%100 Metal, %0 stres

%100 Metal, %0 stres
%100 Metal, %0 stres
Metal hitleri, coşkulu sahne performansları ve hatta oryantal metal... %100 Metal Headbangers' Weekend'de sert müziğin yıldız isimleriyle gündemin stresini, kulakların pasını attık.  
Haber: DOĞU YÜCEL - doguyucel@gmail.com / Arşivi

RADİKAL - Yıllarca ana akım festivallerde sevdiği grupların isimlerini göremedikleri için karaları bağlayan metalcilerin epey bir süredir şansları açık. Bu yazın şanslıları da yine onlar oldu. Önce Korn’lu, Behemoth’lu, Apocalyptica’lı Rock Off’la yüzleri güldü. Şimdi de %100 Metal Headbangers’ Weekend ile.
%100 metalik hafta sonu, 29 Ağustos Cumartesi günü yerli gruplar Chaosnerve ve Soul Sacrifice ile açıldı. İlk yabancı grup Yunanistan’dan Septicflesh oldu. Extreme müzikte senfonik açılımlar yapan grubun performansı da sahne duruşu da etkileyiciydi. Yine de bu kadar karanlık grupların güneşin alnında çıkması verebilecekleri etkiyi büyük oranda azaltıyor. Hemen sonrasında sahne alan Ensiferum her festivalin olmazsa olmazı olan “Viking metal” ruhunu festivale kazandırdı ve festival coşkusunu başlattı. Grubun performansı boyunca sergilediği extreme riflerde pogo, folk ezgilerde circle pit’ler ve hatta halaylar eksik olmadı!

ORYANTAL METAL
Festivalde en çok beklediğim gruplardan biri olan Moonspell’deydi sıra. Portekizli grup son harikaları 'Extinct'ten sonra ilk defa İstanbul ’da sahne alıyordu. Bu albümde Moonspell, hem İsrailli grup Orphaned Land’den ayrılan gitarist Yossi ile çalıştı hem de albümün etnik senfonik bölümlerini Türk yaylı ekibi Mümin Sesler’e çaldırdı. Sonucu bazıları fazla 'oryantal' bulsa da bence mükemmeldi. Grup bu konserde “oryantal” yanını daha da vurgulamak istiyordu anlaşılan çünkü konsere Türk dansöz Özlem İdilsu ile çıktılar.
Moonspell hayranı olan profesyonel oryantal sanatçısı İdilsu, 'Extinct'ten çalınan parçalarda Portekizli metal grubunun tarzına uygun hazırladığı dans çalışmasıyla oldukça ilgi çekici bir şov sergiledi. 2015, Moonspell’in efsanevi debut albümü 'Wolfheart'ın 20. yılı olduğundan bu albüme yüklendi. ‘Vampiria’ ve tabii ki her zaman finalde çaldıkları ‘Alma Mater’ performansın zirve noktalarıydı. Gündüz sahne almasına rağmen Moonspell festivalin en tutkulu, en yaratıcı konserlerinden birine imza atarak sahneden ayrıldı. Daha sonra İsveç death metal’inin kült grubu 'At the Gates' sahne aldı. Uzun bir aradan sonra geri dönen grup mükemmel bir performans sergiledi. Yine de, bu tip sert grupların mekanın akustiği ve sound sistemi çok iyi olmayınca 'zorlayıcı' olabildiğini söylemek durumundayım.
Günün kapanışı Katatonia’ydı. Melankolik İsveçliler eski albümleri 'The Great Cold Distance' albümünden tam beş şarkı çaldılar ama Türkiye’de çok sevilen 'Discouraged Ones' ve 'Brave Murder Day'den birer şarkıyla yetindiler. Bir de bazı şarkılarının zaman içinde eski anlamlarını yitirdiklerini düşündüm. Mesela ‘Teargas’. Bu şarkıda biber gazı metaforuyla aşk acısını anlatıyordu grup. Gençken bu şarkıyla özdeşleşebilirdik ama şimdi biber gazı bize çok daha mühim konuları hatırlattığından aynı etkiyi yaratmadı. Hatta biraz gülünç geldi. İsveç’te oturduğunuz yerden bizim anamızı ağlatan biber gazı üzerinden aşklı meşkli şarkı yapmak kolay tabii Katatonia efendi!

KONSERDEN SONRA GOLFE GİDECEK BLUES GİTARİSTİ KOSTÜMÜ!
İkinci gün yerli gruplar Athor ve Pitch Black Process ile başladı. Ben Metalium’a yetiştim. Türkiye’nin ilk thrash metal gruplarından biri olan Metalium birkaç sene önce reunion konserleriyle dikkat çekmişti. Grup ilk birkaç parçadan sonra sahne arkasına gitti. Bu arada sahne arkasında Türk metal’inin mihenk taşı albümlerinden biri olan “Suffer”ın kapağı belirdi. Grup bu albümün 20. yılı şerefine albümü komple çaldı. Özel konuklar da vardı. ‘Pessimistic Warning’de Malt ve Kes gruplarından tanıdığımız Cenk Turanlı basgitar çaldı. Dört şarkıda ise grubun albüm kayıtlarında yer alan eski gitarist Kaan Süersan çaldı. Süersan bu performans için Amerika’dan gelmişti. Bu tip hareketleri seviyoruz. Günün ilk yabancı konuğu Rotting Christ’tı. Yabancı diyorum ama onlar uzunca bir süredir “bizden biri” aslında. Yunan grup ile Türk hayranları arasında gerçekten benzersiz bir bağ var. Buna yeniden şahit olmak muhteşemdi. Sakis’in şarkı aralarındaki konuşmaları hem alandaki Yunanlar hem de Türkler için çok anlamlıydı. Grup 'Κατ? τον δα?μονα εαυτο?' isimli son albümlerine ağırlık verdi. Performansları o kadar iyiydi ki, grubu çok sevmediği halde bu konser sonrasında “fan” olanlar olmuştur. (bkz: ben)
Yunan gruptan sonra sıra Carcass’taydı. İngiliz extreme metal efsanesi ilk kez Türkiye’de sahne aldı ve ismine yakışır bir performans sergiledi. Vokal/bas Jeff Walker esprili anonslarla eğlendirdi. Sık sık Türkçe konuşmaya çalıştı, beceremedi, daha da komik oldu. “Neyse müzik konuşsun. Zaten çakma Amerikan aksanıyla konuşmaktan iyidir.” diyerek Amerikan aksanıyla konuşan Avrupalı grupları eleştirdi. Festivaldeki grup kadrosunu sevmiş olmalı, normalde diğer festivallerde diğer gruplara dokunduran Jeff bu defa o topa hiç girmedi. “Konserden sonra golf oynamaya gidecek blues gitaristi” kıyafetiyle sahne alan Bill Steer’in çaldığı her rif kargaşa yarattı. ‘No Love Lost’ ve ‘Heartwork’ performansın zirveleriydi.


Üst üste Rotting Christ ve Carcass ile azıtan kitleyi dinlendirmek için senfonik metal grubu Therion sahne aldı. Yıllar içinde defalarca kadro değiştiren grupta neredeyse tanıdık eleman kalmadı. Grubun beyni, her şeyi Christofer Johnsson ve vokalist Thomas Vikström dışında tanıdığım veya daha önceki Therion konserlerinde gördüğüm biri yoktu mesela. Vokallerde sarışın bir kadın vardı, kimdir, kimlerdendir hiç bilmiyorum. Soprano vokaldeki kadının da ilk konseriydi, onu tanıttılar, bir sonraki konserde kendisini görür müyüz bilmiyorum. Stabil bir grup olmayınca ister istemez dağınıklık oluyor. Yine de görsel dağınıklık performansa yansımadı, grup oldukça uyumlu çaldı. Christofer çok arzuluydu. Doctor Who kostümü gibi Viktoryan bir kıyafetle, klasik müzik bestekarlarından ilham alan muhteşem eserlerinde hem gitar çaldı, hem de grubu bir orkestra şefi gibi idare etti. Performansın en unutulmaz anı tabii ki ‘To Mega Therion’ın çalınmasıyla başladı. Tek nakaratla 1996’da opera-metal ekolünü başlatan bu şarkının canlı icrası her defasında tüyleri ürpertmeye yetiyor.

KREATOR, İRLANDALI BOKSÖRDEN FARKSIZDI!
Sıra geldi sadece pazarın değil, tüm festivalin en büyük topluluğu Kreator’a. Dakika bir gol bir, ‘Enemy of God’ ile yıkımı başlattı Alman panzerleri. Başka bir grup en büyük hitini sonlara saklardı, ama Kreator o gün Küçükçiftlik’i yıkmaya ant içmiş gibiydi, ‘Phobia’yı üçüncü şarkı olarak çaldı. Başka bir grup seyirciyi ısındırdıktan sonra, finale doğru “Wall of death” yaptırırdı, onda da erken davrandı Kreator, dördüncü şarkı ‘Awakening the Gods’dan önce Mille seyirci denizini Musa gibi ikiye ayırdı. Sonra kıyamet koptu. Daha beşinci şarkıdayız ve önümüzde on dört şarkı daha var! Aksiyon bir an olsun durmadı. “Sizi biraz dinlendirelim” diye söyledikleri şarkı ‘Black Sun Rise’ oldu, gerisini siz düşünün! ‘Hordes of Chaos’ şarkısından önce Mille politikacılara ve dinlere giydiren bir konuşma yaptı. Atina’daki sokak olaylarından etkilenerek yazdıkları, daha sonra her çaldıklarında şarkıyı Taksim’e de adadıklarını söyledikleri ‘Civilisation Collapse’i çaldılar. ‘Renewal’ sürprizi sevindiriciydi. En iyi albümlerinden biri olarak kabul edilen “Coma of Souls”tan tek şarkı olmaması ise belki de bu unutulmaz thrash ziyafetindeki tek noksandı. Seyirciye ayrı paragraf açmak gerek. Thrash metal “sosyal kaygılı” bir müzik olduğundan, ne zaman sosyal dertlerimiz zirve yapsa o zaman en baba thrash konserleri gerçekleşir. Biraz birbirimizi hırpalarız ama gündemin bünyemizde yarattığı tahribattan ve stresten kurtulmanın en güzel yoludur bu. İşte bu yüzden seyirci alanındaki thrash metal’e özgü kargaşa her zamankinden daha acayipti. Özellikle ‘Pleasure to Kill’ ile başlayıp ‘Betrayer’ ile biten, oldschool thrash’in dibi diyebileceğimiz bölümde vurdulu kırdılı bir film döndü moshpit’te. Konser bittiğinde ayakta durmakta zorlanıyorduk. Akıllara tabii ki İrlandalı boksör geldi. Kreator, İrlandalı boksör gibi dalmıştı binlerce metalciye. Tek fark, bu thrash kargaşası sudan bir sebepten çıkmamıştı ve konser bittiğinde bu boksörden hiç ama hiç şikayetçi değildik!

MESAİ GÜNÜ MUTLU METAL!
Üçüncü gün İstanbullu grup Vortex of Clutter ile başladı, Birleşik Arap Emirlikleri’nden misafirimiz Dubaili grup Svengali ile devam etti. Üçüncü grup Kes’ti. Festivalin adında “weekend” olsa da festivalin üçüncü günü pazartesine denk geldiğinden mesaiyle çakışan bu üç grubu kaçırdım. Aslında bu günün headliner’ı Mastodon olacaktı ama festivale birkaç ay kala Mastodon “kişisel ailevi bir mesele” nedeniyle tüm konserlerini iptal etti. Vera Müzik’in bu noktada Mastodon yerine Helloween ile anlaşması takdire şayan bir hareketti. Bazen bu tip durumlarda organizasyonlar ortalama bir grubu headliner yapıp işin içinden çıkabiliyorlar. Mastodon - Helloween değişikliği bazılarının hoşuna gitmemiş olabilir ama bence süper hareketti. Helloween, extreme tarzlara ağırlık veren festivalde adeta bir denge unsuru oldu.

YERLİLER YABANCI GRUPLARIN GERİSİNDE...
Pazartesi izlediğim ilk grup Murder King oldu. Son zamanlarda Rock Off’ta, Zeytinli’de, Headbangers’ Weekend’de birçok yerli metal grubu izledim. Yerli gruplar maalesef sahne duruşlarıyla, kıyafetleriyle, anonslarıyla, şarkı aralarında bekleme yapmalarıyla yabancı grupların çok çok gerisinde görünüyorlar. Bir de, festivalde çalma şansı elde edip performansının çoğunu cover’a ayıranlar var. Murder King işte bu tip gruplara adeta ders verdi. Can Uzunallı’nın anonsları hem anlamlı hem de gazdı. Cover grubu olarak başlayıp albümlü grup olmaya evrilen Murder King performansını 'Gürültü Kirliliği' isimli albümleri üzerine kurmuştu. Sadece tek cover çaldılar, o da Sepultura’nın ‘Territory’siydi. Vur kaç cover’ı diye buna denir. Saatlerimiz 20.15’i gösterdiğinde Arch Enemy sahne aldı. Geçen sene Manowar’dan önce aynı mekânda sahne alan ama Manowar’ın ön grupları sınırlandıran ses kuralları yüzünden kısık sesle çalmak zorunda kalan İsveçli grup adeta geçen senenin intikamını aldı. Gerçi artık gruba 'İsveçli' demek ne kadar doğru bilmiyorum. Alman vokalistleri Angela Gossow vokali bırakıp grubun menajerliğine geçince Kanadalı vokalist Alissa White-Gluz’u transfer etmişlerdi. Yakın zamanda da ikinci gitara Amerikalı virtüöz Jeff Loomis’i aldılar. Bu transferlerle grup gerçekten benzersiz bir sahne karizmasına bürünmüş bir kere, onu söylemeli. Sahnenin solunda Kızıl Viking Michael Amott, sağında Sarı Fırtına Jeff Loomis. Sahnede siyah kıvırcık saçlarını dalgalandırarak gezinen dev cüsseli basçı Sharlee D’Angelo. Ve onların ortasında mavi saçlarıyla vahşi bir prenses. Gel de bu renk cümbüşünü ve karakter zenginliğini izleme. Son albüm 'War Eternal' zaten bir melodi ve hit fabrikasıydı. Bu albümün desteklediği bir repertuarla grup mükemmel bir performansa imza attı. Tek itirazım sahnedeki her hareketin mizansene dayalı olmasıydı. Bir noktada kimin nerede ne yapacağını tahmin eder oldum. Bu kadar koreografi rock’n roll doğasına ters düşüyor.

İşte bu bahsettiğim otomatikliği bozan grup Helloween oldu. Markus Grosskopf tam bir bas canavarı, sahnede adım atmadık yer bırakmadı. Andi Deris, festival boyunca seyirciyle en iyi iletişimi kuran vokalistti. Üç gün boyunca 'dertli metal' dinleyen binlerce metalciye ilaç gibi geldi Helloween. Daha ilk şarkı ‘Eagle Fly Free’de sanki mekanda bir neşe bombası patladı, herkesin yüzüne gülücükler kondu. Helloween geldi, dertler bitti! Grubun happy metal hit’leri peş peşe gelince coşku arttı. Yeni albümleri “My God-Given Right” çok taze ama en çok ilgi çeken şarkılardan biri de bu albümle aynı ismi taşıyan şarkı oldu. ‘Halloween’ ile başlayıp ‘Keeper of the Seven Keys’ ile biten beş şarkılık potpuri çok güzeldi ama keşke davul ve gitar sololarını kesip bu şarkılardan en azından bir tanesini tam haliyle çalsalardı demekten kendimizi alıkoyamadık. ‘Power’ ve ‘Mr. Torture’ setlist’in güzel sürprizleriydi. ‘Future World’ ve ‘I Want Out’ ise eğlencenin zirve yaptıkları. ‘I Want Out’ta 'push' kelimesinin geçtiği yerlerde Andi Deris ile Markus arasında geçen komik mizansenler görülmeye değerdi. Üç gün boyunca metal’in daha çok extreme kanadından örnekler dinlemiştik, Helloween bir anda metal’in 80’lerdeki saf halini hatırlattı bize. Adı '%100 Metal' adı olan bir festival, '%100 Metal' olan bir grup ve onun '%100 Metal' olan performansıyla sona erdi.
Sınırlı yemek seçeneği ve görüntüyü bozan selfie çubukları dışında olumsuz bir yanına rastlamadığımız %100 Metal Headbangers’ Weekend katılımcısı olan binlerce metal severin yıllarca unutamayacağı bir etkinlikti. En kötü hafta sonumuz böyle olsun!