scorecardresearch.com

Yetişkinler için, gençler hakkında

Yetişkinler için, gençler hakkında

Niccolo Ammaniti

Dünyayı keşfetmenin acıları ve gençlik denen o kocaman yara üzerine acımasız bir hikâye anlatan 'Sen ve Ben', iyi yazılmış, tek bir okuma sürecinde kolaylıkla okunabilir bir roman
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Genç kuşak İtalyan edebiyatının en parlak yazarlarından biri sayılan Niccolo Ammaniti, 1994 yılında ‘Branchi’ romanı ile adım attığı edebiyat dünyasında kısa zamanda sivrilmiş, dünyanın pek çok diline çevrilen kitapları uluslararası best seller olmuştu. Satış rakamlarının ulaştığı büyük rakamlar yanıltmasın; çok satarlık kalıplarını kullanmıyor Ammaniti. Nitekim, ‘Çamur’ (1996) ve ‘Alır Götürürüm Seni’ (1999) romanlarından sonra yayımlanan ‘Korkmuyorum’ (2001) ile Viareggio Ödülü’nü, ‘Tanrı Nasıl İsterse’ ile 2007 Strega Ödülü’nü kazanmıştı. Kariyerini ‘Che la festa cominci’ (2009) ve ‘Sen ve Ben’ (2010) ile sürdürdü. Ammaniti’nin romanları -’Alır Götürürüm Seni’, ‘Çamur’, ‘Tanrı Nasıl İsterse’, ‘Korkmuyorum’- 2003 yıldan bu yana Türkçeye de çevriliyor. Romanlarını okumayanlarsa romanlarından uyarlanan filmleri izlemişlerdir. Özellikle 2008 yılında Gabriele Salvatores tarafından çekilen ‘Tanrı Nasıl İsterse’ uyarlaması hem perdede hem gişede çok başarılıydı. ‘Sen ve Ben’ ise şu sıralar Bernardo Bertolucci tarafından filme çekiliyor.
Ammaniti’nin önceki romanları genellikle İtalya taşrasında, küçük kasabalarda yaşayan alt sınıftan çocukların ya da gençlerin hayatlarına odaklanmıştı. Gündelik hayatın sadeliğini ansızın kesen tesadüfler, acılar ve sevinçler arasında çocukluktan yetişkinliğe geçişin hikâyeleriydi bunlar. ‘Sen ve Ben’in roman kahramanı Lorenzo da kabuğunu kırmaya çalışan on dört yaşında bir çocuk. Ancak Lorenzo diğer romanların kahramanlarından daha şanslı; o, Roma’da yaşayan zengin bir ailenin oğlu. 

Uyumsuz bir genç
‘Sen ve Ben’de, 12 Ocak 2010 yılında Cividale del Friuli kasabasnda başlayıp aynı gün aynı yerde sonlanan kısacık bir hikâye anlatmış yazar. Kasabanın hikâyede önemi yok, çünkü Lorenzo otelin kafesinde bir kahve içimlik zaman içinde on yıl öncesine dönecek ve on yıldır görmediği üvey ablası Olivia ile geçirdikleri bir hafta sonunu düşünecektir. Okuyucunun, Lorenzo karakterine nüfuz edebilmesi için, bellek yolculuğu söz konusu hafta sonunun çok öncesinde başlıyor.
“Konuşmaya üç yaşında başlamışım, gevezelik etmek hiç bana göre değildir. Çocukken tanımadığım biri bir şey sorduğunda “evet”, “hayır”, “bilmiyorum” diye yanıt verirdim. Üstelerse benden duymak istediğini söylerdim. Düşünmek yeter, söylemeye ne gerek var ki? Küçükken bana bakan Caserta’lı bir dadı, “Lorenzo, sen kaktüsler gibisin, hiç kimseyi rahatsız etmeden büyüyorsun, biraz su, biraz da ışık yetiyor sana,” derdi”
Evet, “ötekilerden”, çevresini kuşatan insanlardan uzak durmayı seviyor Lorenzo. Bu nedenle okula başladığında ilk şokunu yaşıyor. Yine de gerek ilkokulu, gerek ortaokulu ailenin yüksek sosyal standartlarına uygun özel okullarda tamamladığı için kendisini diğerlerinin uzağından tutabilecektir. Ne var ki çocuklarınn yalnızlığından endişe duyan anne ve babası “ötekilerle” kaynaşması için devlet lisesine kaydettirdiklerinde Lorenzo için dehşetin kapıları açılacaktır; “Okulun ilk günü, yazıldığım devlet lisesinin önüne geldiğimde az kalsın bayılacaktım. Burası, yeryüzündeki cehennemdi. Çevremde yüzlerce genç vardı. Bir konser girişiydi sanki. Bazıları benden çok büyüktü. Sakallı olanları bile vardı. Kızların memeleri vardı. Herkes küçük motosikletlerle, patenlerle gelmişti. Kimi koşuyor, kimi gülüyor, kimi bağırıyordu. Bazıları da yakındaki kafeye girip çıkıyordu. Oğlanın teki bir ağaca tırmanıp kızlardan birinin sırt çantasını bir dala astı, bunun üzerine kız ona taş atmaya başladı. Korkudan soluğum kesilmişti. Yazı ve resimlerle kaplı bir duvara dayandım.”
Uyum sağlamasa da bu cangılda ayakta kalmayı bilecek kadar akıllı, zeki, hayal gücü zengin bir çocuk Lorenzo. Tıpkı “zararsız ve savunmasız bir canlının, aynı yörede yaşayan zararlı ya da tehlikeli bir türe benzerliğinden yararlanıp onun renk ve davranışlarına öykünmesi” gibi, Lorenzo da itilip kakılmamak için okulun kabadayı öğrencilerine benzetiyor kendisini. Ama yine de arkadaşsız. Bu nedenle, hiç değilse anne ve babasını memnun etmek için önce küçük ve masum bir yalana başvurur, hafta sonu kayak yapmaya davet edildiğini söyler. Hafta sonu geldiğinde randevuya gitmek için evden ayrılır, sonra gizlice eve, evin bodrumuna sızar. O Playstation, Stephen King romanları ve Marvel çizgi romanlarla donanmış, Roma’daki apartmanın bodrum katında yapayalnız iki gün geçirecektir. Mutludur... Sonra beklenmedik bir konuk çıka gelir Lorenzo’nun sığınağına ya da hayatına; 23 yaşındaki üvey ablası Olivia… 

Gerçek dünyaya adım atmak
Olivia ile Lorenzo’nun o ana kadar birlikte yaşamışlıkları hiç yok. Bu nedenle aralarında kardeşlik bağı, hatta en ufak bir benzerlik bile yok. Benzerlikleri yalnızlıkları ve yaralı ruhları. Küçük yaşta babasından ayrılan Olivia bir türlü yolunu bulamamış, madde bağımlılığına sürüklenmiş, genç yaşta hasta ve bitkin bir beden sahibi olmuştur. Lorenzo önce paylaşmak istemediği bodrum katında Olivia’nın varlığını hissetmekten mutluluk duymaya başladığında, aslında yalnızlığın seçtiği değil düştüğü bir durum olduğu da çıkar ortaya.
Lorenzo’nun yalanının ortaya çıkmaması için misafir ettiği ablasıyla kâh yakalanma korkusu kâh Olivia’nın hastalığı nedeniyle zor anlar geçirse de, birisiyle yakınlaşmanın keyfini de çıkaracaktır… Öncelikle mükemmel bir kombinasyon diyeceğim: ‘Ben ve Sen’ bir çocuğun hınzırlıkları ile sevimli, çocuğun kesif yalnızlığı ile hüzünlü, iki kardeşin buluşmasıyla neşeli ve hareketli, final sahnesiyle acıklı bir roman. Bütün kariyerini çocuk ve genç ruhları gözlemleyen hikâyeler üzerine kuran Ammaniti, ‘Sen ve Ben’de de tarzını korumuş; Lorenzo ve Olivia’nın dış dünyayla, aileleriyle ve birbirleriyle ilişkilerinin/ittifaklarının dinamiklerini kısa, sıcak ve çarpıcı bir anlatıya dökmüş.
Uzun hikâye denilebilir ‘Sen Ve Ben’e. Sayfa ve karakter sayısı az, mekanı kısıtlı. Ama Niccolo Ammaniti’nin incelikli ve ekonomik anlatımıyla hiçbir şeyin eksikliğini duymuyoruz. Malzemesini bilhassa kısıtlı tutmuş. Çünkü bu kısıtlılık Lorenzo ve Olivia’nın kıstırılmışlığının ve hikâyenin dramatik yanının öne çıkmasını sağlarken başkalarının kurduğu acımasız bir dünya ile kendilerini bir bodruma kapatarak başa çıkmaya çalışan bu iki naif karakterle okuyucu arasında sıcak bir bağ kuruluyor. Hikâye çok hızlı akmasına rağmen acele etmiyor Ammaniti. Sonuçta sayfa sayısının azlığının bu roman için doğru uzunluk olduğunu biraz da şaşırarak kabulleniyoruz.
Hayatın rasyonel sayılan irrayonel düzenine karşı benzer sorular yönelttiseniz eğer Lorenzo’nun dramını daha iyi yakalayabilirsiniz. Sormamışsanız da önce gülümsetip sonra sarsarak okuyucuyu sormaya, sorgulamaya zorluyor Ammaniti.
“Dünyayı keşfetmenin acıları ve gençlik denen o kocaman yara üzerine yürek burkucu ve acımasız bir hikaye” anlatan ‘Sen ve Ben’ iyi yazılmış, tek bir okuma sürecinde kolaylıkla okunabilir bir roman. Niccolo Ammaniti sadece ‘Sen ve Ben’le değil, bütün romanlarıyla gözden kaçırılmayacak bir yazar.

SEN VE BEN
Niccolo Ammaniti
Çeviren: Şemsa Gezgin
Can Yayınları
2012, 120 sayfa, 9.5 TL.


http://www.radikal.com.tr/108420510842050

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yazılmamış.