1453 kere maşallah

1453 kere maşallah
1453 kere maşallah
Fatih'e, Rumlara hitaben "Korkmayın, canımız bir, malım bir" dedirtip Amerikalı bir politikacı gibi bir kız çocuğuyla kameralara gülüyor gibi göstermek video oyunlarına bile yakışmaz
Haber: Vangelİs Kechrİotİs / Arşivi

12 yıldır Türkiye ’de yaşayan Yunanlı tarihçi Vangelis Kechriotis, ‘Fetih 1453’ filmini Radikal için izledi ve yazdı

İlk İstanbul ’a geldiğimde, 12 yıl önce, Türkçemi geliştirmek için bol bol televizyon seyrederdim. O zaman tarih temalı eski Türk filmlerini keşfettim. Kara Murat, Battal Gazi benim en sevdiğim kahramanlar oldu. Çok etkilenmiştim o filmlerden. Çocukluğumda Antik Yunan mitolojisi temalı Cinecitta prodüksiyonu İtalyan filmlerini seyretmiştim. Fakat bu filmlerin tadı başkaydı. Yakışıklı, onurlu, kahraman Türk delikanlı, çirkin, sapık, korkak Bizans ‘majesteleri’ni beş para edip ona ilk bakışta âşık olan prensesi kurtarırdı. Tesadüfen, 2000’de bu eski filmlerin parodisini yapan ‘Kahpe Bizans’ filmi çıktı. Doğal olarak, Yunanistan’da tartışma oldu, “Türkler Bizans’a hakaret ediyor” diye. Yunanların bilmediği, o eski film geleğeniyle alay ediliyor olmasıydı.
Okulda verdiğim lisans tarih derslerinde, her dönemde en az altı film gösteriyorum. İtiraf etmeliyim ki, Bizans’la ilgili uygun bir film bulmakta zorlanıyordum. Bir defa 1997’de çekilmiş, Ersin Pertan’ın ‘Kuşatma Altında Aşk’ını seyrettirdim. Öğrenciler sıkılmış, gerçekten ağır bir filmmiş. Sonra bir arkadaşım eski bir filmin kopyasını verdi bana, Sami Ayanoğlu’nun ‘İstanbul’un Fethi’ filmiydi. Yıllar sonra, birden o dönemle ilgili yeni bir film gündemde oturdu: ‘Fetih 1453’ filmi. Birçok arkadaşımın uyarılarına rağmen filmi ben de perdede izlemeye karar verdim. Hemen belirteyim, bunun gibi durumlarda klasik tarihçi bakışı olayların gerçekçiliği üzerine duruyor. Film olayları olduğu gibi gösteriliyor mu acaba diye soruluyor tarihçilere, onlar da bazen polemiğe giriyor. Benim polemiğe girme niyetim yok. Bu filmin arkasında değerli tarihçiler var, üstelik o dönemi birçoğumuzdan daha iyi biliyor. Dolayısıyla filme bir Osmanlı tarihçisi olarak bakmak istemediğimi belirtmek isterim.
Benim çıkış noktam son zamanlarda ivme kazanan ‘kamusal tarih’ alanı. Tarih toplumda ne yönde kullanılır, müze, sergi, medya, film aracılığıyla hangi amaçta toplumun tarih bilincini yönlendirir... Elbette, bu süreçte imaj çok önemli. Seyrettiğimiz imajlar tarih tahayyüllümüzü şekillendiriyor. Dolayısıyla, bir seyircinin bugün eskisine göre çok farklı beklentileri var. Kara Murat filmleri seyretmiş olanlar ‘Arabistanlı Lawrence’ ya da ‘Doktor Jivago’ seyretmemiş olabilirdi, o dönemin imkânların çerçevesinde referansların farkında olmayabilirdi. Fakat bizim yanımızda oturan seyirci muhtemelen Ridley Scott’un ‘Cennet’in Krallığı’ ve ‘Gladyatör’ünü, seyretmiştir. Ya da bilgisayarda savaş video oyunu oynamayı bilir. Bunları değilse bile ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisini mutlaka seyretmiştir.
Tabii ki, Türkiye’de bugüne kadar en pahalı prodüksiyondan bahsediyoruz. Fakat bilgisayar olmadan, böyle bir film olmazdı. Bunda ne sorun var ki diye sorabilir birisi. Zaten bütün Holywood filmleri böyle değil mi? Eğer, bütün mesele bir ‘Osmanlıwood’ yaratmaksa söyleyecek bir şeyim yok.
Gelelim filmin tarihle alakasına... Bazı tarihçiler tarih filmlerinin toplumun tarih ilgisini uyandırabilme kapasitesini önemli buluyor. Ama onlara göre, eğer biri gerçekten tarihi bilgi almak istiyorsa kütüphaneye (tabii orası da sıkıntılı olabilir) gider, sinemaya değil. Bir film “Ne olduğunu değil, neyin olması ihtimali olduğunu gösterir”, diyorlar. Tamamen katılıyorum. Üstelik artık profesyonel tarihçiliğin belgelerinin bize sunduğu bilgileri üzerine değil, ondan esinlenerek doğan ihtimaller üzerine giden bir egzersiz olduğunu kabul ediyoruz. Okuru bizim anlatımız tek gerçektir söylemiyle kandırmaya çalışmıyoruz, yorumumuzu sunuyoruz.
Sanatçının işi ise farklı. O seyirciyi ‘kandırmaya’ çalışıyor, kısa da olsa başka bir dünya kurup okurunu, seyircisini bunun içine çekmeye çalışıyor. Etkileyici bir filmden ‘vay beni nasıl kandırdı’ tatlı duygusuyla çıkıyoruz. Aksi takdirde, bizimle dalga geçildiğini, enayi yerinde konulduğumuzu hissediyoruz.
Fetih sırasında her şey olmuş olabilir. Onurlu ve kahraman Türkler, sinsi, korkak, sürekli kadınlarla eğlenen Bizanslılara hak ettikleri cezayı vermiş olabilirler. Fatih Sultan Mehmet, Atatürk gibi değil, daha sıradan, babasından yeterli sevgi görmemiş duygusal bir insan olabilir. Bütün Türk başkarakterler (Ve Ceneviz Justiniani ilginç bir şekilde) fitness’tan çıkmış Russell Crowe gibi yürüyor olabilir. Ama Ayasofya’ya giren Fatih’e, Rumlara hitaben “Korkmayın, canımız bir, malım bir” dedirtip, Amerikalı bir politikacı gibi bir kız çocuğu ellerine alıp kameralara gülüyor gibi göstermek, video oyunlarının kurallarına bile aykırı bir durumdur. Bunun arkasında duran ideoloji nedir diye soracak olursak, elbette geleceğin tarihçisi, her sene İstanbul’un fethini daha fazla ihtisasla kutlayan, hatta ‘Panorama 1453’ diye ‘muhteşem’ bir tiyatro sahnesi kuran bir toplumu anlamak için bu filmin çok iyi bir araç olduğunu fark edecek.