Yeni çıkanlar

Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

PORTRELER
Oral Çalışlar, Everest Yayınları, anı, 306 sayfa

Oral Çalışlar ‘Portreler’de, Türkiye’nin önemli isimleriyle yaptığı söyleşileri okurlarına sunuyor. Çoğunluğu portre olarak kabul edilebilecek bu söyleşilerde Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu, Yılmaz Güney, efsane oyuncu Lefter, Fikret Otyam, Halil Ergün, Ümit Yaşar Oğuzcan, Mina Urgan, İshak Alaton, Malik Yolaç ve Panayot Abacı gibi, kimi hayata veda etmiş kimi yaşamakta olan birçok kişi yer alıyor. Kitapta ayrıca, 1915’te öldürülüp yol kenarına gömülen Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi’nin ilginç öyküsü ile Çalışlar’ın, Hrant Dink’in katledilmesinin ardından kaleme aldığı yazılar da bulunuyor.

TOPLUM BÖCEĞİ
Kerem Işık, Yapı Kredi Yayınları, öykü, 119 sayfa

Kerem Işık, ilk kitabı ‘Aslında Cennet de Yok’ta, sıradan yaşamın içinde pek göze çarpmayan ayrıntılara odaklanmış; tasvir etmeye koyulduğu meseleyi, süslü bir üsluba ve abartılı söz oyunlarına başvurmadan, sade bir tarzda kaleme getirmişti. Yazarın elimizdeki ikinci kitabında yer alan öyküler için de benzer bir saptama yapılabilir. Işık’ın kendine has naif bakışı, buradaki öykülerin de ana çerçevesi olarak düşünülebilir. Yazar burada, toplumun beklentilerini karşılayan bireyler yetiştirme, kariyer yapma ve mutluluk arayışı gibi güncel insanlık sorunlarını, ironik ve mizahi bir bakış açısıyla anlatıyor.

GÜN UYANIYOR UYKUSUNDAN
Cevat Erdoğan, Sokak Kitapları, şiir, 79 sayfa

Cevat Erdoğan daha önce ‘İlkyaza Doğru’ adlı öykü kitabını yayımlamıştı. Yazar şimdi de farklı bir çalışmayla, şiirleriyle karşımıza çıkıyor. Erdoğan’ın, kitaba adını veren şiirinden bir alıntı: “Ansızın yırtılıyor gece / Mavi kanatlı bir kuşun / Muştusuyla uyanıyor / Işıyor ağır ağır / Karlı yüzünü gösteriyor gün // Dışarıda kar yağıyor / Soğuk bir yel esiyor / Islak yerleri yalıyor, çamurlu / Islık çalarak geçiyor tenhaları / Demir ve bakır kokulu dağları yırtan / Madenci dostlarım uyanıyor uykusundan / Büyük sabırları ve umutlarıyla / Mavi giysileriyle yürüyorlar / Karla, rüzgârla dolduruyorlar sokağı (...)”

HERKES AYNI RÜYAYI GÖRÜR
Kerem Kobanbay, Saklı Kitap , roman, 184 sayfa

Kerem Kobanbay ‘Herkes Aynı Rüyayı Görür’ başlıklı elimizdeki romanında, 17 Ağustos 1999 Marmara depremini, iç içe geçen öyküler üzerinden anlatıyor. Marmara depremine iki gün öncesinde geçen roman, Yalova’da yaşayan beş farklı ailenin birbirinin içine geçmiş hikâyelerini adım adım örüyor ve büyük bir felaketin alt üst edeceği karakterlerin trajedisini resmediyor. Kobanbay kurgusunu, Gülşah, Işık, Timuçin ve Efran gibi karakterler üzerine inşa ederken, aşka tutunan, yalnızlığını paylaşmaya çalışan, hayallerle yaşayan, zulme maruz kalan ve başkası gibi yaşamaya çalışan insanın evrensel sorunlarına da uzanıyor.

GÜLME SIRASI BİZDE
Ebru Deniz Ozan, Metis Yayınları, inceleme, 214 sayfa

Ebru Deniz Ozan, nitelikli çalışması ‘Gülme Sırası Bizde’de, 12 Eylül darbesine giden süreçte sermaye sınıfının konumunu, rolünü araştırıyor ve böylelikle, darbeden esas kârlı çıkan toplumsal kesimleri ortaya koyuyor. Hatırlanacağı gibi dönemin TİSK Başkanı Halit Narin, darbe sonrasında “Yirmi yıl işçiler güldü biz ağladık; şimdi gülme sırası bizde” sözünü sarfetmişti. Ozan, sermaye sınıfı ile devletin sınıfsal rolünde meydana gelen değişim arasındaki ilişkiyi yetkin gözlemlerle irdeler ve dönemin kazanan ve kaybedenlerini ortaya koyarken, darbeyle girişilecek gerçekçi bir hesaplaşmaya da önemli bir katkı sunuyor.

SİLAHŞORNÂME
Firdevsî-i Rumi, hazırlayan: Bekir Biçer, Çizgi Kitabevi, tarih, 167 sayfa

Az bilinen bir edebi tür olan ‘Silahşornâme’, silahları kimlerin kullandığı, silahların nasıl ve kimler tarafından icat edildiği ve silahların çeşitleri hakkında kapsamlı bilgiler veren kitapların genel adı. İşte asıl adı Şerafeddin Musa olan ve 15.-16. yüzyılda yaşamış Firdevsî-i Rumi, ‘Silahşornâme’ başlıklı elimizdeki kitabında, silahların tarihini ve savaş tekniğini anlatıyor. ‘Musellah-nâme’ olarak da bilinen eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun cihat politikasına ışık tutmasının yanı sıra, Osmanlı’nın fetihler çağında yazılmış olması ve böylece dönemin ruhunu yansıtmasıyla, kuşkusuz önemli bir tarihi vesika.

FİZİK
Michael Brooks, çeviren: Ebru Kılıç, Versus Kitap, bilim, 241 sayfa

Michael Brooks, alana dair bir kılavuz eser olarak değerlendirilebilecek ‘Fizik’te, bu bilim dalının kapsamına giren basit sorulardan zamanda seyahat edilip edilemeyeceği gibi büyük sorulara uzanıyor. Kitabı ilgi çekici kılan hususların başında, kimi basit fizik sorularının, insanlığın gerçekleştirdiği en derin bazı keşiflere nasıl yol açtığını göstermesidir diyebiliriz. Brooks, fiziğin amacından “Schrödinger’in kedisi”ne, elmanın neden düştüğünden “Tanrı parçacığı”nın ne anlama geldiğine, dünyanın manyetik kalkanından doğanın en güçlü kuvvetinin hangisi olduğuna kadar birçok soruyu açıklamaya koyuluyor.

ANNALES OKULU VE TÜRKİYE’DE TARİHYAZIMI
Erdem Sönmez, Tan Kitabevi, tarih, 243 sayfa

Tarihyazımının önemli duraklarından Annales Okulu, tarih bilimine toplum bilimleri yöntemlerini uygulamak olarak bilinir. Sosyoloji, ekonomi , sosyal psikoloji ve antropoloji gibi toplum bilimleriyle işbirliğine girişen ekol, olayların gerisindeki uzun erimli tarihsel yapıları araştırıyor ve tarihi bir “bilim” olarak inşa etmeye koyuluyordu. İşte Erdem Sönmez bu çalışmasında, Annales’in Türkiye’deki tarihyazımına etkilerini ve boyutlarını ortaya koyuyor. Yazar, bunun için de, Fuad Köprülü, Ömer Lütfü Barkan, Mustafa Akdağ ve Halil İnalcık gibi, Osmanlı tarihçiliğinin kurucu isimlerinin çalışmalarını araştırıyor.

İTALYA’DA BİR TÜRK SEVDİM
Cristina Comencini, çeviren: Semin Sayıt, Can Yayınları, roman, 218 sayfa

Cristina Comencini’nin ‘İtalya’da Bir Türk Sevdim’i, Maria, Isabella ve Mehmet isimli karakterleri arasında yaşanan bir aşk üçgenine dayanıyor. 68 kuşağından iki kardeş olan Maria ve Isabella, birbirlerine aşırı derecede bağlıdır. Fakat kısa bir süre sonra hayat , ikisini de farklı yollara savurur. Maria kendisini çocuğuna adar, arayışlar içinde olan Isabella’nın yolu da Ağrı Dağı’nın eteklerine kadar uzanır. Tam bu esnada, Roma’da yaşamakta olan Maria’nın kapısı, darbe nedeniyle Türkiye’den kaçmış olan Mehmet tarafından çalınacaktır. Bu beklenmeyen misafir, kardeşlerin ilişkisinde kritik bir rol üstlenecektir.

SANSÜRSÜZ SANSÜR TARİHİ
Nuri Kayış ve Serhat Hürkan, Sinemis Yayınları, inceleme, 582 sayfa

Amerikalı yazar Chuck Palahniuk’un ‘Ölüm Pornosu’ romanı, Türkiye’deki sansür uygulamalarının son mağdurlarındandı. Hatırlanacağı gibi kitabın çevirmeni Funda Uncu, ifade vermek için çağrıldığı karakolda, polislerin “bu kitabı çevirmeye utanmadın mı?” ve “Manken misin?” gibi sorularına maruz kalmıştı. Elimizdeki kitap da, bu güncel sansür olayı da içinde olmak üzere, yaşadığımız topraklarda sansürün 1795’ten 2011’e uzanan kapsamlı bir hikâyesini kaleme getiriyor. Yazarlar, Osmanlı İmparatorluğu’nun
son yüzyılında devlet ve basın ilişkisinden günümüze, medya-iktidar ilişkisinin kapsamlı bir tarihçesini sunuyor.

BUDALA
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, çeviren: Ergin Altay, İş Kültür Yayınları, roman, 779 sayfa

Dostoyevki, kendi hayatından izler de taşıyan ‘Budala’da, okurunu, insan ruhunun geniş sınırlarında keyifli bir gezintiye çıkarıyor. Bu yolculuğun en dikkate değer karakteri, aynı zamanda romanın da başkahramanı olan Prens Mışkin’dir. Prens Mışkin, verem tedavisi gördüğü İsviçre’den henüz Petersburg’a dönmüştür. Bu saflık derecesinde iyi yürekli ve sahici genç adam, toplumun değer yargılarıyla kavgaya tutuşacaktır. Fakat çılgınlık, tutku ve hastalık arasında gidip gelen bu hesaplaşma, aynı zamanda kahramanımız için sonun başlangıcı demektir. Roman, üst sınıfları hedefleyen sert eleştirileriyle de dikkat çekiyor.

VEDA
editör: Emine Gürsoy Naskali, Tarihçi Kitabevi, tarih, 297 sayfa

İyi bir tarih ve folklor çalışması olan ‘Veda’, Türkiye toplumunun veda şekilleri ve ritüellerini detaylıca inceliyor. Emine Gürsoy Naskali’nin editörlüğünü üstlentiği kitapta, şarkılarda veda, İzmir’deki Cumhuriyet dönemi mezar taşı sözlerinde veda, kına türkülerinde veda, Kırgız konargöçerlerinde veda törenleri, defin gelenekleri, Köroğlu’nun sonuyla ilgili anlatılar üzerinden kahraman vedası, Cumhuriyet resminde veda teması ve Türkçede veda ifadeleri gibi konular araştırılıyor. Kitap, kopuş ve ayrılık anlamına gelen ve hüzünle iç içe geçmiş vedayı geniş bir kapsamda incelemesiyle dikkat çekiyor diyebiliriz.

KAP KARIO: NESEP BAĞI
Gülseli İnal, Yasakmeyve Yayınları, şiir, 142 sayfa

Gülseli İnal, uzun bir aradan sonra ‘Kap Kario: Nesep Bağı’ ile okurlarının karşısına çıkıyor. İnal buradaki şiirlerini, Emmanuel Levinas’ın baba-oğul arasındaki çapraz ilişkiyi ifade etmek için kullandığı “nesep bağı” teriminden hareketle kuruyor. Kitapta yer alan bir şiirden alıntı: “Eğrilikler beldesini delerken / bir ceset taşınıyor bak / anne okuyla yere serilen / yorgun omuzlarından iniyor / neolitik bir kolye // Duasız yer / ağaç gönderisi eğri büğrü / dallanmakta / korkak yapraklarla / belki bir göl yaratılır / doğrudan yanadır belki / o arsız tamahkâr öpücük / saçları kokularla ovulmuş / Hedonea (...)”

OTUZ YAŞA MEKTUPLAR
Meri İstiroti, Doğan Kitap, mektup, 373 sayfa

Meri İstiroti ‘Otuz Yaşa Mektuplar’ için, hayatlarını ve bulundukları mevkilere nasıl geldiklerini merak ettiği birçok kişiyle görüşmüş. Kitapta, ticaret, bilim ve kültür-sanat gibi farklı alanlarda ün yapmış isimlerin, otuz yaşlarına hitaben kaleme aldıkları mektuplar yer alıyor. Birçok insan geçmişini düşünürken, “bugünkü aklım olsaydı çok daha farklı davranırdım” demekten kendini alamaz. Burada yer alan mektupları en iyi özetleyen cümle de, herhalde bu olur.
Kitaba katılan isimler, hayatlarının bir muhasebesini çıkardıkları gibi, kendi gençliklerine dair deneyimlerini, şimdinin gençleriyle paylaşıyorlar.

EDWARD SAID İLE KONUŞMAYA DEVAM
derleyen: Homi Bhabba ve W. J. T. Mitchell, çeviren: Hayrullah Doğan, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 243 sayfa

‘Edward Said ile Konuşmaya Devam’, kuşağının en önemli akademik eleştirmenlerinden biri olan ve akademik dünyanın içindeki ve dışındaki birçok insan için yepyeni düşünce ve araştırma alanları açan Edward Said’e bir saygı duruşu niteliğinde. Düşünürün beklenmeyen ölümünün ardından Homi Bhabba ve W. J. T. Mitchell, hepsi de Said’in eski dostu ve çalışma arkadaşı olan bir dizi entelektüelden, Said’le bıraktıkları yerden “konuşmaya devam etmelerini”, yani çözümlenmemiş ya da az irdelenmiş konuları yeniden ele almalarını istemiş. Bu yönüyle kitap, Said’in düşüncelerinin ana çizgilerini ortaya koyuyor diyebiliriz.

YOK OLUŞ
David M. Raup, çeviren: Nıvart Taşçı, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, bilim, 197 sayfa

‘Yok Oluş’ta insanın biyolojik kökenlerini araştıran David M. Raup, anlatımının merkezine yok oluşu, yani tür ölümünü yerleştiriyor. Yazarın yanıtını aradığı temel soru şu: “Jeolojik geçmişte ölmüş olan milyarlarca tür, sırf yeterli olmadıkları için mi (kötü genler yüzünden mi), yoksa yalnızca yanlış zamanda yanlış yerde oldukları için mi (kötü şans yüzünden mi) öldü?” Tür ölümünü, tehlike altındaki türleri, biyoçeşitlilik kaybını ve insan faaliyetinin neden olduğu yok oluşları, günümüzün meseleleriyle de bağlantılandıran Raup, küresel ekolojinin bugünü ve geleceği hakkında değerli bir bakış açısı da sunuyor.

YAVAŞ ŞEHİR
Mete Sezgin ve Şafak Ünüvar, Çizgi Kitabevi, inceleme, 216 sayfa

“Yavaş şehir” akımı, modern/küresel kent yaşamının karmaşasına bir alternatif olarak ortaya çıkmış. Akım bizde Akyaka, Gökçeada, Seferihisar, Taraklı ve Yenipazar’dan oluşan beş şehirle temsil ediliyor. İki yazarlı bu kitap da, turizm ve şehir pazarlaması çerçevesinde yavaş şehir konusuna odaklanıyor. Kitapta, yavaş kentlerin sürdürülebilirliği, şehir pazarlamasında tutundurma çabaları ve “marka kent” kavramı konuları ele alınıyor. Yazarlar ayrıca, yavaş şehre ışık tutacak yavaş akımını inceliyor; bu akıma dahil olan yavaş yaşam, yavaş yemek, yavaş seyahat, yavaş trafik ve yavaş turizmin özelliklerini anlatıyor.

ATAERKİ VE BİRİKİM
Maria Mies, çeviren: Yıldız Temurtürkan, Dipnot Kitabevi, feminizm, 432 sayfa

Sosyoloji profesörü Maria Mies, ‘Ataerki ve Birikim’de, feminist bir bakış açısıyla, uluslararası işbölümünde kadınların rolünü masaya yatırıyor. Çalışmasına, feminizmin asıl mücadele konularının neler olduğunu anlatmakla başlayan Mies, devamında da, cinsiyete dayalı işbölümünün toplumsal kökenleri; sömürgeliştirme ve evkadınlaştırma süreçleri; çağdaş yeni uluslararası işbölümünde kadınların bu dünya pazarı içinde oynamak zorunda kaldıkları roller; üretim ilişkilerinin kurulmasında kadına yönelik şiddetin rolü ve sosyalist ülkelerin, kadının kurtuluşuna alternatif olup olmayacağı gibi ilginç konuları irdeliyor.

DEVLETLER VE ULUSLARI
Elçin Aktoprak, Tan Kitabevi, siyaset, 648 sayfa

Elçin Aktoprak ‘Devletler ve Ulusları’nda, Batı Avrupa’daki milliyetçilik ve ulusal azınlık sorunlarını masaya yatırıyor. Aktoprak, Birleşik Krallık-Kuzey İrlanda, İspanya-Bask Ülkesi ve Fransa-Korsika örneklerini, merkez-çevre bağlamında gelişen “çoğunluk-ulusal azınlık” ilişkileri üzerinden irdeliyor. Yazar bu üç örnek üzerinden, Batı Avrupa’da devletin merkezinde ve çevre bölgelerinde yaşanan farklı uluslaşma süreçlerini ve azınlık sorunlarını karşılaştırmalı bir şekilde inceliyor. Konuyu geniş bir zaman diliminde izleyen kitap, ulus inşa süreçleri ile kapitalizm arasındaki ilişkiye odaklanmasıyla da ilgi çekiyor.

MARJİNAL BELEDİYECİLİK TEZLERİ
Erol Okutucu, Tebeşir Yayınları, yerel yönetim, 240 sayfa

Belediye meclis üyesi seçilerek görev yapan, bir süre belediye başkanlığına vekâlet eden ve görevi vesilesiyle Türkiye’de birçok bölgeyi gezen Erol Okutucu, deneyimlerini elimizdeki kitabında bir araya getiriyor. Kitap, Türkiye’deki belediyecelik faaliyetlerindeki eksikleri saptıyor ve kaliteli bir yerel yönetim için öneriler sunuyor. Kitapta, belediye başkanının yapması gereken icraatlar ile belediyelerin idare, görevlendirme, insan unsuru, ticaret, istihdam, ulaşım, trafik, turizm, kültürel çalışmalar, çevrecilik, şehircilik ve özelleştirme gibi alanlarda neler yapabilecekleri konusunda öneriler yer alıyor.