Yoksa her şey 'o'ndan mıdır?

Yoksa her şey 'o'ndan mıdır?
Yoksa her şey 'o'ndan mıdır?
Osman Balcıgil'in kitabı 'Bilginin Efendisi'ne göre aslında ne Tapınak Şövalyeleri bildiğimiz Hıristiyanlara benziyor ne de kimi doğulu tarikatlar bildiğimiz Müslümanlar gibi
Haber: SEVİM KAHRAMAN / Arşivi

Aristoteles’in ünlü yapıtı ‘Metafizik’, “Bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler” cümlesiyle başlar. Osman Balcıgil’in ‘Bilginin Efendisi’ni okurken çıkacağınız yolculukta, bu cümleyi hep hatırlayacaksınız... Balcıgil, bizi 1200’lü yılların başlarından günümüze kadar uzanan gizemli bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculukta, İbn Arabî’nin saklı el yazmaları eşliğinde, İstanbul ’dan Cambridge’e, Şam’dan İngiltere’nin kuzey doğusunda bulunan Northumbria’ya uzanıyoruz. Romanda ağırlıklı olarak, Tapınak Şövalyeleri tarafından korunduğu söylenen İbn Arabî el yazmaları ele alınıyor. Aynı zamanda, Nostradamus ve birçok başka gizemli bilim adamının yaşamından izlere de rastlanıyor. Balcıgil, Nostradamus’un ağzından “İnsanlığın tekaamülü bağnazlar yüzünden söylenemeyen bazı sözler nedeniyle geciktikçe gecikiyor. Yüzyıllar sonra da böyle olacak. Buna başkaldırmak, az sayıda insan tarafından anlaşılacak olsa bile bir şeyler söylemek lazım!” derken, bağnaz dindarlara şu ana kadar getirilmiş en sert eleştirilerden birini yöneltiyor. Ayrıca romanda, insanların dine ihtiyaç duymasının nedeninin “kimi bilgilerin paylaşılamaması” olduğuna da dikkat çekiliyor. 

Polisiye tadında
Romanın başkahramanı Jacob ya da Türkçe söylendiği biçimiyle Yakup, melez bir çocuk . Soyu anne tarafından Tapınak Şövalyeleri’ne, baba tarafından ise İbn Arabî’nin öğretisine gönül vermiş bir tarikata dayanıyor. Yakup’un iki taraftan ailesinin köklerine indikçe, okuyucuyu soluksuz bir şekilde okuyacağı polisiye bir roman tadı bekliyor. İbn Arabî, İslam dünyasında olduğu kadar Hıristiyan dünyasında da kuşkuyla yaklaşılmış bir isim. Çünkü sığ bilgiler yerine derinlere dalmayı seviyor. Bu nedenle tasavvufta derinleşmemiş olanlara ağır, anlaşılmaz ve korkutucu geliyor. Zaman zaman eserlerine yasak konuluyor, izleyenleri şiddete maruz kalıyor. Buna rağmen Arabî, Büyük Âlim unvanını, yaşadığı dönemde olduğu gibi bugün de koruyor. Balcıgil de romanında çeşitli göndermelerle bu konuya dikkat çekiyor. Onlardan birini tarikat şeyhi Baba Eren’in ağzından şöyle dile getiriyor: “İbn Arabî’ye göre yaratılıştaki Rahmaniyet’in bir yansıması olarak, seçme hakkı verilmiş insanın önüne hata yapma ihtimali de konmuştur.”
İlk romanı ‘Ters Kanatlı Şahin’le de ses getiren Osman Balcıgil, ‘Bilginin Efendisi’nde kuşkusuz sadece İbn Arabî, Tapınak Şövalyeleri ve onlara soluk aldırmamaya çalışan Vatikan’ı, bir başka deyişle Cizvit rahiplerini konu edinmiyor. Aynı zamanda, medeniyetler ve dinler tarihinin ne kadar çarpıtılmış olduğunu da gözler önüne seriyor. ‘Bilginin Efendisi’nde, Vatikan’ın bilimin gelişmesine karşı verdiği savaş tüyler ürpertecek biçimde gözler önüne seriliyor. Kitapta bilim-mistisizm, doğu-batı gibi kavramlar derinlemesine tartışılıyor. Bütün bu tarih, din, felsefe tartışmalarına karşın, ‘Bilginin Efendisi’ aynı zamanda bir serüven romanı.

BİLGİNİN EFENDİSİ
Osman Balcıgil
Destek Yayınları
2011, 421 sayfa, 24 TL.