Zamanın düştüğü yer

'Taşrada Var Bir Zaman', taşra kavramı üzerine tartışmalar içeriyor. Sinema, edebiyat, kültürel çalışmalar ve siyasetin yüzünü taşraya dönmesi tespitinden çıkıyor mesele
Haber: MURAT ERŞAHİN / Arşivi

Gezici Festival’deyim. Artvin’de… Şavşat’ı geziyoruz. Veliköy’de mola verdik. Tarifi imkânsız ‘o eski zamanlar kokusuyla’ dolu bakkal dükkânına giriyorum. Tahta masanın ardında bir amca oturuyor. Kibarca selamlaşıyoruz ilkin. Sonra sohbet koyulaşıyor. Hurma ve mandalina ikramı, ahval-i umumi, tarih, coğrafya, meteoroloji derken, ‘Burada zaman akmaz evladım’ diyor amca. ‘Burada zaman düşer…’. Hafif afallamış, mutlu, ‘ağzına dek dolu ama hafiflemiş bir halde’ çıkıyorum dışarıya. İlhan Berk’in o güzelim Bir Kıyı Kahvesinde adlı şiirindeki gibi: O zaman çıktık kendimizden. Dışarıda bir dilim ekmek gibiydi gök. 

Milliyetçiliğin taşra utancı
Okuduğum kitap daha bir anlam kazanıyor şimdi. Ne mi okuyorum? Ankara Sinema Derneği’nin proje sahibi ve fikir ortağı olarak desteklediği içi dolu bir kitabı: ‘Taşrada Var Bir Zaman’. Zeynep Tül Akbal Süalp ve Aslı Güneş’in editörlüğünde taşra kavramı üzerine tartışmalar içeriyor kitap. Sinema, edebiyat, kültürel çalışmalar ve siyasetin yüzünü taşraya dönmesi tespitinden çıkıyor mesele. ‘Taşra nedir’ sorusuna verilen cevaplar. Özellikle sinemada sayıları gitgide artan taşra temalı, taşra dünyasına bakan filmlerin çokluğu… Şöyle bir düşünüp bakınca görülüyor ki, sadece sinemada değil, toplumsal ve kültürel ivmede de benzer bir görünüm var. Toplumsal, idari, iktisadi bir mekân ayrımı mı acaba deniyor taşra için… Toplumsal dinamikleri izah etmek için bir karşıtlık kategorisi mi diğer yandan…
Editörler, taşranın bir tanım, olgu, ya da deneyim olarak görünümlerinin ardında yatan ilişkilerin çözümlenmesinin elzem olduğunu düşündüklerinden, hoş bir sohbetle açıyorlar kitaplarını. Muhteviyatlı bir önsözle. ‘Yuvarlak Masa: Taşra’yı Tartışırken’ gerçekten zengin bir sohbet içeriyor. Tül ve Aslı, Erol Köroğlu, Zeynep Uysal, Özcan Alper, Cüneyt Cebenoyan, Pakrat Estukyan, Yücel Demirer, Nurçay Türkoğlu, Aslı Kayhan ve Altuğ Yılmaz’la sinema, edebiyat, müzik, günlük hayat , teknoloji ve cinselliğin pratikleri etrafında, ‘içi dopdolu’ tartışıyorlar. Romantize edilen kaçış motifi taşra, edebi perspektif, ‘batı’nın taşrası, milliyetçiliğin taşra utancı, kimlik inşasında taşra, öteki edebiyat, yeniden üretilen taşra kavramı, sınıf meselesi, popüler kültürün taşraya yaklaşımı, taşra-kent ikiliği, taşranın kendi içindeki sorunların kritiği, uydurulmuş hafıza, halk müziğinden köy enstitülerine, on dokuzuncu yüzyıl Rus nihilizmi, melezleşmelerimiz, darbenin yok ettiği hafıza, yüzleşme meselesi, sömürgecilik, sinemada regresyon (gerileme) ve taşra, çokkültürlü kaynaşmanın ruhu, kötücüllük, durumun global yanı, suçluluk duygusu, yapay bir cennet arayışı… 

‘Şiirimiz karadır abiler’
Alternatif önsöz, ‘yuvarlak masa’ nelerle karşılaşacağım konusunda önemli ipuçları içeriyor gerçekten. Yürekteki ağır taş, imkânsızlık, bilge ve aydın insanların şehri, virajlar, virajlar, virajlar, tulum sesi, mısır ekmeği ve dut kurusu. Yanımdan ayırmadığım defterime aldığım notların yanında, okuyup önemli gördüğüm satırlar da var. Odandan, evinden, şehrinden, büyük kentten uzakta, sevdiklerini, ne bileyim bir şeyleri özlemek gibi arada oluşlar… Metin Eloğlu dizeleri gibi, ya da Ece Ayhan. ‘Şiirimiz karadır abiler’… Sürekli bir Sevgi Soysal hüznü var Artvin’de… Taşradaki zamanın varlığı ve biçimi üzerine düşünüyorum yine. “Zamanın peşinden koşan ve bir parça zaman yakalamak isteyen o deli yaşlı kadın bana ne yakın!” diyor ‘Zaman’ başlıklı metninde Emil Cioran. ‘Nerden aklıma esti kim bilir, dolaştım dün gece şehri şöyle bir’ şarkısı hemen ardından. Sanırım aklımı kaybediyorum bu dingin coğrafyada.
Kitaba dönmeliyim… On iki metin var kitapta. Jale Parla, Tül Akbal, Necla Algan, Aslı Kayhan, Tanıl Bora, Fatih Özgüven, Burçe Çelik, Behçet Güleryüz, Mesut Varlık, Aslı Güneş, Janet Barış, Ayşe Kayhan imzalı on iki içi dopdolu yazı. Fatih Özgüven’in yazısına son verirken bahsettiği ‘o nüanslar’ gibi ‘Taşrada Var Bir Zaman’. Nedensizce mırıldanmam sonra: ‘… Zaman düşer ellerimden yere, oradan tahta boşa. Saatler çalışır izinsiz hep bir sonraya…’. Başka bir çağrışımla; Yusuf Atılgan’ın toplu öyküleri taşra öte yandan: “Bodur Minareden Öte”… Biliyorum, taşrada zaman düşüyor.

TAŞRADA VAR BİR ZAMAN
Z. Tül Akbal Süalp,
Aslı Güneş
Çitlembik Yayınları
2010, 312 sayfa, 18 TL.