Yoksa yarının tarihini mi yazıyoruz?

Yoksa yarının tarihini mi yazıyoruz?
Yoksa yarının tarihini mi yazıyoruz?

Cem Akaş

Gelecekteki dünya barışı ve insanlığın mutluluğuna biçilen paha, bir çocuğun hayallerinden vazgeç(iril)mesi kadar olsaydı ve bu çok mühim göreve iki yeniyetme uygun görülseydi... 'Kant Kulübü' ince ince örülmüş bir kitap... Günümüz dünyasında, iktidar odaklarının elde etmek istedikleri sonuca ulaşmak için her yolu mubah sayıyor olmasının altını ustalıkla çiziyor
Haber: GÖKÇE MİNE OLGUN / Arşivi

Kant Kulübü, ‘nedense’ her seferinde ortaya bir gizli örgüt çıkaran, kendi tabiriyle komplo ve paranoyaya eğilimli Cem Akaş’ın yazdığı ilk ‘ilkgençlik’ romanı ... Kişilerin ve olayların birbirine bağlı olduğu Cem Akaş külliyatına eklemlenen bu yeni macerayla yazar, “Cem bey’e hiç yakıştıramadık bu hafifliği, bu ne böyle” diye terslenenlere inat günümüz felsefi sorunsalını, hiç zorlamadan ve gündeliğin sınırlarında masaya yatırıyor. “Gerçek dünyadan daha gerçek” diye adlandırdığı yazının dünyasında, mutlak düzenle dalgasını geçmekten de, yürekleri hoplatmaktan da geri durmuyor. Kimi zaman; iktidar, öteki ve hatta ölüm gibi kavramlar bir tokat gibi çarpıyor okuyucuya. Tüm bunları yaparken oyun alanı olarak gündelik hayatı seçiyor. Kendine uygun gördüğü suç ortakları ise gençler: “Aslında başka bir kitap yazıyordum, bir yere geldim tıkandım. O dönemde aklıma, 7 adlı ilk romanımda yarattığım, Olgunluk Çağı Üçlemesi’nde iyice geliştirdiğim Zürafaları Lekeleme Komitesi’ni bambaşka bir açıdan ele almak geldi. O romanlarda beni derinlemesine meşgul eden bir konuydu özgür irade ve onun karşısında kader ya da her türlü önceden belirlenmişlik. Bunun çok daha naif ve gündelik hayat versiyonundan çıktı Kant Kulübü.”
Bu ilkgençlik macerasının genç kahramanları olan Su lise bir, Kerim ise orta son sınıf öğrencisi. Geleceğin tarihinin doğru yazılması için çalışmalar yapam H.S. nam-ı diğer Kant Kulübü- adındaki uluslarası ve hükümetlerüstü kuruluş tarafından göreve veriliyorlar. Seçilmiş iki çocuk, bir anlamda; bilgi dolayısıyla ‘iktidar sahibi’ yeni neslin iki zıt karakterli temsilcisi gibi... Görev, Aklan Toker adındaki yaşıtları bir çocuğun konservatuara girmesini engellemek. Amaca ulaşmak için her yol mubah, elbette piyanisti vurmamak şartıyla!
Bu zorlu fakat onurlu göreve hemen razı olan iki cin fikir, hepimizin iyiliği için Aklan’ın hayallerini ve yeteneğini harcamaya hazır. Çünkü dünya barışı ve hepimizin mutluluğu -her neyse o-, büyüyüp fizik mühendisi olduğunda yapacağı buluşla süper iletkenler konusunda bir devrim yapacak olan Aklan Toker’in omuzlarında. Elbette bilime duyulan sonsuz inanca bağlı olarak! Bu noktada, kendini gerçekleştirebilmek kocaman bir soru işareti olarak çıkıyor karşımıza.

İyi niyet her zaman masum mu...
H.S.’nin varoluş amacı geleceğin belirli ve çok gizli- bir plan uyarınca gerçekleşmesini sağlamak, yani geleceğin tarihini yazmak...”Aslında gerçekten de tek bir tarih kitabı var. Yalnızca geçmişte olanları değil, gelecekte olacakları da içeriyor. Bu ikisinin arasında bir fark yok. Biz onları sırayla gördüğümüz için bize farklı geliyorlar. Film gibi, biz izlemeye başladığımızda filmin sonu belli, ama biz sonuna gelene kadar bunun ne olduğunu görmüyoruz.” diye açıklıyor durumu örgütün başındaki Buzcam.
Kant’ın geliştirdiği ve yüzyıllardır içinden çıkılamayan iki ahlak kuralını tüm insanlığa uyarlayarak kullandıkları için, H.S. üyeleri ise kendilerine Kant Kulübü demeyi yeğliyor.Kurallar ise oldukça basit ve iyi niyetli:
1-Ahlak kuralı herkes için, her durumda ve her yerde geçerli olmalıdır.
2-İnsanlar kendi başlarına bir amaçtır, başka amaçlar için araç olarak kullanılamazlar.
Bu ilkelerin yanı sıra, teknolojinin insanlığa hediye ettiği gözetleme araçlarından en yaratıcı olanları ellerine tutuşturulan Su ve Kerim’in hayatları, hayır, altüst olmuyor. Gündelik hayatımızda önemsemeden yaptıklarımızın, potansiyel olarak pek çok şeyi değiştirebileceği bilgisinden hareketle Aklan’ın piyanist olmasına engel olabilecek bütün olasılıkları yapay da olsa-sırasıyla hayata geçiriyorlar. Ama bütün denemelerini bertaraf eden Zürafaları Lekeleme Komitesi adlı diğer örgütün yoğun ve sistemli engellemesiyle kaşılaşıyor ve ve bu işi başarabileceklerinden ciddi olarak kuşkuya düşüyorlar. Çünkü biz’in bir de ötekisi var. -Kendi istediklerini aynı ölçüde dayatan ötekinin kardeşimiz çıkması ise kuvvetle muhtemel. Kant Kulübü’nü yöneten Buzcam’la, Zürafaları Lekeleme Komitesinin başındaki Maşet gibi.-Çocukluğa mahsus bir casusluk oyunundan bozma bu gizli görev dolayısıyla bir anda iktidar odaklarının çatışmasına dönüşüyor. Ve bu noktada iktidar çirkin yüzünü şiddet olarak gösteriyor.
Çocukların -özellikle Kerim’in- zaman zaman kafası karışmıyor değil. Ancak seçilmişliğin anatomisinde yatan başarı aşkı ve görev bilinci Su ve Kerim’in beraber ya da solo olarak kendilerinden bekleneni gerçekleştirebilmek için sonuna kadar gitmesine sebep oluyor. Üstelik, Kant’ın koyduğu ikinci kuralın “insanların başka amaçlar için araç olarak kullanılmaması” gerektiğinden bahsetmesine rağmen... Bu noktada Kant Kulübü bir distopya duygusu yaratıyor okuyucuda.
Kant Kulübü ince ince örülmüş bir kitap... Günümüz dünyasında, iktidar odaklarının elde etmek istedikleri sonuca ulaşmak için her yolu mubah sayıyor olmasının altını ustalıkla çiziyor. Eserlerinde çoğunlukla “Nereye gidiyoruz?”sorusuna yanıt arayan Akaş, Kant Kulübü’nde bir soluk alıp “Neredeyiz?”i irdeliyor. Ama genel olarak renk vermeyip, seçim şansını genç okuyucusuna bırakıyor.
İnsanların hayatında irili ufaklı bir çok şey başkaları tarafından belirleniyor, değiştiriliyor, yönlendiriliyor. Bu noktada, müdahil olan da müdahale eden de bu ilişkiler ağında kendine düşen payı alıyor. Örneğin, süper iletkenleri icat etmenin piyanist olmaktan daha yüce bir şey olup olmadığını görev boyunca sorgulayan ama yine de görevden vazgeçmeyen Kerim’i kitabın sonunda bekleyen sürpriz gibi.Cem Akaş bu konuda şöyle diyor: “Bu gizli örgüt meseleleri benim çok uzun zaman ilgimi çekti ama bir gizli örgüt ya da örgütler olmasa da, günümüz toplumunda herkes kendi hayatının ne kadarını kendisinin belirlediğini düşünmek, nereye kadar özgür olduğunu tartmak, yaptığı seçimlerin ne kadarını aslında kendi adına başkaları tarafından yapılmış olduğunu sorgulamak zorunda.”

KANT KULUBÜ
Piyanisti Vurmayın!
Cem Akaş
Tudem Yayınları
2009
202 sayfa
10 TL.