturuyor.