Yeni sosyalizm tartışmaları

Yeni sosyalizm tartışmaları
Yeni sosyalizm tartışmaları
Sosyalizm, içine düştüğü sorunlar dünyasında önce öznesini kaybetti. Bu özneden yoksunluk durumunu, sosyalizmin yaşadığı bunalımın başlıca sorunlarından biri olarak değerlendiriyor Ahmet İnsel
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Sosyalizm derslerinin ucu bucağı yok. Hem büyük bölümü olumsuz sonuçlanan yüz yıllık bir deneyimi değerlendireceğiz; hem Marx ve Engels’in bütün yapıtlarından başlayıp değil bütününü, çoğunluğunu bilmemize olanak bulunmayan literatürün bugüne dek taşıdığı çok yönlülüğe ve değişime ekleneceğiz; hem günümüzde biçimleri çok değişmiş olan iktidar ve savaşım biçimleri konularına yeni çözümler getireceğiz; hem de sosyalizmin günümüz dünyasının yeni gerçekliği ve geleceği içinde alması gereken biçimleri çalışacağız. Sosyalizmi kendine sorun edenlerin içinden çıkması çok zor bir gayya kuyusu bu. Demek ki sosyalizmin hayatın her alanına dönük yüzünü geleneksel olandan yenilikçi olana uzanan bir yelpaze içinde yeniden yorumlamak ve tartışmak, öncelikli bir sorun olarak önümüze geliyor.
Ahmet İnsel bu sorunlar üstüne adamakıllı düşünüp yazan ve nitelikli yorumlar getiren bir siyaset düşünürü. Sosyalizm kitabında kendisiyle yapılmış on kapsamlı söyleşi içinde, sosyalizmin yukarıda belirttiğim başlıca sorunlarına dönük tartışmaları ve Marksizmi yaşananlara bağlayarak yeniden yorumlama çevresindeki düşünsel etkinliği, onu bir siyaset düşünürü olarak öne çıkarıyor. 

Özne çoğullaşabilir mi?
Sosyalizm, neden sonra içine düştüğü sorunlar dünyasında önce öznesini kaybetti. Marksizmle bütünleşmiş dünyasında yeniden oturtulması gereken bir sarsılma oldu ve Leninizmle bağlarının ansızın koptuğunu gördükten sonra Marksizmi yeniden yorumlama gereksinimiyle karşı karşıya kaldı; bu arada parti ve önderlik kuramının somut örneklerinin buhar olmaya yüz tuttuğu, dünyanın hemen her yerinde sosyalizmin art arda bıraktığı boşlukların yerine ne konacağının bilinemediği görüldü. Bu özneden yoksunluk durumunu, sosyalizmin yaşadığı bunalımın başlıca sorunlarından biri olarak değerlendiriyor Ahmet İnsel.
Asıl sorun, sosyalizmin siyasal bir hareket olarak hem nasıl sürdürüleceği, hem de hangi biçimleri alması gerektiği. Pek çoklarının çaresizlik olarak gördüğü bu özneden yoksunluk, sosyalizm içinde yaşanan bireysel travmaların başlıca nedeni olarak da gösteriyor kendini. Sosyalistlerin büyük çoğunluğu, reel sosyalizmin başarısızlığından çok, kendi yaşadıkları adanın örgütsüz ve öznesiz kalışının bunalımını yaşamayı sürdürüyor. Bireylerin hayatında bu boşluğun yeri daha önemli oldu. Sosyalist ülkelerde sosyalizmin somut gerçeklik alanı devlet biçiminde göründü, dolayısıyla bireylerin şu ya da bu ölçüde önce ister istemez bağlandığı, sonra da yabancılaştığı kurum oldu devlet sosyalizmi. Oysa burada, devletten bağımsız bir gerçeklik alanı içinde sürekli umut üreten öznesini kaybeden insan, kendisini büyük bir boşluğun kölesi olarak bulduğu için, çöküntüyü daha büyük ölçekte yaşadı.
Öte yandan, bugünkü sorun artık öznenin yok oluşunun ardından yazıklanmak değil, günümüzün gerçekliği içinde sosyalizmin hangi öznelerle gerçekliğini bulacağı. Sözgelimi Ahmet İnsel, “Bu özne klasik anlamda proletarya değilse, onun yerini, bilginin dönüştürücü etkisinden hareketle, bir ücretli-teknokrat sınıf alabilir mi?” diye soruyor. Bunu elbette yeni yorumlardan biri olarak alabiliriz. Bilimsel teknolojik devrimin yolunu açtığı olanaklar, yeni bir özne ortaya çıkarabilir mi ya da var olan öznelerin önüne yeni fırsatlar sunabilir mi? Hiç kuşku yok ki düşünmeye değer, ama önemli olan, bu düşüncenin de Marksizmin yeni yorumları içinde yer almış olması. 

Şiddetin mücadeledeki yeri
Belki son zamanlarda gitgide daha çok tartışılan ve yakın gelecekte sosyalizmin içinden çıkmayı en çok isteyeceği sorunlardan biri, bir özneye gereksinim olmadığı düşüncesi. Ahmet İnsel’in tepki duyduğunu belirttiği savlar arasında bu. Ama geçmişte denenmiş öznelerin yerine, bilinen biçimlerde olmayan, kendiliğinden ortaya çıkan öznelerin varlığını tartışma isteğinin de üstünden atlanamaz. Kaldı ki, geleneksel özneler geleneksel iktidar anlayışıyla özdeşlikten gene kurtulamayacaksa, önce iktidar amacını sorgulamakla başlamak gerekir; iktidarın sorgulanması da, onu elinde tutan öznenin zorunluluğunu sorgulamayı dayatır. Sonra da her iki sorgulama, devrimcilik kavramının yeniden tanımlanmasını gerektirir.
Bir kurtarıcı öznenin günümüzde geçerliliğinin kuşkulu olduğunu söylemek yetmeyebilir. Çoğul özne kavramı burada daha anlamlı geliyor. Değil mi ki çoğul özneden söz ediyoruz, onun merkeziyetçiliğiyle tekil iktidar kavramının gerçekliği de tartışılmaya başlar. Merkeziyetçilik dağılırken, kendiliğinden demokratikleşen bir yönetim anlayışı onun yerine geçer. Çoğulluğun genişliği artık sınırlanmayacağına göre, öznesi kendisiyle özdeşleşen bir hareketten söz ediyor olacağız. Küreselleşme karşıtı antikaptalist hareketin böyle bir niteliği var; sözgelimi Zapatista hareketi de, önderliğini geleneksel bir özne olmaktan çıkarmayı amaçlayan bir yığınsal hareket olarak kendini tanımlayan yeni sol düşüncelerin pek çok örneğinden biri olarak değerlendirilebilir.
Sosyalizm idealini tanımlarken, o idealin içinde siyasal örgütün vazgeçilmezliği var mı? İkidarın ele geçirilme biçimleri? Zorun ve şiddetin sosyalizm mücadelesindeki yeri?.. Bunların sosyalizm idealindeki yerleri 1990’lardan önce vazgeçilmez sayılırken, neden sonra kapatılmaya başlayan çukurlar gibi görünmeye başladı. Yanı sıra, sosyalizm ideali de sosyalizm ütopyasıyla özdeşleşmeye başladı. 19. yüzyılda Marx’ın sosyalizmi bir ütopya değil, elbette bir gerçeklik olarak tanımladığını belirtiyor Ahmet İnsel. Art arda aldığı iyileşmesi zor yaralar onun gerçekliğini sakatlarken, Kaf Dağı’nın ardından da olsa, üstü küllenmiş bir ütopya olarak yeniden doğmaya başladı sosyalizm. Bu arada siyasal anlamı belirsizleşmeye, güncel siyaset içindeki kullanım değeri düşmeye başladı belki. Ama insan Kaf Dağı’nın ötesindekini merak etmekten, gidip görmekten hiçbir zaman vazgeçmemiştir. 

Ütopya nedir?
Ütopyalar, önceden var olan bir gerçeklikten çıkmışsa ve sonunda bir gerçekliğin yeniden kurulması amacını taşıyorsa, gerçekliğin dizgesel bir soyutlaması olarak önümüzde hep durur ve kendisiyle ilgili yeni düşünceler üretmeye zorlar. Bu kez sosyalizmin bu düşünsel aşamasında olduğumuzu düşünüyorum. Belki sosyalizm gelecekte öyle bir gerçekliğe evrilecektir ki, doğasını özgürlükçü bir hayat ve toplum biçimi olarak korumakla birlikte, başka bir ad ve tanımla içselleştirilecek ve tarihin ileriye doğru kesintisiz değişiminin son aşamasını oluşturacaktır. Bu ne kadar ütopyaysa, ona ulaşmak için özneyi çoğullaştırmak ve yalnızca demokratik biçimler içinde yürümek de o kadar ütopyadır.
Gelgelelim, Seattle’da fitil ateşlenirken, Amerikan solunu da içine alan, böyle bir ütopyayla sallandı dünya. Büyük çoğunluk, küreselleşmenin bir başına sosyalizmin içeriğini belirleyemediğini düşünebilir belki, ama antikapitalizmi onun yanına koyduğunuz zaman, durup düşünmeden geçmek olanaksızlaşır. Sosyalizmin asıl kişiliğidir antikapitalizm. Dahası, hayatın bir zincir oluşturarak birbirine eklenen bir dizi alanı var ki, onların art arda ateşlediği hareketlerin, ister istemez sola yönelip sosyalizmin gerçeklik ve düşünce alanını kuşatacağını da düşünemez miyiz? Ahmet İnsel, “Çevreciliği bütüncül bir yaşam felsefesi olarak kabul etmek, onu siyasallaştırmak, sosyalist düşünün önündeki asli gelişim alanı olacak 21. yüzyılda,” diyor. Batı’daki hareketlenmeler de gösteriyor ki, yakın gelecek, böyle bir çoğulcu katılım düşüncesini, toplumsal-yığınsal hareketlerde siyasal karşılıklar yaratmaya aday kılabilir. Batı Avrupa ile ABD’nin içinden çıkacak çok boyutlu hoşnutsuzluk hareketinin yığınsallaşması, dünyanın çehresini değiştirecek asıl maniveladır. 1990’larda çevrecilikten feminizme uzanan bir çokkültürlü toplumsal hareketlilik, ÖDP başta olmak üzere sosyalist partilere yöneldiğinde, kararsız bir onayla karşılandı, ama yakın gelecekteki oluşumlar, sosyalizme yönelen bu tür çoğulcu sol demokratik hareketlere kapıların daha bilinçli biçimde açılacağını gösteriyor.

SOSYALİZM
Esasa, Ufka ve Bugüne Dair
Ahmet İnsel, Birikim Yayınları, 2010,
215 sayfa, 17 TL.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    Ahmet İnsel

    ,

    hayat