Yıkıcı bir ekonomi bu...

Yıkıcı bir ekonomi bu...
Yıkıcı bir ekonomi bu...
İktisat tarihi yazınımızda Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı gibi savaşlar ya da Milli Mücadele, politikaların uygulanmasının sürekliliği için bir bahane oluştururken, yaşanmışlıkların nahoşluğunu perdeleme işlevi de görürler
Haber: İHSAN SEDDAR KAYNAR / Arşivi

Erken Cumhuriyet döneminde iktisadi alanda izlenilen ayrımcılık ve eşitsizlik temelli politikaların ve uygulamaların anlatıldığı Murat Koraltürk’ün ‘Erken Cumhuriyet Döneminde Ekonominin Türkleştirilmesi’ adlı kitabı, toplum bilimleri ve özel olarak da İktisat Tarihi yazınımızın temel eserlerinden biri olmak üzere raflarda yerini aldı. Kitap , Koraltürk’ün 1998-2011 yılları arasında yazdığı 11 makaleyi içeriyor. Uzun bir zaman aralığında yazılan bu makaleler, tekrar düzenlenmiş ve kaynakçaları güncelleştirilmiş olarak kitaptaki yerlerini almış. Ayhan Aktar’ın Sunuş yazısı ve Koraltürk’ün uzun bir “Giriş“ yazısı ile başlayan kitap, üç bölümden oluşuyor: “Göç ve Ekonominin Türkleştirilmesi”, “Sermayenin Türkleştirilmesi” ve “İşgücünün ve Mesleklerin Türkleştirilmesi”.
İktisat tarihi yazınında, “Milli İktisat” ve “Ekonominin Türkleştirilmesi” kavramları sıklıkla birbirleri ile karıştırılır. Halbuki İmparatorluğun son dönemlerinde başlayan, Cumhuriyet’i inşa eden kadroların da sürdürdükleri bir kısım uygulamaları anlatmak için kullanılan ve genel olarak benzer şeyleri işaret ettiği düşünülen bu iki kavram birbirinden oldukça farklıdır. Ayhan Aktar’ın bu kitap için özel olarak yazdığı sunuş yazısında ve Koraltürk’ün giriş yazısında bu ayrımın altı yeterince çiziliyor. Şimdiye kadar kullanıla gelen “Milli İktisat” kavramıyla, dışarıdan gelen ve başka ülkelerin vatandaşı olan yabancılarla Osmanlı’nın tebaası ya da Türkiye ’nin vatandaşı olan yerlilerin, ülke ekonomisindeki etkinliklerine ve avantajlardan faydalanma düzeylerine dair bir ayrım vurgulanmaktadır. Ancak Koraltürk, özellikle “Ekonominin Türkleştirilmesi” kavramını kullanarak, hatta kitabına isim olarak da bu kavramı seçerek dikkatimizi başka bir yere çekmeye çalışıyor. Ekonominin Türkleştirilmesi daha içeriden bir kavramdır. Osmanlı’nın tebaasıyla ya da Cumhuriyet’in vatandaşları arasında yaptığı bir ayrıma/seçmeci yaklaşıma işaret eder. Daha açık söylersek; belirli bir etnisite ve dine mensup olanların, yani Türk ve Müslümanların diğer vatandaşlar karşısında devlet eliyle kayrılmasıdır. Mesela, diğer etnisite ve din mensupları kimi mesleklerden men edilmiş, aynı işi yapan Türk ve Müslümanlardan daha fazla vergiye tabii tutulmuş, göç ettirilmiş ve bu kişilerin (tek dil olarak Türkçe dayatıldığı için) kendi dillerini kullanmaları yasaklanmıştır. 

Netleşen dönem
“1934 Trakya Olayları”, “1942 Varlık Vergisi” faciası ve “6-7 Eylül Olayları”, Cumhuriyet sonrası Türk ve Müslüman olmayanların aleyhine yapılan Ekonominin Türkleştirilmesi uygulamalarından en bilinenlerdir ki bunlar çok boyutlu şiddet de içermiştir. Kitap, bu gibi iyi bilinen trajik olayları değil de; Cumhuriyet’in daha erken tarihlerinde gelişen ve bu politikaların nasıl oluşturulduğunu göstermesi açısından öğretici olan; izleri kağıt üzerinde (arşiv kayıtları, yasal düzenlemeler, gazete ve dergi sayfaları) takip edilebilen benzeri olayları anlatıyor. Bu olanlar, eski kuşakların unutulması için itinayla halının altına süpürdüğü, yenilerin de öğrendiğinde önemsiz bulduğu; bir kısmını “nahoş” olarak geçiştirseler de bazıları kepazelik düzeyinde olan uygulamalardır.
İktisat tarihi yazınımızda Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı gibi savaşlar ya da Milli Mücadele, bu politikaların uygulanmasının sürekliliği için bir bahane oluştururken, yaşanmışlıkların nahoşluğunu perdeleme işlevi de görürler. “Milli İktisat” ve “Ekonominin Türkleştirilmesi” kavramları da savaşlar gibi bulanık dönemlerin yeni nesiller için hep aynı bulanıklığıyla kalması maksadıyla birbirlerinin yerlerine kullanılırlar. Koraltürk’ün bu kitabıyla beraber, hem kavramlar hem de erken Cumhuriyet dönemi bir miktar daha netleşmektedir. 

‘Malumun ilanı’
Genel kanıya göre iktisat metinleri sayılarla kendini güçlendirir ve savını destekler. Ancak bu kitap okundukça görülecektir ki, insanları ya da toplulukları mağdur eden bazı uygulamaların etkisini ölçmek için sayısal hesaplama yapmak olanaksız olabilir. Örnek vermek gerekirse, 11 Haziran 1932 tarihli ve 2007 sayılı “Türkiye’de Türk Vatandaşlarına Tahsis Edilen Sanat ve Hizmetler Hakkında Kanun”a yakından bakılırsa, vurgulanmak istenenler daha açığa kavuşacaktır. Bu kanuna göre Türk olmayanlar için “Ayak satıcılığı; çalgıcılık; fotoğrafçılık; berberlik; mürettiplik; simsarlık; elbise, kasket ve kundura imalciliği; borsalarda mubayaacılık; devlet inhisarına tabi maddelerin satıcılığı; seyyahlara tercümanlık ve rehberlik; inşaat, demir ve ahşap sanayi işçilikleri, umumi nakliye vesaiti ile su ve tenvir ve teshin ve muhabere işlerinde daimi ve muvakkat işçilik; karada tahmil ve tahliye işleri; şoförlük ve muavinliği; alelumum amelelik; her türlü müesseselerle ticarethane, apartman; han, otel ve şirketlerde bekçilik, kapıcılık, odabaşılık; otel, han, hamam, kahvehane, gazino, dansiğ ve barlarda kadın ve erkek hizmetçilik (garson ve servant); bar oyunculuğu ve şarkıcılığı, baytarlık ve kimyagerlik” yasaklanır. Bu kanundan sonra kaç kişinin muavinliği bıraktığı ya da kapıcılıktan ayrıldığını bilmek imkansızdır. “Malumun ilanı” ne kadar zor olsa da, Koraltürk’ün ilgisinden ve dikkatinden kaçmadan akademik bir titizlikle hazırlanan bu makaleler, anlatmak istediğini kolayca anlatıyor. 2007 sayılı Kanuna ne olduğunu merak edenler için hemen söyleyelim; çok yakın bir zamana kadar yürürlükte kalan bu kanun, ancak 27 Şubat 2003 tarihli ve 4817 sayılı kanunun 35. maddesi ile yürürlükten kaldırılır.
Kitabın bir başka özelliği ise, Murat Koraltürk’ün Arşivinden ilk defa yayınlanan pek çok belge ve resim içeriyor olması. Osmanlı İmparatorluğu’nda iktisadi faaliyetlerde çok dilliliği yansıtan ilginç bir örnek olarak, 1910’da kurulan İttihat Değirmencililik Anonim Şirketi Osmanisi’nin 15 Ocak 1915’den 13 Şubat 1916’ya kadar olan faaliyetlerini ve bilançosunu içeren aynı cilt içinde Türkçe, Fransızca, Rumca yayınlanmış raporun bu dillere ait bölümlerinin ilk sayfaları kitapta bulunabilir. 1930 gibi ileri bir tarihte Cumhuriyet döneminde de çok dilliliğin sürdüğünü, Keçecioğlu Biraderlerin ‘yeşil tel’ ve ‘çimento’ satışlarını gösteren 1930 yılına ait makbuzun antetinin Türkçe, Rumca ve Fransızca olmak üzere üç dilde hazırlandığına ve el yazısı kısmının Türkçe doldurulduğuna bakarak görebiliriz.
Kitap için son sözü Ayhan Aktar’ın yazdığı sunuş yazısına bırakalım: “Koraltürk’ün çalışması, bir yandan bu güne kadar “Milli İktisat” başlığı altında sanki yansız ve sadece yabancılara karşı olarak uygulanmış politikalar bütünü olarak sunulan ekonomik ve politik tedbirlerin aslında ne kadar yıkıcı ve şiddet yüklü olduğunu gözler önüne sermektedir. Kitabın giriş bölümünü okuduğumuz zaman Murat Koraltürk’ün Milli İktisat kavramını “ayaklarının üzerine yeniden oturtmakta” olduğunu görüyoruz.”

ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİNDE EKONOMİNİN TÜRKLEŞTİRİLMESİ
Murat Koraltürk
İletişim Yayınevi
2011, 315 sayfa, 22 TL.