Zaman zaman içinde

Zaman zaman içinde
Zaman zaman içinde
Kitap, birbiriyle ilişkili, hatta birbirlerinin kaderlerini değiştiren üç ana karakter üzerinde kurgulanmış. Olup bitenleri her biri kendi bakışıyla aktarıyor ama farklı zamanlardan dinliyoruz seslerini
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

ZAMANIN UNUTKAN KOYNUNDA
Cem Kalender
Kavis Kitap , 2010
320 sayfa, 18 TL. 

Bursa Osmangazi Belediyesi tarafından Ahmet Hamdi Tanpınar adına edebiyat ödülü verildiğini Cem Kalender’in ‘Klan’ romanı sayesinde öğrenmiştim. 2001 yılından başlayarak her yıl edebiyatın farklı bir dalı için düzenlenmiş, romana ayrılan 2007 ödülünü Cem Kalender kazanmıştı... Ahmet Hamdi Tanpınar gibi önemli bir yazarın adının verildiği, jüri üyeliklerinde Hilmi Yavuz, Latife Tekin, Füsun Akatlı gibi edebiyat dünyasının tanınmış isimlerinin yer aldığı ve tam yüz on beş roman dosyasının katıldığı bir yarışın birincisi seçilmiş bir roman, kuşkusuz dikkate değerdi. Ancak beklendiğinin tersine birkaç gazete haberi dışında ne yarışmadan bahsedildi ne de birincisinden. Yarışma hükümleri gereği ‘Klan’ Osmangazi belediyesi tarafından –çok özensiz bir biçimde- kitaplaştırıldıysa bile sanıyorum ilçe sınırları dışına çıkamadı. ‘Klan’ okuyucuyla 2009 yılında buluşabildi. Ne yazık ki pek çok ilk kitabın akıbetine uğramış, hak ettiği ilgiyi görmemişti.
‘Hak ettiği’ ifadesini özellikle kullanıyorum. Gerçekten de “biraz okumuş, biraz âşık olmuş, biraz acı çekmiş, biraz delirmiş, biraz tutunamamış bir bireyin zihin akışınının fotoğrafını çeken, her şeyden biraz yaşayan bu bireyin zihninin aslında tam bir kara anlatı cehennemine dönüştüğünü anlatan” ‘Klan’, Oğuz Atay esintileri taşıyan bir roman. Kurgudaki iç içe geçmişlikler kimi yerde kopukluklara neden olsa da, Kalender dil hakimiyeti, üslup zenginliğiyle ufak tefek aksaklıkların üzerini örtüyor ve tam anlamıyla umut vaat ediyordu.
Beklentimiz boşa çıkmadı. Geçen günlerde yayımlanan yeni romanı ‘Zamanın Unutkan Koynunda’ dili ve kurgusuyla usta işi bir roman. Kitap, birbiriyle ilişkili, hatta birbirlerinin kaderlerini değiştiren üç ana karakter üzerinde kurgulanmış. Olup bitenleri her biri kendi bakışıyla aktarıyor ama farklı zamanlardan dinliyoruz seslerini. Sözü ilk alan Derviş Derin. 1980’lerin başında, darbenin hemen ertesinde Anadolu ’nun küçük bir kentinden İstanbul’a gelmiştir. Niyeti babasının vasiyetine uyarak devlet memuriyetine girmek. Zaten sanki memur olmak için yaratılmış bir adam; “Dünyaya kaç defa gelirsem geleyim kravatlı, takım elbiseli, cepkenli bir memur olmak isterdim. Benim için memuriyet; iddiası, serüveni olmayan, azalıp çoğalmayan bir nimetti. Açıkçası, durağanlık ve bir miktar atalet, mizacımın bir parçası olmasından ötürü, az yorulacağım bir mesleğe sahip olmam da benim için büyük bir talih oldu.”
Bürokrasinin cilvesi; Halk Kütüphanesi yerine Yazma Eserler Kütüphanesi’nde işe başlayan Derviş, büyük bir özveriyle çalışacak; kütüphanedeki düzene, yazma eserlerin diline, giderek kütüphanenin ruhuna karışacaktır. İstanbul’da karısı, üç kızı ve torunuyla sakin bir hayat sürdüren dayısı tarafından sahiplenilir. Kadınların çoğunlukta olduğu evde dingin bir bir yaşama kavuşur. Huzuru bozan tek şey, dul kalmış büyük kız Sümbül’ün henüz iki yaşındaki kızı Gamze’nin ağlama sesidir.
Bir gece vakti eve dönerken trafik kazası geçirmiş on iki yaşlarında bir çocuk bulur. Yetiştirme yurdundan kaçmış bu sahipsiz çocuk uzun uğraşlardan sonra kurtulacak, bir süre Derviş’in himayesinde yaşayacak ve bir gün öylece çekip gidecektir. O çocuk, romanın ikinci anlatıcısı İnan’dır. On iki yıl sonrasında başlıyor konuşmaya. Şimdilerde geçimini üniversite önünde korsan kitapçılık yaparak sağlayan İnan, kendisini kitaplarla yetiştirmiş, ama kafasının karışıklığını giderememiş. Geçmişiyle ilgili anlattıkları bulanık, bilinci kaygan.
İnan bir zamanlar hayatını kurtaran Derviş’i ziyaret ettiğinde, bu dingin adamın evinde hiçbir şeyin değişmediğini fark eder. Bir tek Gamze’dir değişen. Ergenlik çağına henüz girmiş bu tuhaf kızla çocukluktan hiç çıkamayan İnan arasında bir ilişki başlar. Ve söze yirmi iki yaşında bir kadın olarak Gamze girer. O, bedelini en çok kendisinin ödediği bir felaketi anlatacaktır... 

Bedeli kadınlar öder
İlk romanını da işine içine katarak şöyle bir tesbitte bulunabiliriz; zamanla, bilinçle, dille oynamayı, -daha doğru bir deyişle- bunlar üzerinde düşünmeyi, anlatısını bu eksenlere otutmayı seviyor Cemk Kalender. ‘Zamanın Unutkan Koynunda’ üç farklı zaman var. Ama zamanlar arasındaki geçişi çok iyi kurgulamış. Bir an tek bir zamanın içinde devindiğinizi hissederken ansızın içinde bulunduğunuz zamanın çoktan geçip gittiğini fark ediyorsunuz. Derviş’in 80’li, İnan’ın 90’lı, Gamze’nin 2000’li yıllara denk düşen anlatıları hikayenin doğrusal akışını bozmadığı gibi, merak duygusunu da sonuna kadar diri tutuyor.
Üç farklı zamanın üç farklı anlatıcısını önce dilleriyle birbirinden ayrımış Kalender. Derviş’in özentili eski dili, karakteriyle de bütünleşmiş. Hayattan, coşkudan, neşeden, her türlü değişimden kaçan muhafazakâr bir zihniyeti, mekanlarla birlikte çok iyi yansıtmış. Varlığını sürdürebilmek için eylemsizliği seçmiş, kabuğuna çekilmiş, bunu bir yaşam felsefesine çevirmiştir.
Cem Kalender, İnan’ın kendi kurguladıklarını gerçekmiş gibi anlatan ve yaşayan çocuksu kişiliğini yansıtmak için seçtiği bilinç akışı tekniği sayesinde parçalanmış bir zihne, dilin iletemediklerine ulaşmaya çalışıyor. İnan’da farkındadır dilin sınırlarından...
Romandaki kişilerin kaderlerini çizen de bu iletişimsizlik, kendisini gerçekleştirememek, istediklerini dile getirememek hali. Kadınlık durumu işe daha da trajik bir boyut kazandırıyor ve üçüncü anlatıcı Gamze kırgın ve küskün bir dille sesleniyor okuyucuya. Erkeklerin egemen olduğu bir dünyaya çaresizce adım atan bir çocuk kadın. Çocukça kaprisinin bedelini çok ağır ödeyecek, diline acı ve şikayet sinecektir...
Kıyıda kenarda kalmış, sıradan hatta görünmez insan tiplerinden, onların dingin ve olaysız hayatlarından yola çıkarak toplumun geneline uzanan çarpıcı bir hikâye kurgulamış Kalender. Dili, üslubu, anlatım tekniği ile pekiştirdiği hikayesinde söz edilmesi gereken daha pek çok motif, yerine oturan pek çok gönderme var. Mesela Roskolnikov, Joseph K. ve İnan arasında geçen ve suç, ceza, sorumluluk, vicdan gibi meseleleri tartışmaya açan mahkeme sahnesi. Yazar bir kez daha “insanın her şeyin ölçüsü olmaktan çıkıp yerini nesneye bırakması, varlığın özünün kan kaybedip kavramsal yapısının can bulması ve en sonunda yok olan özün Kafka alegorisine sığınması...” düşüncesini vurguluyor.
Sözün özeti, roman dünyası iyi bir yazar daha kazandı; Cem Kalender…


    ETİKETLER:

    Anadolu

    ,

    haber

    ,

    hayat

    ,

    kitap