'Yıldız'lı İstanbul geceleri

'Yıldız'lı İstanbul geceleri
'Yıldız'lı İstanbul geceleri

The Horrors

İstanbul, bir süredir birbirinden ünlü yıldızları konuk etti sahnelerinde... Radikal'in fotoğrafçısı Muhsin Akgün, 'Söz ve Müzik: İstanbul'da buna fotoğraf makinesiyle tanıklık ediyor. Leonard Cohen'den Lhasa'ya, Mano Chao'dan Celia Cruz'a
Haber: ERAY AYTİMUR / Arşivi

Bir şarkı, bir şiir her an size zamanı geri getirebilir. Çünkü bazı zamanlar sadece hatırladıklarımızdan yapılır... Herkesin imanı ve besmelesi kendisine. Benim için de en doğrusu, ‘Söz ve Müzik: İstanbul ’u anlatmaya göğün altındaki en güzel sözleri doğurup büyüten Murathan Mungan’ın cümleleriyle başlamak. Bir meşrubat markasının yıllar önceki sloganını yalanlarcasına, susuzluğun herhangi bir şey imajın ve görselliğin ise her şey olduğu günümüzde, kültür sanat takipçilerinin tanıdığını düşündüğüm fotoğrafçı Muhsin Akgün değerli bir iş çıkarmış. Hatırladıklarımızdan yapılı zamanları kare kare biriktirip ‘Söz ve Müzik: İstanbul’ ismiyle bir kitapta toplamış. Tabii bir de hatırlamadıklarımız, belki de o yüzden ait olmadığımız, olamadığımız, bize ait olmayan zamanlar da var içinde. Sıcacık, buz gibi, canhıraş, dingin, pırıl pırıl, kapkaranlık ya da öyle böyle zamanlar. Sonuçta onlar da başka birilerinin şarkıları, şiirleri, hatırladıkları olmuş en değerlisinden.
Muhsin’in herkesten bu kadar farklı nasıl baktığını, gördüğünü hiç bir zaman anlayamayacağım o tuhaf mavisi gözlerinin nurudur Söz ve Müzik: İstanbul. On beş yılı profesyonel, otuz dört yılı süregelen hayattan kırpılmışlarla ortaya çıkmış bir kolaj, bir iç döküm, bir dışavurumdur aynı zamanda. Sadece bir konser fotoğrafları kitabı da diyemeyiz ayrıca.
1999-2010 döneminden, her seferinde yanlış saymıyorsam eğer, otuz üç konserin kelam katık edilmiş fotoğrafı var ama onlarla birlikte kıymeti fotoğrafından menkul bir tomar İstanbul hali de var içeride. Şekil zemin ilişkisini kutsamayı bilene. Bazıları çok tanıdık, kimisini göz ısırıyor, eh birazı da pek yabancı. 

Şeytan ayrıntıda gizliymiş...
Aslında işi ve hobisi müzik, fotoğrafla olan ilişkisi ise poz vermekten ibaret olmayan biri ‘Söz ve Müzik: İstanbul’ üzerine kim bilir ne nazik satırlar dökerdi ortaya. Muhsin Akgün’ün eşsiz bir fotoğrafçı olduğuyla girip, İstanbul’un 90’lardan itibaren değişen çehresiyle ve Türkiye ’nin eğlence hayatıyla devam edip, ‘Söz ve Müzik: İstanbul’un ne kadar değerli bir kültür hizmeti, arşiv çalışması olduğuyla bitirebilecek done üstüne done var çünkü elimizde. Ama içerideki fotoğrafların en az yüzde 90’ında kendini arayan birinin işi ne yazık ki kolay olamıyor. Öyle ki, ahir ömrümün en mutlu anlarını bahşeden Leonard Cohen’i, tek ve gerçek âşık olduğum zamanları mühürleyen Lhasa’yı, bir radyonun terkesinde dünyayı değiştirebileceğimi sandığım günlerden süzülen Mano Chao’yu tekrar görmek tuhaf hissettirdi, o duyguların hepsinden bunca uzak olduğum bu aralar. Hem sonra Robert Plant’in sağ kolunun patlayan damarlarına bakarken, o konseri izlediğim sıralar alkolden başka girdisi olmayan bedenimin gitgide daralışını ve yürüyen bir damar öbeğine dönüşümünü hatırlamam da garip, dekadansı dönemlerinin unutulmaz figürlerinden biri olarak. Buna karşılık Celia Cruz’un dişlerinin arasından ufku seyrettiğim zamanları da anımsattı bu kitap. Tıpkı Compay Segundo, İbrahim Ferrer ve Omara Portuondo’nun uzattığı ufuk çizgisini gördüğüm gibi. Bir de Gang of Four, NIN, Whitesnake, Faith No More, R.E.M., Patti Smith, Grace Jones, Sonic Youth, Elvis Costello, Peter Gabriel, Noir Desir konserlerinin ruhumda açtırdığı tomurcukları bulum sözün, müziğini İstanbul’un içinde muhtelif yıllardan sonra.
Hepsi bir yana, her türlü detaya âşık ama miyopisini yok sayan biri olarak, Muhsin’in objektifi olmasa Marilyn Manson’ın kaba et loblarını, Eugene Hütz’ün sırtındaki habbe dağılışını, Bebel Gilberto’nun küt parmak uçlarını, Tony Bennett’ın kravatındaki ‘B’ harflerini sanırım hiçbir zaman göremeyecektim ki şimdi daha huzurlu ölebileceğimi biliyorum. Eminim ki sağlıklı ruhlar birbirinden güzel bu fotoğraflara ve diğerlerine baktıklarında yaşanmış ve yaşanmamışlıklar üstüne çok daha derin anlamlar çıkaracaktır ama şeytan yok mu şeytan, ayrıntıda gizli. İşte güzellik de buradan geliyor, Muhsin’in gözüyle 207 konserin atmosferini sadece anlar üstünden sezebilmek hem büyük bir şans ve zevk hem de şeytani bir haz veriyor adeta. Yeri gelmişken, seçilen konser fotoğraflarının müziğin türlerine göre tasnif edilmesi de ayrı güzel. Kronoloji kaygısı gütmektense ‘Söz ve müzik: İstanbul’un Cheb Mami, Natacha Atlas ve Khaled veya Pat Metheny, David Sanborn, Kurt Rosenwinkel ve John Scofield fotoğraflarını bir arada sunması editoryal açıdan da başarısını örnekliyor. Bununla birlikte indekste ismini, tarihini, mekânını ve organizatörünü gördüğümüz konseri hangi sayfada arayacağımızı bilmek, kullanım kolaylığı açısından da kitabı başarılı kılıyor. Bu noktada editör Derya Bengi ve arkadaşlarının müziğin kitabını olmasa da dergilerini yazmışlığının getirdiği aşka ve deneyime özel bir selam göndemek isterim. 

Fotoğraflardan rol çalan yazılar
Ve geliyoruz en tatlı içerik özelliğine. ‘Söz ve Müzik: İstanbul’a Fatih Özgüven’den Pelin Batu’ya, Sevin Okyay’dan, Banu Güven’e, Nejat İşler’den İlhan Erşahin’e, küçük İskender’den Pınar Öğünç’e bir dizi güzel insan kısacık konser anılarıyla katkıda bulunmuş. Dürüstlük hükmü gereğince söylemek gerekirse yazılanları okurken aralarında yer almadığım için hasedimden tek pranga bile eskitemedim. Çünkü her biri en az bir yönüyle çok özel ve özenli yazılar oldukları gibi fotoğraflardan rol çalmamaları nedeniyle apayrı bir sorumluluk yüklenmişler. Öncelikle Ahmet Uluğ, Görgün Taner ve Pelin Opçin’in yazdıklarını, konserlerin organizasyon tarafında duran kişiler olmalarından ötürü bambaşka bir merakla okudum. Müzik yazılabilir bir şey bellendiğinden beri bunun en kralını yapanlardan Mehmet Tez’in Chemical Brother şarkısı beklentisini ‘başka yaza’ ertelediği The Magic Numbers, Melis Danişmend’in gazetecilikten müzisyenliğe evrildiği süreçteki reveransını anlattığı Tori Amos ve Perihan Mağden’in özlemekten okuyamadığım delişmenliğiyle kaleme aldığı Bryan Ferry anıları deseniz yanlarındaki fotoğraflara konulmuş minik öpücükler gibi. Peşpeşe iki sözcük getirse bile okumaya doyamadığım ‘cennetkuşu’ Cem Sorguç’un The Good, The Bad&The Queen’e dair mini retrospektifi ve burnundan kıl aldırmayan Tuğrul Eryılmaz’ın bitimsiz Marianne Faithfull aşkı ile hayatımda gördüğüm en güzel yazılardan birinde yansımasını bulan Yücel Göktürk-Nick Cave ilişkisini ise aklımın ve kalbimin nerelerine sığdıracağımı artık bilemiyorum. Her şey bir yana, ‘Söz ve Müzik: İstanbul’a başlar başlamaz karşımda Antony Hegarty’nin sesi kulağımda çınlayan fotoğrafını ve Yıldırım Türker’in bana yaşama hevesi veren varlığını görmesem ne kitaptan bu kadar zevk alırdım ne de kelebek olmak için bu kadar sabırsızlandığımın farkına varırdım. Demek ki Muhsin’e bir teşekkür daha borçluyum. Borcum borç, heyecanı heyecanım... 

SÖZ VE MÜZİK: İSTANBUL
Muhsin Akgün
Varto Yayıncılık 2010
224 sayfa, 80 TL.