Yoldadır tren

Haber: ÖMER ERDEM / Arşivi

Gogol’un paltosundan çıkmak var ya, şairler için düz yazının paltosundan çıkmak da var. Düz yazı düzgün yazı değildir şairler için. Düz yazı, düz yazıya şapka çıkartmak, kumlara gömmek, dallarda sektirmek, trenlere bindirmektir de şairler için. Bir Ece Ayhan mantığı, bir Sezai Karakoç aklı, bir Cemal Süreya şemsiyesi olmadan nereye çıkar düz yazı. Ya Haşim’e ne demeliyiz. Nesri neredeyse şiirinden önde koşacaktır biraz daha eğilip baksak. Yahya Kemal, Çamlar Altında Bir Musahabe’yi yazalı nice zaman oldu, değil mi? Hikayecileri, denemecileri, romancıları, eleştirmenleri, akademisyenlerimizi silecek değiliz. Ressamları da. Cihat Burak unutulur mu? Kırık cümleleriyle Malik Aksel? Onları bir kenara itip de şairlerimizin yazılarını kutsallaştıracak değiliz. Bir Mermi Uygur’u ne yaparız sonra. Hilmi Ziya’yı, Tanpınar’ı, Selim İleri’yi, Ataç’ı? Hepsi, hepsi olmadan nasıl anlarız kendimizi ? Ama olsun, yine hikayeciler hikaye, romancılar roman, denemeciler deneme yazsınlar. Bizi eksik bizi yalnız bırakmasınlar. Şairlerimiz de öyle. Onlar bulutun arka yüzü. Yağmurun göğe yağması değil mi sonuçta…Onlar başka yazarlar! 

Sevgi abalıdır o
Haydar Ergülen’i okurken neler duymadım, neler düşünmedim. Duyurucu bir yazar Ergülen. Cümle duyuruşlarıyla birlikte sökün ediyor onda. Bir yazı okumanın, bir şaire kulak vermenin hazzıyla donanırsınız onu okurken. Biraz Cemal Süreya kazması çalışır onda. Biraz mı hep çalışır. Bitmez çırağı Süreya’nın. Boncuklarını bile neredeyse onun gibi dağıtır. Sevgi abdalıdır o. Bunu gizlemez de. Hatta bildirir bunu. Yakışır eline o kazma. İnsana doğru kazar dili. Yazıyı hayatın mezarına kadar indirir. Hani diyeceğim, bir isim taraması yapsak, oturup sadece ‘Trenler de Ahşaptır’daki isimleri bir kenara not etsek Ergülen’in sevgi coğrafyası ortaya çıkacaktır. Sevgi yazarıdır o. Gönül selamıdır cümleye. Çamura elini kolunu silkeleyerek, oflayıp puflayarak girmez. Sanki yüz yıldır oradadır. Pirinç ekmektedir zamana. Yolda kalmışlara yardım etmektedir. Bazen nazar boncuğudur elindeki bazen çocuk şekeri. Dağıtır dağıtabildiği kadar. Zaten yazıları da dağıtmak için yazmaktadır. Yoldan geçen hu….
Tek başına niyet tek başına istek yeterli değildir enerji kadar bilgi ve birikim de gereklidir. Yazıyı tasarlamayı, onun mimarisini kurmayı, hayali ve yeteneğe kılavuzluk eden anlık buluşları kendi çerçevesine oturtabilen bir yazar-şair Ergülen. Bu sebepten yazıları bir nostalji, bir şahsi aşırı yorum bir vazife olmaktan kurtulur, hızla, olanca gücüyle denemeye, yazının özüne varır. Bağlamı hem bulmak hem doldurmak hem de yenilemek başka türlü nasıl mümkün olsun. Hele tren gibi bizim hayatımızın öksüz çocuğunu nasıl bozkırdan çıkarıp ‘içimize’ taşısın? Haydar Ergülen olursanız, şair olursanız bu mümkün. O vakit ; ‘kendini sevmek için otomobil, şehirleri sevmek için otobüs, bir ülkeyi sevmek için tren şart’ cümlesini kolayca bulabilirsiniz. Dileyen bu cümlenin hükmündeki sosyolojik gerekçeleri, tarihi söylemleri, insani halleri, şahsi tecrübeleri, her ama her şeyi arayıp bulabilir. Tren bir kez yürümüştür artık yazıda. İstasyon istasyon dursa da yolcu indirip makas değiştirse de yoldadır tren, raydadır. 

Ömrünün katarında
Ne olursa olsun yazılanın konusu bir eylem duygusu da uyandırmalıdır okurda. Kışla bahar sislerinin doldurduğu vapur buğularının altında okudum durdum ‘Trenler de Ahşaptır’daki yazıları. Oysa kendimi hep bir trende hissettim. Hareket ederken, gelip geçerken, bir tren bende hep yol aldı. Bir yere, trenlere binip hiç bilinmedik yerlere gitme duygum kabardıkça kabardı. Alıp götürdü yazılar beni kalkıp bir yere gidemesem de, gidemeyecek olsam da. Bir yazı, bir yazar daha ne yapabilir ki. Kendi trenini ömrünün katarında hayata doğru işletiyor. Oradan romanlara, şiirlere, filmlere, dostlara, rüyalara, yalnız istasyonlara, yazılmamış öykülere, şairin hallerine, çocukluğa, yoksulluğa ve kedere gidebilir herkes. Bu özgürlük için mi bu yazılar?
Bunları bilir bunları söylerim de bir yandan içten içe sitem ederim şaire. Sen ki sevginin yurdusun bilmez değilim ey şair. Yine de bir sert rüzgar çıkarmalı değil mi bir yandan. İster Toros civarlarından ister Ankara garından. Sirkeci’den Trakya düzlüklerine, Pamukova geçitlerinden Narlı’daki gökyüzüne doğru. Bunca darlıkta, bunca yalnızlık ve bakımsızlıkta senin insan ve şiirle doldurduğun bu tenler bir yüzyıl boyunca taşıyamaz mıydı bizi bize. Neden eksik neden yarım kaldı bizim trenimiz. Her şeye gecikmek zorunda mıyız biz? Hızlanınca da devrilmek mi kaderimiz? Bir de iyi ettin iyilik ettin, treni getirdin bir kitapta biriktirdin. Şairce yaptın. Şiir gibi yaptın. Şimdi bir tren kitabı var herkesin.

TRENLER DE AHŞAPTIR
Haydar Ergülen
Kırmızı Kedi Yayınevi
2011, 241 sayfa, 16 TL.