12 Eylül'e karşı entelektüel bir mecra

12 Eylül'e karşı entelektüel bir mecra
12 Eylül'e karşı entelektüel bir mecra

Tuğrul Eryılmaz, bir dönem çalıştığı İletişim Yayınları nı Ahmet İnsel, Murat Belge ve Ömer Laçiner le (soldan sağa) konuştu. FOTOĞRAFLAR: MUAMMER YANMAZ

İletişim Yayınları, 1500'üncü kitabını yayımladı. 80'lerin hemen başında kurulan yayınevinin uzun macerasında pek çok kitap, dergi, ansiklopedi var. Ve tabii ki politika. İletişim'in kurucularından Ahmet İnsel, Murat Belge ve Ömer Laçiner'le geride kalan 25 yılı konuştuk
Haber: TUĞRUL ERYILMAZ / Arşivi

* Murat Belge : ‘Bunu askeri bir mantıkla düşündüm ben.
Savaş gemisinin çeşitli mesafelere atış yapabilen topları olur ya. Ansiklopedi, dergi, kitap. Hepsi farklı düzeyde topluma hitap eder.’

*Ömer Laçiner: ‘Yayımladıklarımızı hep bizim genel kültürümüzün ciddi eserleridir diye yayımladık. Yazarın görüşlerine katılmamız gerekmiyor. Mesela Orhan Şaik Gökyay’ı bastık.’

* Ahmet İnsel: ‘1500. kitap olarak Marx’ı yayınlamamızın nedeni İletişim’in geldiği fikir çevresi. En çok etkilendiğimiz dünyadaki düşün adamları içinde Marx en ön sırada gelir.’


İSTANBUL - Hürrriyet, Cumhuriyet, Milliyet binalarına yürüyerek beş-yedi dakika mesafede Binbirdirek Sarnıcı üzerinde üç katlı bir han. Yıl 1983, yani Bab-ı Ali hâlâ hayatta... Bu ay 1500. kitabını yayımlayan İletişim Yayınları orada Perka adıyla faaliyet gösteriyor. Osman Kavala’nın maddi desteğiyle Murat Belge öncülüğünde bir araya gelmiş bir grup ünlü ünsüz aydın, 12 Eylül faşizmine karşı bir odak olma çabasında.
Yıl 1985, artık Perka değil İletişim var. Ben de Nokta’dan ayrılmış İletişim’de çalışmaya başlamışım. İletişim’in 15 günlük Yeni Gündem’ini haftalığa dönüştürüyoruz. Orada dostluğuyla gurur duyduğum birçok kişiyi tanıyorum ya da dostluğumu perçinliyorum. Hemen şunu da söyleyeyim İletişim deyince ben Yeni Gündem dahil dergileri, Birkim’i, kitapları, ansiklopedileri hep birlikte düşünüyorum. Yani isimlerin işleri farklı olsa da çatı ortak.
Can Yücel, Ertuğrul Kürkçü, Tanıl Bora, Fahri Aral, Ümit Kıvanç, sevgili Aydın Köymen, Can Kozanoğlu, Yiğit Ekmekçi, Cengiz Turhan, Serpil Bildirici, Fatih Özgüven, Abdullah Onay, Latif Demirci, Semra Emre... Bu liste uzar gider ama İletişim’in gizli kahramanları Asuman Oktay ve Nihat Tuna’ya selam göndermeden olmaz. Tabiii kimseye yaranamayan ama yine de İletişim’in en müdürü ve de en neferi Tuğrul Paşaoğlu olmasa ne olurdu bilemem.
Güzel bir öğlen vakti Cezayir’de muhteşem bir kuru fasulye, pilav ve şarap eşliğinde ben sordum Murat Belge, Ömer Laçiner ve Ahmet İnsel uzun uzun anlattılar. Editörüm Cem Erciyes’in makasından bakalım ne kadarı kurtuldu!

Neden ‘Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumaire’i’ ile 1500’üncü kitap kutlanmaya karar verildi? Niye başka kitap değil, rastgele mi oldu?
Ahmet İnsel: Yok rastgele olmadı tabiii. Biz 1500’üncü kitaba yaklaştığımızı çok geç fark ettik. Zannediyorum kış aylarındaydı. Aslında bizim ilk refleksimiz ‘Ya 1500’üncü kitap, bir şey yapmaya gerek yok’tu. Sonra birkaç hafta içinde, ‘Gelin biz bu 1500’üncü kitabı anlamlı kılalım’ diye düşünmeye başladık. Tabii 1500’üncü kitabı anlamlı kılmak demek, anlamlı da bir kitap seçmek demekti. Bizim Marx’ın bir kitabını yayınlama konusunda hızlı bir ortak görüşümüz oluştu. Bunun da nedeni, İletişim’in geldiği fikir çevresi. Birikim yayın ve dergisinden başlayarak fikir çevresini düşünürsek, dünyadaki düşün adamları, yazarlar arasında etkilendiklerinin içinde Marx en ön sırada gelir. 

Aklınıza geldi mi, bir Alman Fransa’yı yazmış, İletişim de bize bunu sunuyor. Bir yerli yazar olmaz mıydı bu kaygıları karşılayacak?
A.İ. Dediğin gibi, Alman biri Fransa’yı yazmış. 1848’de Fransa’da sınıf savaşları, isyanları, darbeleri anlatıyor.

Modası geçmiş değil mi?
A.İ. Tam da bu yüzden, tam da bu yüzden Marx’ı seçtik. Bir Türkiyeli düşünür yazar da olabilirdi; ama biz illa Türkiyeli olmak iddiasında değiliz. Bizim için ön planda 20 tane düşünür varsa, bunların arasında Marx en ön planda gelir. O yüzden Marx Türkiyelileri de geçer, başka bir ülkeyi de geçer, bir Alman olarak da görmüyoruz Marx’ı. Bu ‘Neden Marx?’ sorusunun cevabı. Neden ‘On Sekiz Brumaire’ de mesela ‘Gotha Programı’nın Eleştirisi’ yahut ‘Kapital’ filan değil? ‘On Sekiz Brumaire’in şöyle bir özelliği var: 160 sene önce, bugün artık hiçbir önemi kalmamış olayları anlatırken, yorumlarken getirdiğiniz bakış, oradaki o olaylara tuttuğunuz projektör evrensel olabilir ve 160 yıl sonra da bugün için anlamlı bir bakış, analiz getirebilir. İşte iyi kitap, iyi düşünür, ölümsüz eser dediğiniz böyle bir eserdir. 

Şu andaki Türkiye’ye uygun olduğu için mi söylüyorsunuz bunu?
A.İ. Bir ölçüde de öyle. 18 Brumaire’de neyi anlatıyor Marx? Bir devlet yapısının nasıl hakim sınıfından da özerkleştiğini, burjuva sınıfının kendi iktidarını sürdürmek için nasıl kendisine de hükmedecek bir bürokratik yapıya ihtiyaç duyduğunu gösteriyor. Bu, devletin özerkleşmesi konusunun ilk kez bu kadar açık analiz edildiği eserdir.
Ömer Laçiner: Marx’ın genel olarak analizi, kapaitalist toplum analizi, kanun analizinin temel tezlerinden bir tanesi, insanların kendi araçlarına teslim olduğu, araçlarının aracı haline geldiğidir. Burada da bunun bir örneğini görebiliyoruz, mükemmel bir şekilde burada bir egemen sınıfın nasıl kendi egemenliğinin aracı olarak düşündüğü bir mekanizmanın nasıl onu teslim alabildiğini, onu adım adım geriletebildiğini, ona yön vermeye başladığını gösteriyor.

Türkiye’de böyle mi oluyor?
A.İ. Tabii. Bizim parlamenter demokrasi içinde nasıl darbe olur’u inceliyor.
M.B: Bir 160 sene geçtiği halde Türkiye’de fikirlerden haberdar olunmadığı için, başka bağlamlarda geçerli olabilir de ama işte 160 sene geçmiş filan. Biz bulamadık, hâlâ orada yaşıyoruz. Bonapartizm’den başka bir rejim yok. Bonapartizm Fransa’da söylenen, Almanya’da Bismarkizm’dir, İtalya’da Sezarizm’dir, Türkiye’de de ne ‘izm’ dendiği de biliniyor.

Kemalizm mi?
M.B.: Evet tabii.
A.İ. Kemalizm bir süre sonra bir kısım için Atatürkizm oldu biliyorsunuz. Adı öyle değil; ama Atatürk milliyetçiliği Atatürkizm’dir; Kemalizm’in bir alt versiyonu. O yüzden bu kitabı hem Marx bizim referansımız olduğu için, hem de bir Türkiyeli okuyucu kitabın içinde bugünün bir İzlandalısından çok daha anlamlı şeyler bulacağı için seçtik. 

‘İletişim Birikim’den doğdu’ diyebilir miyiz?
A.İ. Evet.

Genç okurlarımız için doğduğu tarihi söyleyelim.
A.İ. Dergi olarak 1975, ondan iki üç sene sonra kitap da yayınlamaya başladı. Mayıs 1980’de sıkıyönetim kararıyla kapatıldı. 60’ıncı sayısında kapatıldı Birikim dergisi. Arkasından birkaç ay sonra darbe oldu. Arkasından da Murat Belge’nin girişimiyle önce bir basın ajansı İMBA (İletişim Merkezi Basın Ajansı) kurulmuştu. 

İletişim, Murat Belge’den geldi değil mi, bunu söylemek istiyorsun.
A.İ. Tabii. Murat’ın girişimiydi. Ömer o tarihte, 1982 başında yurtdışına çıkmak zorunda kalmıştı. Ben de zaten Paris’teydim. Ama Birikim’deki, buradaki arkadaşlar Murat’ın etrafında önce İMBA’yı kurdular, çünkü basına alternatif bilgi aktaracak bir kanala ihtiyaç vardı. O zamanlar hatırlayacaksınız 1402 Sıkıyönetim Yasası çerçevesinde üniversitelerden atılan hocalar vardı ve YÖK ’ü protesto etmek için üniversiteden istifa eden hocalar vardı. 

Yani 12 Eylül’ün bir ürünü aslında, ona duyulan tepkinin bir ürünü.
A.İ. İletişim gibi bir yayınevi fikri darbeden önce de vardı bildiğim kadarıyla.
M.B. Ama yani Birikim’in imkanları çerçevesinde ancak düşünülüyordu. İletişim’de Osman Kavala’nın varlığından ötürü farklı oldu.

Osman Kavala maddi destek sağladı öyle mi?
M.B. Evet. Tanırım Osman’ı daha önceden de, kim olduğunu ailesini filan bilmem. Ama tabii Kavala çok meşhur bir isim. Bir akşam odada balık pişireceğim, ızgarayı yakıyordum işte, gazete kâğıdıyla tutuşturacağım, tesadüfen Mehmet Kavala’ın cenaze ilanını gördüm. Orada Osman Kavala’nın ismini görünce, ‘Bu bizim Osman mı?’ diye ilk defa öyle bir düşündüm. İki gün sonra kapı çaldığında karşımda Osman Kavala’yı gördüm. İşte ‘Bu askeri rejime karşı muhalif bir dergi çıkarabilir miyiz ne dersin?’ diye lafa girdi. Ben de ‘Çıkarırız’ dedim.

Önce dergi çıktı sonra kitaplar...
M.B. Bunu askeri bir mantıkla düşündüm ben. Böyle bir savaş gemisinin çeşitli mesafelere atış yapabilen topları, makineli tüfekleri falan olur ya, askeri bir dönemde olduğumuz için, ben de askeri bir mantıkla düşündüm. Ansiklopedi bir düzeyde topluma hitap eder, dergi başka bir düzeyde, kitabın başka bir yeri vardır. Bütün bunları yapabilecek ve bunlara destek olabilecek dolayısıyla. Böyle muhalefet merkezli, aynı zamanda sivil mantığı da yayan bir merkez. Önce ansiklopediyle başladık, çünkü o aynı zamanda bir gelirdi.

İlk ansiklopedi neydi?
A.İ. Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi.

O hâlâ satışta mı?
A.İ. Evet. Az satılıyor ama.. O dönemde bir de bilgisayar furyası vardı, yeni tanışıyorduk bilgisayarla. Bir bilgisayar ansiklopedisi çıkarmıştık. Sonra Liderler Ansiklopedisi...
M.B. Daha sonra Sosyalizm Ansiklopedisi ve Tanzimat Dönemi yani Cumhuriyet’i 19. yüzyıla tamamlayan Tanzimat dönemi ansiklopedisi.

90’a kadar oldu ama bütün bunlar değil mi?
A.İ. Zaten ansiklopedi talebi de 90’ların başında bitmeye başladı.
Ö.L. Gazetelerin promosyon dalgası bizim yaptığımız şeylerin önünü kesti aslında. 

Önce bir seri yapılmaya çalışıldı. Türk Edebiyatı serisi. Doğru hatırlıyor muyum yani? Nazlı Eray çıkarmadı mı İletişim? Daha sonra bundan vazgeçildi. Neden vazgeçildi?
A.İ. Şöyle bir sorun var. Murat daha iyi bilir, 1980’lerde İletişim Yayınları yeni kurulan bir yayınevi. Ve genişleyen, iddialı yatırımlar yapan bir yayınevi. Bir ansiklopediyi hazırlamak, bir kitabı çıkartmakla kıyas kabul edemeyecek birşey. Bir yandan 15 günlük dergi çıkartıyor, Yeni Gündem. Sonra o dergi haftalığa dönüştü...

Para da ödeniyordu yani o zamanlar. Madde yazdığımı hatırlıyorum, şakır şakır da paramı almıştım yani. Gayet profesyoneldi.
A.İ. Bunlar ciddi yatırımlardı ve o dönemde İletişim Yayınları’na Osman’ın kuruluşunda yaptığı destekten sonra da destek devam etti. Dışardan destekle dönmeye çalışan bir yayıneviydik. 

Bir süre sonra o maddi destek kalmadı...
M.B. Çünkü İletişim’in  ihtiyacı kalmamıştı, yayınevi özerkleşti.
A.İ. Yani o birikimin sonuçlarını almaya başladığımız andan itibaren, ki bu 90’ların başıdır aşağı yukarı, yayınevi o günden beri dışarıdan herhangi bir destek almadan yürüyor.
M.B. Büyük gider kapısı siyasi dergiydi. Onun kapanmasıyla yayınevi kendini çekip çevirebilir hale geldi. Derginin satışı azdı, reklamı yok denecek kadar azdı.
A.İ. Birkaç tane sayıyı toplattılar. Dava açıldı o dönem. Kürt sorunuyla ilgili açılmıştı dava. 

‘Kürt sorunu gündemde’ diye, daha insanlar hiç konuşmadan, hatırlarım çat diye kapaktan girilmişti. 1986’dan bahsediyoruz.
Ö.L. O anlamda zaten Yeni Gündem dergisi Türkiye’nin problemlerini konuşuyordu.
A.İ. 89’da Birikim Dergisi’ni çıkarmaya başladık yeniden. O tarihte biz biraz daha Sosyal Bilimler ağırlıklı bir yayınevi olmaya yöneldik. Bu biraz da galiba o dönemde İletişim Yayınları’nı yöneten yönlendiren çevrenin sosyal bilimler kökenli olmasından. Murat, Tanıl Bora ondan sonra Tuğrul Paşaoğlu...

Onlar gizli kahramanlar gibi çalışıyorlardı değil mi?
A.İ. Bir yandan da finansman taraflarını yüklenerek çalışıyorlardı ki o dönemde unutmamak lazım bir yayınevini ayakta tutmak, kriz dönemi, yüksek enflasyon dönemi... Zordu. Sonra arkadaşlarımız kitabevi açmaya giriştiler, İletişim Kitabevleri... Çünkü kitabı satmak kadar önemli olan, pazarlamaktı. Pazarlama şirketi kurdular. Çünkü ansiklopediler kitabevlerinde satılmıyor aslında. Eve gidiyorsunuz, taksitli satıyorsunuz. Bir pazarlama şirketi kurdular ve o dönemde Sosyal Bilimler ağırlıklı olmaya başladık.
M.B. Buraya şöyle bir şey de ekleyebiliriz; Birikim - İletişim ilişkisine kısaca değinmiştim. Aslında Birikim’in yayıma başlaması Türkiye’de de entelektüel alanda bazı dönüşümlere zaten denk düşüyordu. Yani akademik çalışma ve yayını belirleyen resmi ideolojinin gevşemesi. İki belki onun kadar resmi bir sosyalizm marksizm anlayışlarının değişmesi. Birikim bunları değiştirmişti ve böylece entelektüel bir dünyada, siyasette olmayan bir etkisi vardı. Doktora yapan falan insanlar üzerinde. Yani onların ürün vermeye başlamaları, Birikim’in bu dönemine denk düştü. Kemalist vesaire olmayan bir akademik ‘out put’ gelmeye başladı ve İletişim bunun ana mecrası haline hemen geldi. 

Hiç Kemalist yazar basmadı mı İletişim?
M.B. Belki basmıştır yani; ama onların bir şeyi varsa, bir ağırlığı varsa. Orhan Şaik Gökyay’ın, Cemil Meriç’in kitaplarını da bastık.
Ö.L. Ama bunlar hep bizim genel kültürümüzün, genel entelektüel dünyamızın ciddi eserleridir diye. Bizim ona katılmamız gerekmiyor. Mesela Orhan Şaik Gökyay’ı basmak belki bize düşmezdi, ama birileri yapmayınca biz yaptık.
M.B. Kendisi geldi, Tarih Dergisi’yle bağlantı kurdu, benim de böyle kitaplarım var dedi.
Ö.L. Cemil Meriç gibi bir adamın başka bir yayınevindeyken İletişim’de yayımlanmayı istemesi, ya da onun varislerinin bunu istemesi, bunu özellikle talep etmesi... İletişim bir noktadan sonra bu tür kendi alanında önemli şeyler yapmış olan insanların kitaplarının yayımlanmasını istediği bir yayınevi haline geldi. Aynı zamanda yazara da prestij kazandıran bir hale geldi. 

İletişim’in en çok satan 10 kitabı
* Yaban/Y. K. Karasomanoğlu 

* Kiralık Konak/Y. K. Karasomanoğlu 

* Yeni Hayat/ Orhan Pamuk  

* Masumiyet Müzesi/Orhan Pamuk 

* Kar/Orhan Pamuk 

* Tutunamayanlar/Oğuz Atay 

* Bir Bilim Adamının Romanı/Oğuz Atay 

* Puslu Kıtalar Atlası/İhsan Oktay Anar 

* Suskunlar/İhsan Oktay Anar 

* Bu Ülke/Cemil Meriç

İletişim’in kirpisi
İletişim Yayınları’nın logosu olan ‘Kirpi’ ilk kez haftalık Yeni Gündem’de kullanılmaya başlandı. Gürcan Özkan’ın çizdiği Kirpi, dergi kapandıktan sonra Ümit Kıvanç ve Gürcan Özkan tarafından stilize edildi ve 1990’da yayınevinin logosu oluştu.

YARIN: Birikim tayfası, Orhan Pamuk, Elif Şafak, soldaki ayrışma...