Yüreği kocaman bir çocuğa dönüşmüştü

Yüreği kocaman bir çocuğa dönüşmüştü
Yüreği kocaman bir çocuğa dönüşmüştü

RESİM: ANNA BALBUSSO-ELENA BALBUSSO

Dedesi ölünce onun kiraz ağacına dönüştüğüne inanıyor Tonino. 'Dedem Bir Kiraz Ağacı' bir çocuk romanı olduğu için değil, hayat mutlu sonlara hâlâ gebe olabildiğinden güzel bir sonla bitiyor
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Geçen gece Tonino adında bir çocukla tanıştım. Gecenin başında ufacık bir veletti anaokuluna giden, sabaha karşı gene el kadar, ama yüreği kocaman bir çocuğa dönüşmüştü. Yeni tomurcuklanmış kiraz dalları örttü üzerimi gün ışırken. Biraz buruk ama mışıl mışıl uyumuşum. Babaannemi gördüm rüyamda; cennette vişne şerbeti olmuştu. Babaannem rüyama girer de dedem durur mu! O da cennetin biraz tütün kokulu ama en güzel şakıyan kuşu olmuştu; ne zaman şakıyor ne zaman gülüyor anlaşılmıyordu. Bütün bunlar Tonino yüzünden olmuştu. İşin vişne şerbeti ve kuş kısmına diyeceğim yoktu da… Tonino’nun bana çocukluğun büyülü günlerini, koşulsuz sevginin insanı nasıl güzelleştirdiğini; yetişkinliğin ne yazık ki çoğu zaman sevmeyi, rahatlamayı, bir şeyleri arzulamayı ve o arzuların peşinde koşma heyecanını unutmak ve doğadan kopmak anlamına geldiğini hatırlatan hikâyesi çok hüzünlendirdi de beni aynı zamanda.
‘Dedem Bir Kiraz Ağacı’, Tonino’nun, İtalyan bir oğlan çocuğunun, acı tatlı hikâyesi. Yazarı Angela Nanetti’ye boşuna Hans Christian Andersen Ödülü vermemişler dedirtiyor her satırında. Günümüz Ipodlar ve diğer teknolojik ıvır zıvırlar, marka düşkünlükleri, maddi ve duygusal açgözlülükler dünyasının çocuklarının yüreğine dokunacak bir hikâyeyi, bir oğlan çocuğunun ağzından anlatmayı pek güzel becermiş. Yapmacıklıklar, çekinceler ya da otokontroller barındırmayan bir anlatı kurmuş, çocuk gözünden ya da sevginin gözünden bakar gibi yapmamış, basbayağı oralardan, üstelik epey derinlerden bakmış. Herhalde ‘Dedem Bir Kiraz Ağacı’ aracılığıyla çocuklarla paylaşmak istediği meseleyi gerçekten umursadığından bu kadar ustalıklı yapabilmiş bunu; tabii bir de, yazar kumaşı güzel biçildiğinden.
Gelelim Angela Nanetti’nin anlattığı hikâyeye; şehirde yaşayan Tonino istemeye istemeye anaokuluna giden bir çocuk. Tonino’nun babaanne ve dedesi onlarla aynı apartmanda oturuyor, ancak bu coğrafi yakınlık duygusal bir yakınlığı getirmiyor beraberinde. Aptal köpekleri Floppy’ye, tatlı Tonino’dan daha çok değer veriyor görünen babaannesiyle dedesinin, hayatın ve insanların doğallığını yadırgayan hallerini açıkça garipsiyor Tonino. Tonino’nun hayatını merak etmemelerini, sohbetlerini hep yüzeyel sorularla geçiştirmelerini de. Şöyle bir şey vardır hani; kahvaltıda yumurta yemeyi seversin de, o yumurtaları yumurtalayan tavuklara bakan insanın bu işi yapmasını ayıplarsın… İşte Tonino’nun baba tarafının genel ruh halini böyle ifade etmek mümkün.
Evdeki hayatın çok neşeli olduğu söylenemez, annesi babası çok çalışıyor Tonino’nun ve hep, pek bir gerginler. Tonino’yla konuşmak, derdini anlamak yerine bazen bir tokat atabilecek kadar, üstelik bu tokattan pişmanlık duymayacak kadar gergin yaşıyorlar hayatlarını. Onları bir araya getiren duygu değil onları şu an bir arada tutan, bunun ayırdına varsalar belki değişecek bir şeyler, ama bunun olması çok zor görünüyor. Tartışmak ve söylenmek durup bakmaktan, düşünüp taşınmaktan daha kolaylarına geliyor çünkü.
Oysa bizim oğlanın köyde anneannesi ile bir dedesi daha var: Teodolinda ve Ottaviano. Kimseye, komşularına bile benzemeyen bir kadınla adam, babasının anne babasından daha sempatik bir ikili (bunu Tonino da bu açıklıkla dile getiriyor.) Günün birinde onun gibi bir toruna sahip olabilmek için doğurmuşlar sanki kızlarını. Kızları doğduğu gün bir kiraz ağacı dikmişler bahçelerine ve Tonino’nun annesi Felicita’yla aynı adı vermişler ağaca da. Birbirlerine oyun arkadaşlığı etsinler diye. O ağaçta kurmuşlar kızlarının beşiğini, salıncağını, yürümeden önce tırmanmayı öğrenmiş hatta Felicita. Ancak büyüyünce o kadar uzak düşmüş ki çocukluğuna ve ailesine, Tonino’nun ne ağaca ne dalına yaklaşmasına, çocukluğunun geçtiği evde yapıp ettiklerinin, yiyip içtiklerinin tadına bakmasına bile izin vermekte tereddüt ediyor. Tonino çocukluğunun bütün doğallığı ve içtenliğiyle köy yaşantısının tadına varınca, dedesi ona kalbini açınca haliyle bu durum, annesini yaralıyor.
Tonino’nun anneannesinin ani ölümü, dedesiyle Tonino’nun onun çok sevdiği kazı Alfonsina’ya dönüştüğüne inanmaları, bu inanışları yüzünden herkes tarafından deli yerine konmaları, bu ölüm üzerine Tonino’nun Ottaviano dedesinin kalbine batmaya başlayan diken ve belediyenin yol yapmak için arazisinin irice bir kısmına el koymaya kalkması derken, Ottaviano dedenin belki daha uzun olan ömrü de kısalıp tükeniveriyor ve vedası da pek arzu ettiği gibi olmuyor. Tonino’ya dedesinden geriye her anı dolu dolu ve güzel, sevecen, yaratıcı, sıcak geçmiş bir yaz kalıyor ki az şey değil, ama insan bütün güzellikleri sonsuza kadar da saklamak istiyor işte. Ottaviano dedesi ölünce onun kiraz ağacına dönüştüğüne inanıyor Tonino. O kiraz ağacının gövdesine yaslanıp gözlerini kapatarak bütün dünyayı dinleyen onlar değil miydi, madem ağaçlar nefes alıyor gülemezler mi! 

Çocukluğun dobralığı
Hayır, ‘Dedem Bir Kiraz Ağacı’ bir çocuk romanı olduğu için değil, hayat mutlu sonlara hâlâ gebe olabildiğinden güzel bir sonla bitiyor. Fleicita’nın kayıplarının ardından, belki de başka kayıplar vermeme isteğiyle baba evine dönmesi, arazi için Tonino’yla birlikte savaşmaları, zaman içinde ruhunu sıkan zincirden sıyrılması ve daha tatlı, daha eğlenceli bir anneye ve hayattan ne istediğini bilen bir kadına dönüşmesi mutlu ediyor okuyanı da.
Angela Nanetti aslında bildik bir hikâye anlatıyor gibi görünse de, hikâyesini Tonino’nun açıksözlü gözlemleriyle, çocukluğun dobralığı ve hızla değişebilen ruh halleriyle, öylesine etkileyici bir doğallıkla bezemiş ki şapka çıkarmamak mümkün değil. Son dönemde okuduğum en sıcak, en dokunaklı roman. Kitabın kapağını kapattığımda kendimi, öldüğümde neye dönüşeceğimi düşünürken buldum. Çocukların da, ölüm üzerinden olmasa bile, hayatlarını nasıl hatırlanmaya değer bir şekilde geçirebilecekleri, pişmanlıklardan mümkün mertebe nasıl uzak durabilecekleri üzerine düşüneceklerini umuyorum. ‘Dedem Bir Kiraz Ağacı’ ancak bu şekilde yazılış amacını tamamlamış olur. Ayrıca kitabı Türkçeye çeviren Sema Tuksavul’u da tebrik etmek gerek. Kitap ancak Türkçe yazılsaydı bu kadar lezzetli bir okuma vaat edebilirdi.

DEDEM BİR
KİRAZ AĞACI
Angela Nanetti
Resimleyen: Anna
Balbusso-Elena Balbusso
Günışığı Kitaplığı
2011, 160 sayfa, 12 TL.


    ETİKETLER:

    hayat

    ,

    kitap

    ,

    Oyun

    ,

    Çocuk

    ,

    Köy

    ,

    Gece

    ,

    ruh

    ,

    yazar

    ,

    bakan

    ,

    zaman

    ,

    kuş

    ,

    dolu

    ,

    Uzak

    ,

    Karşı