Yeni değil

Haşim kendi diline düşkün bir şairdir ve 'lisan' konusunda ısrarlıdır. Lisan, dilin ötesine taşar onda
Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Değil, değil hiç yeni değil bu tartışma. Üstelik bitecek gibi de değil. Meselenin özünde eser de yok üstelik bu tartışmanın. Düpedüz yaşanan siyasal ve kültürel süreçler var. ‘Günümüz şiirini hazırlayan şairlerin başında gelen şair.’ demekle Kemal Bek, sanırım ‘hazırlama’ kelimesinin ötesinde bir anlamı kastediyor olmalı. Yoksa, hazırlama, teknik düzeye sıkışmak gibi bir anlam handikabına da maruz kalabilir. İlk tuhaflık da tam buradadır bize göre. Modern şiirin yaratıcı ve kurucu şairlerinin başında gelen Haşim, nasıl olmaktadır da, bir yanda şiirin aslı bir yanda da bugünün diline aktarmak gibi bir tuhaflığa uğratılabilmektedir. Haşim’i modern kılan dil ötesi bir şey değil midir ki ‘gençlerin ve Osmanlıca bilmeyen yetişkinlerin, Haşim’in söylediklerini eksiksiz anlamasını ve özgün metinden, az ya da çok, şairin şiir dili ve biçemi konusunda fikir edinmelerini sağlamaya çalışmak’ amacıyla böylesi bir kitap çıksın ortaya. Bu tutum, şairin ve şiirin dışında ‘anlama giderken anlama hapsolmak dahası asıl anlamdan kopmak’ gibi bir sonuç doğurmaz mı? 

Şiir, anlam ve dil...
Şüphe duymuyorum, Kemal Bek de yayıncı da bu kaygıları duyarak ve iyi niyetle böylesi bir yayına yönelmiş olmalıdır. Ne var ki ‘şiirde anlam aramak bülbülü eti için öldürmek demektir’ gibi kesin ve ölümsüz bir görüş ileri süren Haşim için dün olduğu gibi bugün de böylesi çabalara girişmek tamamen ‘kültürel fukaralaşmanın ve bunda ısrarın’ da neticesi değil midir? Haşim kendi diline düşkün bir şairdir ve ‘lisan’ konusunda ısrarlıdır. Lisan, dilin ötesine taşar onda. ‘…kendi kullandıkları kelimelerden vücûda gelmiş gibi gördükleri şi’iri ale’l-âde ‘lisân’ mâhiyetinde telâkki ile, sırf bu zâviye-i rü’yetten bakarak, başkaca hazırlıklı olmağa hiç lüzûm görmeksizin onu küstâhâne bir lâubâlilikle muhâkeme etmek hakkını kendilerinde bulurlar…’ diyen şairin, ‘başkaca hazırlıklı olmaktan’ kastının ne olduğu yeterince açık değil midir?
Ayrıca buradaki kastım Kemal Bek’in bu işi hangi derecede başarıp başarmadığı da değildir. (Kitabın o sonbahar çağrışımlı arabesk kapağına, içte kullanılan hurufata hiç değinmeyeceğim) Temel bir ilkeden hareket edip edilemeyeceğine bakmaktır. Türkiye ’deki kültür, sanat ve eğitim ortamı, modern şiirinin kurucusu bir şairi okumakta zorlanıyorsa asıl bu meselenin üzerine kafa yormaktır. Bir yandan Haşim’i yoğun Arapça ve Farsça kelime ve terkip kullanmakla suçlamak benzeri yaklaşımları da beraberinde getirir böylesi yaklaşımlar. Bırakalım, şiirimizin en özgün şairini, dileyen kendi ‘hazırlıklı olma’ durumuna göre okusun ve zevk alsın. Notaları bozulmuş besteler gibi, çalınsa da ses gelen ama ruhunu yitiren ve sadece dinleyenin efektiyle doldurulan boşluklar olmasın. Her ses müzik değildir ve icra ile beste birbirinden farklı şeylerdir. 

Orijinallik hakkı korunmalı
Yıllarca nesirde de yapıldı böylesi çalışmalar. Bazen politik bazen kültürel yaklaşımlarla yapıldı. Refik Halid, Halid Ziya ve daha nice yazarın eseri dili eski, yeni nesiller kolay okuyup anlasınlar diye yapıldı. Sormak gerekmez mi, geldiğimiz yer şimdi tam olarak neresi? Hem, şaire, yazara bambaşka bir açıdan yapılan bir büyük haksızlık değil mi bu? Şairin tasarruf hakkına müdahale değil mi? Şairler arasındaki saklı eşitliğe aykırı değil mi? Neden Haşim’in şiirleri bugünün diline aktarılıyor da Yahya Kemal’in şiirleri aktarılmıyor? O zaman , birinin dilinin ötekisine karşı avantajı vurgulanmış olunmuyor mu istenmeden? Eleştirmenlerin, yayıncıların, şairlerin, yazarların asıl görevi başka bağlamlara akmalı. Orijinallik hakkı her vesileyle korunmalı, özellikle korunmalı.
Şiir elbette anlamak için de okunur. Fakat, ‘duymayı’, özellikle duymayı öne çıkarmış, bu konuda ısrarcı olmuş bir şairin şiirlerini, ona inat yaparcasına, anlam adına başka biçimlere uğratmak kolay kabul edilebilir bir adım değil. ‘Şâirin lisânı, ‘nesir’ gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere vücûd bulmuş, mûsıkî ile söz arasında sözden ziyâde mûsıkîye yakın, mutavassıt bir lisândır’ diyen bir şair çünkü Ahmet Haşim. Onun müziğini duymak için onun sazlarını kullanmak gerekir. Musikisi yiten anlam, neye yarar. Kamuya mal olmak, kendi tabiriyle ‘müşterek’e dahil edilmek şairin ayrıca karşı çıktığı hallerden birisidir. Ahmet Haşim hem devrinde hem de gelecekte kendisini okuyacak okurların ruhlarına sonsuz saygı duymuş olmalı ki ‘En güzel şiirler ma’nâlarını karî’in rûhundan alan şiirlerdir’ diyebilmiş, iki yönlü bir özgürlük iklimini öngörmüştü.