Yine Sezai...

Yine Sezai...
Yine Sezai...
'Sergüzeşt'in yazarı, 'edebî yeniliğimiz'in ilk büyük 'sanatçı yazar'ıdır
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Edebiyatına, yazılıp çizilenlere, onca birikime gitgide daha aldırışsız bir ortamda neyi tartışırsanız tartışın, gürültü patırtıdan ötesine yol alamazsınız. Şimdilerde başımıza gelen bu. Kanlı bıçaklı kuru gürültü elbette sorunları çözemeyecek.
Oysa sorunlar birkaç yüzyılın zehirli mirası. Edebiyat kaleme getirmeye çalışmış, çok az kişi önemsemiş. Okullarımızdaki öğretim, edebiyatı hayatın kılgısında var edemiyor. Okullarımızda, edebiyat dediğiniz, şairlerin, yazarların doğum ölüm tarihlerinden ibaret handiyse.
Bizim kuşak Samipaşazâde Sezaî’den az buçuk haberliydi. Ders kitaplarında adı geçiyor, emeği üzerinde duruluyordu. Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenleri Sezaî’nin emeği üzerinde dururlardı. Hiç değilse, ‘Sergüzeşt’ anılır, Sezaî’nin ‘esaret’ meselesine nasıl yaklaştığı belirtilirdi.
Öyle anlaşılıyor ki, Samipaşazâde Sezaî büsbütün unutulmuş. Gençler adını bile işitmemişler.
Oysa ‘Sergüzeşt’in yazarı, ‘edebî yeniliğimiz’in ilk büyük ‘sanatçı yazar’ıdır. (Bu ‘edebî yeniliğimiz’ deyişini İsmail Habip Sevük’ü anmak için yeğledim. Tabii Sevük’ü de bilen yok artık.)
Ahmet Mithat Efendi’nin gayreti okur yetiştirmek üzerineydi. Romanı, hikâyeyi sevdirmek bir erekti Efendimiz’de. Sezaî ise Namık Kemal’in izini sürmüş, ama metinlerinde yazınsal gerçeklikler, inandırıcılıklar açısından Namık Kemal’den daha incelikli olabilmiştir.
Lise son sınıfta öğretmenimiz Rauf Mutluay ‘Sergüzeşt’i acemice yazılmış bir roman diye tanıtmıştı. Ben öyle düşünmüyorum. Mutluay, Tanzimat edebiyatı üzerine yazdığı eserlerde de Sezaî’yi hemen hiç önemsemez. 

Romantizmden esintiler
‘İntibah’la (Namık Kemal’in romanı) Sergüzeşt yan yana okunduğunda, Sezaî’nin bir ‘edebiyat gerçekliği’ yaratabilmek için nasıl mücadele ettiğini kavrarız. ‘Sergüzeşt’te duyumsayış öndedir; düşüncenin kuru kuruya aktarılması yerine, romantizmden esintilerle metin bütünlenir. Namık Kemal’de yer yer karşımıza çıkan –handiyse- meddah söyleyişi Sezaî’de tamamıyla susturulmuştur.
Değerli Zeynep Kerman 1980’lerde Samipaşazâde Sezaî’nin Hikâye-Hatıra-Mektup ve Edebî Makaleleri’ni okurla buluşturmuştu. Üniversite yayını olması sebebiyle bu çalışma çok az kişiye ulaşabildi, yazık ki.
Derlemede, ‘Küçük Şeyler’, ‘Rumuzü’l-Edeb’, ‘İclâl’ bir arada yer almıştı. Yapıtın öteki bölümlerindeyse, Sezaî’nin “kitaplarına alınmamış hikâyeleri”, “hatıralar ve gezi notları”, “edebî makaleleri ve takrîzleri” bulunuyordu. 

Devri için çok şaşırtıcı
‘Küçük Şeyler’ (1890), birkaç küçük öyküsüyle gerçekten klasik değerler taşıyan bir kitaptır. (Bizde ikide birde klasiğimiz var mı yok mu diye tartışılır. Bu horgörülü tartışma yerine geçmişin edebî mirasına keşke yakınlık duyulabilse...)
Sezaî, ‘Sergüzeşt’teki çok yönlülüğünü, romantizmle gerçekçiliği, gerçekçilikle yenilikçi tutumu iç içe barındırışını, ‘Küçük Şeyler’de özellikle “Düğün” ve “Pandomima” adlı öykülerinde sürdürür.
Hele “Düğün”ün derli topluluğu devri için çok şaşırtıcı, benzeri olmayan bir başarıdır.
Yine “Kediler”, “İki Yüz Elli Kuruşa Bir Asır”, gerçekçilik açısından, gündelik olguların ilk kez hikâye edilişini belgeler. Alphones Daudet’ten yapılmış bir çeviri, “Arlezyalı”, Sezaî’nin Batı ’dan farklı yazarlara vurgunluğunu duyumsatır.
Sezaî, edebî yeniliğimizde, konuyu ikinci plana atan ilk yazar. Ne yazıldığına değil, nasıl yazıldığına dikkat çağrısı ondan gelmiş. Entrikalar, facialar, rastlaşmalar, gerçek dışı yönsemeler, hepsini toptan bir kenara itiyor ve diyor ki: “Dünyada bir zerre yoktur ki güzel yazılmak şartıyla bir mevzu-i mühim addedilmesin!”
Sadece bu tespiti Sezaî’yi yaşatmalıydı...
1983’te Zeynep Kerman’ın derlediği ve hazırladığı kitabı okuyunca bir şeyler yazmıştım. Doksan yıl sonra Latin Alfabesiyle yayımlanan ‘Küçük Şeyler’ ilgi uyandıracak sanıyordum. Ötekiler de elbette. Sezaî en küçük bir ilgi uyandırmadı.
Yirmi sekiz yıl sonra, -kısacık da olsa- yine yazıyorum. Bu kez Sezaî’nin eseri gibi, benim yazdıklarımın da hiçbir ilgi devşirmediğini, devşirmeyeceğini bilerek.

Gündeş öneriler:
Bulut Bulut Üstüne, Ethem Baran, Doğan Kitap, 2011.