Yirmi yıl, iki insan, bir gün

Yirmi yıl, iki insan, bir gün
Yirmi yıl, iki insan, bir gün
İngiliz yazar David Nicholls'un 2009 tarihli romanı 'Bir Gün', Danimarkalı sinemacı Lone Scherfig'in yönetiminde ve Nicholls'un senaryosuyla 'iyice' bir edebiyat uyarlamasına dönüşüyor
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Romanlarından önce özellikle televizyon için yazdığı senaryolarıyla tanınan kırk beş yaşındaki David Nicholls, İngiliz edebiyatının 2000 sonrası yazarları arasında ‘kalburüstü’ denilebilecek isimlerden biri. ‘Çok satan’ romanlara baktığımızda, polisiye gerilimlerle birlikte ön sıralarda kendine yer bulan ‘ilişki’ temalı metinler üzerine uzmanlaşmaya çalışan Nicholls, bugüne kadar yayımlanan üç romanıyla bunu az çok başarmış görünüyor. İlk ve üçüncü romanlarının beyazperdeye de uyarlandığını düşünürsek, sonraki ürünlerinde de ‘satış’ konusunda pek sıkıntı çekmeyeceğini öngörebiliriz.
Sinemaya da uyarlanan ilk romanı ‘Starter for Ten’i 2003’te, ikinci romanı ‘The Understudy’yi 2005’te yayımlayan David Nicholls, bugüne kadarki en ‘çarpıcı’ metni olan ‘Bir Gün’ü (One Day) ise 2009’da raflara yerleştirir. Popüler romanların edebiyat duygusunu esneten yapısından uzak durmaya çalışsa da, kimi tavizler vermekten de kurtulamayan yazar, ‘Bir Gün’le kadın -erkek ilişkilerini merkeze yerleştiren önemli eserlerin bir ‘kırması’na dönüştürür bu çalışmasını.
1988’de başlayıp 2007’ye kadar uzanan yirmi yıllık bir süreçte, bir kadın ve bir erkeğin hikâyesini koyar önümüze yazar. Emma ve Dexter, Aziz Swithin Günü olan 15 Temmuz’da ilk kez bir araya gelirler, 1988’de. ‘Yarım kalmış’ bir gece yaşadıktan sonra ‘iyi arkadaş’ olurlar. Roman, ikilinin yirmi yıl boyunca sadece 15 Temmuz’da yaşadıklarını anlatır bize. Emma, entelektüel kapasitesini ‘başarı’ya taşıyacak fırsatlar aramasına rağmen, istediği sonuçlara ulaşamaz bir türlü. Dexter ise zengin ailesinin de yardımıyla ‘şımarık’ bir genç olarak hayatını idame ettirir, tam bir ‘kadın avcısı’ gibidir. İkiliyi düşünsel olarak birbirlerinden uzaklaştıran bu süreç, duygusal olarak istim üzerinde kalmalarını engellemez yine de. Hem Emma hem de Dexter, sıkıntılı dönemlerinde avuntuyu birbirlerinde bulurlar. Çiftin bir araya gelip gelemeyecekleri ise romanın sonlarında ortaya çıkar, okurun soruları da birer birer cevaplarını bulur...
‘Bir Gün’, David Nicholls’un hayranı olduğunu hissettiğimiz Charles Dickens ya da Thomas Hardy gibi edebiyat ustalarının ‘aşk’ motifi üzerinde gezinmelerinden nemalanır sıklıkla. Beş kısımdan oluşan roman, her kısmın başında bir yazarın ünlü bir metninden alıntıyla açılır. Sonraki sayfalarda okuyacaklarımız için de bir rehber niteliği taşır bu metinler. O kısacık alıntılar, adeta sonraki sayfaların duygusunu yansıtır bizlere. Nicholls, bu yöntemi kullanarak ‘akıllı’ bir hamlede bulunmuştur bize sorarsanız. Aşk üzerine mükemmel metinlerden beslendiğini hissettirir yazar, ustalarından ‘çalmadığını’, onlardan beslendiğini gösterir. Özellikle Thomas Hardy etkisiyse en görünür olandır. Yazarın ‘olamama’yı mükemmelen yansıttığı metinlerini rehber edinir Nicholls, biraz popülize ederek tabii...
Yirmi yıl boyunca iki kişinin bir gününü anlatmak, yazar için zorlu gibi görünen bir durumsa da, okur için fazlasıyla çekici ve keyifli bir şeydir. Kendinizi boşlukları doldurmaya, bize anlatılmayanı hayal etmeye adarsınız. Bu da metinden bir an bile kopmamayı, sürekli tetikte olmayı getirir. David Nicholls, ‘Bir Gün’le bunu başarır, okuru metne bağlar ve dramla trajedi arasında gezinen ‘duygu’yu ayakta tutar. Karakterlerin yalnızca her yıl bir gününü anlatmasına karşın, onları ve çevresindekileri yeterince tanıtmanın da üstesinden gelir. Kısacası, büyük bir edebiyat eseri vücuda getirmese de, aşkı sulandırmadan önümüz koyar yazar, özenli bir çalışma gerçekleştirdiğini hissettirir. 

Senaryoyu Nicholls yazınca...
‘Dogma’ kurallarıyla çektiği romantik komedisi ‘Yeni Başlayanlar İçin İtalyanca’yla (Italiensk for Begyndere; 2000) hayatımıza giren Danimarkalı kadın yönetmen Lone Scherfig, romanın yazarı David Nicholls’un kaleme aldığı senaryoyu rehber edinerek beyazperdeye uyarladığı ‘Bir Gün’le romandan uzaklaşmamaya çalışan bir filme ulaşır. Bu da anlaşılır bir şeydir, hem senaryoyu Nicholls’un yazmasıyla hem de romanın kurgusunun sinemaya uygun olmasıyla. Bu romanı sinemaya taşırken fazla müdahaleye gerek yoktur, olsa olsa minik dokunuşlar yapılabilir.
Filmin romandan farklılaştığı en önemli unsursa, 1988’de başlayıp 2007’de biten romanın, filmde 1988’de başlayıp 2011’de bitmesidir. Hikâye kurgusunda gereksiz bir ‘tıplama’ yaratmaz bu durum. Aksine, bugünü yaşayan izleyiciyi daha da yakınlaştırır hikâyeye. Emma ve Dexter’ın yirmi yıllık serüveninde bazı ayıklamalar ya da eklemeler vardır kuşkusuz, ama bunlar da hikâyenin ritmine sekte vuracak şeyler değildir. Senaryoyu Nicholls yazdığı için, metni sağa sola savuracak hamleler göze çarpmaz.
‘Bir Gün’ü iyi bir edebiyat uyarlaması olarak görebiliriz, hatta ‘iyice’ bir film olarak da. Ancak bu çalışmayı belli oranda da olsa ‘değerli’ kılan en önemli unsur, Jim Sturgess ve Anne Hathaway’in performanslarıdır. Oyuncuların en çok canlandırmak isteyeceği rollerden ikisini ele geçirmişlerdir, bunu da iyi değerlendirirler. Özellikle Anne Hathaway, yeni milenyumun öne çıkanlarından biri olduğunu haykıran bir performans sergiler. Altın Küre adaylığı garanti, Oscar’a aday gösterilirse de şaşırmayalım.
Önceki filmi ‘Aşk Dersi’yle (An Education; 2009) de ‘kırılgan’ bir aşk hikâyesi anlatan Lone Scherfig, belli ki bundan böyle rotasını değiştirmeyecek, benzer ‘kaybediş’lerle kapımızı çalacak. Bu konuda bir sıkıntımız olduğu sanılmasın, aksine Scherfig böyle çektiği sürece bu tür hikâyeleri aynı keyifle izlemeye devam edeceğiz. ‘Bir Gün’ de onun filmografisinde ‘ayağına dolanmayan’ bir halka olarak akıllarda yer edecek.
Not: ‘Bir Gün’, bugünden itibaren gösterimde.

BİR GÜN
David Nicholls
Çeviren: Nalan Işık Çeper
Pegasus Yayınları
2011 (7. baskı), 535 sayfa
20 TL.