Yeni çıkanlar

Yeni çıkanlar
Yeni çıkanlar
Haber: ERKAN CANAN / Arşivi

OTUZ ÜÇ KURŞUN
Günay Aslan, Avesta Yayınları, siyaset, 79 sayfa

Gazeteci Günay Aslan ‘Otuz Üç Kurşun’da, Van Özalp’taki Sefo deresinde, 28 Temmuz 1943’te, 3. Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın kurşuna dizdiği köylülerin hikâyesini, tanıklar ve belgelere dayanarak anlatıyor. Aslan, 33 Kurşun olayına gelmeden önce, Heretel Köyü’nde yirmi köylünün katledilişini, Mustafa Muğlalı ile temsil edilen devletin Kürtlere yaklaşımını, 33 Kurşun olayının meydana geliş şeklini, Muğlalı’nın emri kimden aldığını ve 33 Kurşun olayının mahkeme ve Meclis süreçlerini, dönemin devlet erkânınca yapılmış açıklamalar, basına yansıyanlar ve olayın birebir mağduru insanların tanıklığıyla veriyor.

MADRİD’DE KIŞ
C. J. Sansom, çeviren: Meral Gaspıralı, E Yayınları, roman, 727 sayfa

C. J. Sansom ‘Madrid’de Kış’ta, İngiliz İstihbarat Servisi için çalışan bir ajanın, Franco diktatörlüğü altında ezilen İspanya’da yaşadığı maceraları anlatıyor. İç Savaş’ın henüz sona erdiği İspanya’da iktidarda bulunan Franco diktatörlüğü, Nazilerle işbirliği yapıp 2. Dünya Savaşı’na girmeyi tasarlamaktadır. Ülkede olup bitenlerle fazlasıyla ilgili olan İngilizler de, başarılı ajan Harry Brett’i görevlendirir. Brett’in görevi, Madrid’de iş çevreleriyle karanlık ilişkiler kurmuş Sandy Forsty’nin gözüne girerek, onun ne işler çevirdiğini açığa çıkarmaktır. Roman, dönemin İspanyası’nın renkli bir panoramasını da sunuyor.

FİLİSTİN UĞRUNA
derleyen: Eugene L. Rogan ve Avi Shlaim, çeviren: Suna Gülfer Ihlamur-Öner, Küre Yayınları, siyaset, 365 sayfa

‘Filistin Uğruna’, Arap, Batılı ve İsrailli bilim insanlarının çeşitli arşiv kaynaklarına dayanarak, Filistin savaşını yeniden yazma çabasının neticesinde ortaya çıkmış. Burada bir araya gelen ve Filistin, İsrail, Mısır, Ürdün, Irak ve Suriye tarihlerine odaklanan makaleler, 1948’i yeni baştan gözden geçiriyor ve böylelikle, günümüzde daha karmaşık hale gelmiş olan Arap-İsrail ilişkilerini, tarafsız bir biçimde kavramaya çalışıyor. Kitabın son sözünü kaleme alan Edward Said de, Arap entelektüellerinin kendi tarihleriyle yüzleşmesi gerekliliği ve meselenin iki tarafına aynı anda bakmanın önemi üzerinde duruyor.

OSMANOĞULLLARI
Feridun Fazıl Tülbentçi, İnkılap Kitabevi, roman, 750 sayfa

Feridun Fazıl Tülbentçi ‘Osmanoğulları’nda, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuru¬luşunu, Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi’nin hayatını ve savaşlarını hikâye ediyor. 1281-1320 zaman aralığında geçen roman, Osmanlı’nın kurucu boyu Kayıların, Bizans İmparatorluğu’yla giriştiği mücadeleyi, henüz yirmi yaşındayken, babası Ertuğrul beyin önerisiyle aşiretin idaresini ele alan Osman Bey’in yaşamıyla harmanlayarak veriyor. Osman Bey, Kayı boyunu adım adım bir devlet haline getirirken, hem Bizans tekfurlarının hem aşiret içindeki iktidar savaşlarının hem de kendisini hedefleyen büyük komploların üstesinden gelmeye çalışacaktır.

DEMOKRATİK ANAYASA
hazırlayan: Ece Göztepe ve Aykut Çelebi, Metis Yayınları, hukuk, 527 sayfa

Türkiye’nin önemli hukukçuları ile iki siyaset bilimcinin makaleleriyle katkıda bulunduğu ‘Demokratik Anayasa’, demokratik bir anayasanın yapıtaşlarını ele alıp derinlemesine bir analiz yapıyor ve konuya dair öneriler geliştiriyor. Türk anayasa hukukundaki normatif uygulamalardan kaynaklanan sorunları saptayan çalışma, karşılaştırmalı hukuk verilerinden yararlanarak “Nasıl bir anayasa?” sorusuna yanıt arıyor. Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Andrew Arato, Kemal Başlar, Faruk Bilir, Kemal Gözler, Yusuf Şevki Hakyemez, Fikret İlkiz, Sibel İnceoğlu, Ergun Özbudun, Fazıl Sağlam, Murat Sevinç, Oktay Uygun ve Serap Yazıcı.

KABUĞUNA SİNMİŞ ADAM
Anton Çehov, çeviren: İlker Balkan, Altın Bilek Yayınları, öykü, 109 sayfa

‘Kabuğuna Sinmiş Adam’, Anton Çehov’un ‘Besleme’, ‘Voladya’, ‘Başkalarının Derdi’, ‘Nişanlı Kız’ ve ‘Boyundaki Nişan’ adlı öykülerini bir araya getiriyor. Çehov, kitaba adını veren öyküsünde de, kendini kuşatılamaz zırhlarla donatarak yaşamaya alışmış Belikov isimli karakterinin trajikomik hayatını anlatıyor. Latince öğretmeni olan Belikov, mevsim ne olursa olsun sıkı sıkı giyinip örtünmesiyle meşhurdur. Onun örtünmeden anladığı, kendisini dış etkenlerden koruyup yalnız kalmasını sağlayacak bir kılıf yaratmaktır. Belikov’un bu yalıtılmış hayatı, günün birinde Verenka adlı bir kadına aşık olmasıyla tepetaklak olacaktır.

ÖTEKİ TARİH 1
Ayşe Hür, Profil Yayınları, tarih, 326 sayfa

‘Öteki Tarih 1’de, Ayşe Hür’ün ağırlıklı olarak Taraf ve Agos gazetelerinde yayımlanmış ve Osmanlı tarihini, Abdülmecid’den İttihat ve Terakki’ye uzanan döneme kadar irdeleyen yazılarından oluşuyor. Hür buradaki yazılarında, resmi tarih söylemi dışında, bize doğru diye dayatılan, çarpıtılan, abartılan veya atlananların arkasındaki detayları irdeliyor. Abdülmecid ve Tanzimat dönemi, Kıbrıs’ın İngilizlere verilişi, Kayzer II. Wilhelm’in doğu seyahati, Kürt etnik bilincinin ve Kürt milliyetçiliğinin doğuşu, 31 Mart darbesi, Abdülhamid’in tahttan indirilmesi, Balkan savaşları ve Babıâli Baskını, kitapta ele alınan bazı konular.

TANRILARIN DOĞUŞU
Ludwig Feuerbach, çeviren: Oğuz Özügül, Say Yayınları, felsefe, 352 sayfa

Alman filozof Ludwig Feuerbach, elimizdeki kitabında, klasik, İbrani ve Hıristiyan Antikçağ kaynaklarına dayanarak Tanrı inancının ortaya çıkışını irdeliyor. Tanrı inancının insanın doğasında olmayıp, bir talebin nihayetinde ortaya çıktığını söyleyen Feuerbach, böylece insan zihnindeki Tanrı fikrinin yapay olduğunu belirtiyor. Tanrı’nın, sadece talep edildiği, içten arzu edildiği için tasarlanmış, düşünülmüş ve inanılmış bir varlık olduğunu savunan düşünüre göre, insanoğlu böyle yaparak benliğini yalanlamış, özüne yabancılaşmış ve yoksullaşmıştır. Feuerbach bu düşüncesini, klasik kaynaklara dönerek ispat etmeye çalışıyor.

MUHADARAT
Fatma Aliye, yayına hazırlayan: Fazıl Gökçek, Özgür Yayınları, roman, 384 sayfa

Fatma Aliye’nin ‘Muhadarat’ı, Türkiye edebiyatında bir kadın yazar tarafından kaleme alınmış ilk roman olarak kabul ediliyor. Fatma Aliye’nin Ahmet Mithat Efendi’yle birlikte kaleme aldığı ‘Hayal ve Hakikat’ten sonra yazdığı ‘Muhadarat’, bir aşk ve kıskançlık hikâyesi ekseninde, Tanzimat dönemi Türkiye romanının öne çıkan konularından olan kadının toplumdaki yeri sorununa eğiliyor. Yazar, erkek egemen topluma karşı sesini yükseltmek bir yana, edebiyatta yer etmiş “erkek egemen” dili kullansa da, roman, dönemin toplumsal dokusuna dair tasvirler ile aydın kesimin halka bakışı konusunda önemli detaylar barındırıyor.

GÜZELLİK GEÇİCİDİR AKIL BAKİ KALIR
Judy Sheindlin, çeviren: Özden Arıkan, Hemen Kitap, kişisel gelişim, 160 sayfa

New York aile mahkemesi başkanı Judy Sheindlin, Amerika’nın en popüler yargıçlarından. Bu popülerliğin bir sonucu olarak Sheindlin, televizyonlar için hazırlanan bir reality-show olan “Yargıç Judy’ adlı bir duruşma programını da hazırlıyor. Sheindlin, avukatlık ve yargıçlık görevi boyunca, genç yaşta hamile kalan, fiziksel işkenceye uğrayan, yoksul, madde bağımlısı, kısacası kriz içinde olan kadınların hayatına tanık olmuş. Yazar, bu deneyimlerle kaleme aldığı kitabında, kadınların kendilerine neden değer vermeleri gerektiğini, hayata dair doğru kararlar vermenin güzellikten neden daha önemli olduğunu anlatıyor.

FUTBOL DÜNYAYI NASIL AÇIKLAR?
Franklin Foer, çeviren: Harun İsmail Çırak, İthaki Yayınları, spor , 238 sayfa

Amerikalı gazeteci Franklin Foer ‘Futbol Dünyayı Nasıl Açıklar?’da, küreselleşme süreciyle birlikte dünya futbolunda gözlenen değişimleri, canlı örnekler ve keyifli bir üslupla izliyor. Holiganlık kültürünü irdeleyerek çalışmasına başlayan Foer, burada, küreselleşmenin ezeli rekabetlerdeki kadim düşmanlığı eritmedeki başarısızlığına kafa yoruyor. Yazar devamında da, futbol üzerinden bir ekonomi okuması yapıyor. Futbolun, küreselleşme sürecinde, gezegenin üzerinde işleyen diğer tüm ekonomilerden çok daha iyi depar attığını söyleyen Foer, dünya çapında ün yapmış futbol takımlarına dair ilgi çekici ayrıntılar sunuyor.

RADYOCULUK GELENEĞİMİZ VE TÜRK MUSİKİSİ
Tamer Kütükçü, Ötüken Yayınları, müzik, 286 sayfa

Tamer Kütükçü bu kitabında, Türkiye’nin radyoculuk serüvenini başlangıcından bugüne, başat kurumlarıyla masaya yatırarak, bu sürecin ülke müziği üzerinde ne gibi etkilerde bulunduğunu araştırıyor. Kütükçü, çalışma alanını, ilk İstanbul Radyosu (1927-1938), Ankara Radyosu (1938-1949), Yeni İstanbul Radyosu (1949-1964), 1964’ten bugüne TRT içindeki radyolar ve 1990’lardan itibaren başlayan özel radyolar olmak üzere, beş döneme ayırıyor. Yazar, radyoların tarihçesini verdikten sonra, bunların musiki üzerinde ne gibi etkilerde bulunduğunu irdeliyor ve Türkiye’de bu zaman aralığında yaşanan dönüşümleri müzik üzerinden izliyor.

CUMHURİYET’E YÜRÜYEN OSMANLI TORUNLARI
Aksel Keskin, Paraf Yayınları, tarih, 248 sayfa

Aksel Keskin ‘Cumhuriyet’e Yürüyen Osmanlı Torunları’nda, Arif ve Halit isimli iki kardeşin başından geçenler ekseninde, Türkiye’nin Balkan Savaşları’ndan Kurtuluş Savaşı’na uzanan yakın dönem tarihinden önemli olayları okurlarına sunuyor. Kitapta anlatılan olaylar, 1877-78 Rus Harbi’nden sonra Anadolu’ya göç etmiş bir aileden gelen kardeşlerden küçüğü olan Halit’in hatıratına ve kısmen de o dönemlere dair anılara dayanıyor. Burada, kronolojik bir sıralamayla, kardeşlerin katıldıkları Balkan savaşları, 1. Dünya Savaşı, Çanakkale Savaşı, Irak, Mısır ve Suriye gibi cepheler ve Kurtuluş Savaşı zamanlarında yaşadıkları anlatılıyor.

AHMET HAMDİ TANPINAR
Besim F. Dellaloğlu, Kapı Yayınları, inceleme, 217 sayfa

Besim F. Dellaloğlu elimizdeki ilgi çekici çalışmasında, Ahmet Hamdi Tanpınar fetişizmi örneğinden hareketle Türkiye modernleşmesinin zihniyet dünyasını tartışmaya açıyor. Üniversitelerde, Tanpınar üzerine dersler veren Dellaloğlu, öğrencilerinin Tanpınar’ı “muhafazakar” olarak tanımlayıp ona önyargıyla yaklaştığını belirtiyor. Bu durumun yalnızca öğrenciler özgü olmadığını, bunun, Türkiye modernleşme zihniyetinin ürettiği en önemli hurafelerden biri olduğunu söyleyen Dellaloğlu, Tanpınar’ın söylendiği gibi Doğu-Batı uzlaştırıcısı ve yerlici olmadığını; “Asrı saadet” ya da “Altın Çağ” arayışında olmadığını savunuyor.

KOLTUK
Philippa Perry, çizim: Junko Graat, çeviren: Devrim Elif Ayan, Akılçelen Kitaplar, çizgiroman, 151 sayfa

Bir psikoterapist ile bir çizerin ortak ürünü olan ‘Koltuk’, hakkında pek fazla ayrıntı bilinmeyen psikoterapi sürecini, çizgiromanın imkânlarından yararlanarak canlandırıyor. Öykü, psikoterapist kahramanı Pat ile bir türlü vazgeçemediği zararlı bir alışkanlığı için ona gelen James arasında bir yıl boyunca devam eden terapi sürecinde yaşananlara dayanıyor. Bu süre zarfında Pat ve James’in yaşadığı endişeler, kafa karışıklıkları ve nihayetinde James’in kötü alışkanlığından vazgeçmesi, öykünün omurgasını oluşturuyor. Kitap bu hikâyeye paralel şekilde, psikoterapiye dair kimi konuların açıklandığı notlar da barındırıyor.