Yurdunu ve insanlığı sevmek

Yurdunu ve insanlığı sevmek
Yurdunu ve insanlığı sevmek
'Ateşten Gömlek' romancısı artık tarihe geçmiş ünlü konuşmasında milletlerin "kardeş" olduğunu söylemiştir. Siyasetlerinse, düşman
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Seçim meydanlarının bomboş konuşmaları hiç değilse birkaç kişinin... yüz kişinin... birkaç yüz bin kişinin yüreğini yakıyor olmalı.
Bense, uzun yıllardan beri, bu kof nutukları dinledikçe, Halide Edib Adıvar’ı hatırlarım. Onun eseri ‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’nı hatırlarım.
“Anlatacaklarım basit şeylerdir” diyor Halide Edib. ‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’nda anlattıkları oysa hiç de basit şeyler değil. Handiyse yüz yıl öncesinden günümüze sesleniyor bu anlatılanlar.
Yazar, Kurtuluş Savaşı’nı dile getirdiği anılarında ‘kin ve nefret’in er geç harabeye dönüşeceğini, insanlık ve barışın sonunda utkuya ereceği görüşünü savunuyor. Savaşlardan sonraki nesillerin birbirlerine düşmanca bakmayacaklarını, “birbirlerinin kanına giren düşmanlık perdesi”ni yıkacaklarını söylüyor. “Düşmanlık perdesi” beni daima düşündürttü, irkiltti.
6 Haziran 1919 günü Sultanahmet Meydanında “Kardeşler, vatandaşlar!” diye kamuya seslenen romancı, “her ferdin içinde ezeli bir hak duygusu vardır ve milletleri meydana getirenler de fertlerdir...” inancını belki de çok uzaktaki bir zamana armağan ediyordu. Belki, bizim şimdiki zamanımızdan da uzaktaki bir zamana...
Kalabalık, o gün, bu mitingte içeriden esen bir rüzgarla adeta fırtınalı bir hareket meydana getirmiştir. Genç bir Darülfünun öğrencisi “Milletim, zavallı milletim!” çığlığıyla hıçkırmaya başlar ve birden düşüp bayılır.
İmparatorluğun son döneminde Osmanlı-Türk aydını din felsefesi açısından hayli incelmiş bir aşamaya varmıştır. Halide Edib eşsiz seslenişinde İslamiyet’in insanların kardeşliğini ve barışı ifade ettiğini vurgular.
Tıpkı ‘Yeni Turan’ romanında, ulusçuluğun ancak kültür ulusçuluğu olduğunda, uluslara, toplumlara yarar sağlayabileceğini ön gördüğü gibi. 1930’larda, dünya karanlığa sürüklenirken, tiranlığa dönüşebilecek rejimlerden -sağ veya sol- kaygıyla söz açtığı gibi.
Kürsüden aşağıya inen konuşmacı, önünde bir sakat asker kalabalığı görür. Hepsi özenle giyinmişlerdir. Onlar, nice yılların savaşlarından çıkagelmişler! Binlerce ses bir gök gürlemesi gibi “milletlerin dostluğu” için, “kalplerindeki haklı isyan uğruna” yemin eder. Sesler Halide Edib’in altındaki kürsüyü sarsmaktadır.
Anlatmaya çalıştığım sahne romanlara yansımıştır. Anılara yansımıştır. Şükûfe Nihal, Kemal Tahir romanlarında, Cahit Uçuk anılarında kaleme getirmişler.
Konuşma sona erer. Kürsünün merdiveninde yeşil sarıklı, Anadolulu bir hoca oturmaktadır.; top sakalından göz yaşları akar. “Halide Hanım, halide hanım, kızım!..” diyebilmektedir.
Romancı, ihtiyar adamın yanına ilişir. İhtiyar adam, romancının ellerine kapanarak ağlamaya devam eder. Bundan sonrası şöyle:
“Fakat arkasını okşayarak yukarısını gösterdim. ‘Git dua et’ dedim. O da yukarı çıkarak, kürsüden Türkçe olarak memlekete dua etti ve bu suretle miting sona erdi.”
‘Ateşten Gömlek’ romancısı artık tarihe geçmiş ünlü konuşmasında milletlerin “kardeş” olduğunu söylemiştir. Siyasetlerinse, düşman.
Halide Edib, 1950’lerde ‘Türk’ün Ateşle İmtihanı’nı Türçe olarak ‘söylemiş’. Çünkü bu acı anıları geçmişte İngilizce yazmış. ‘Söylemiş’ dedim; çünkü Halide Edib Kurtuluş Savaşı anılarını Vedat Günyol’a dikte ettirmiş.
Bazı bölümler geldikçe, romancı devam aramaz, çeviriyi sürdüremez, derin bir ıstırapla kalakalırmış...

Gündeş öneriler:
a) Allahın Adamı, Haldun Çubukçu, Doğan Kitap , 2011
b) Ortaköy ve Museviler ( Zaman Tünelinden Bir Bakış), Aaron Kohen, Kapı Yayınları, 2011.