1968-89: Kırılma noktasında sanatçıların algısı

1968-89: Kırılma noktasında sanatçıların algısı
1968-89: Kırılma noktasında sanatçıların algısı
İstanbul Eindhoven-SALTVanAbbe projesinin ikinci sergisi, Türkiye ve Avrupalı sanatçıların 68-89 yılları arasında sanatı nasıl algıladıklarını anlatıyor
Haber: HATİCE UTKAN / Arşivi

Hürriyet Daily News

Salt Beyoğlu’nda açılan İstanbul Eindhoven–SALTVanAbbe projesinin ikinci sergisi izleyiciyi tarih içinde uzun bir yolculuğa çıkarıyor ve Kuzey Avrupa sanatçıları ve Türkiyeli sanatçıların işlerini yan yana sergileyerek sanat ve sanatın tarihsel gelişimiyle ilgili izleyiciyi sınava tabi tutuyor. 

Bu sergide, Eindhoven Van Abbe Museum koleksiyonundan 1968-1989 yılları arasında üretilmiş işler ile Türkiye’den sanatçıların işleri bir araya geliyor. Sergilenen eserler, bir yandan tarihi, dokümanter süreçler halinde yansıtırken, diğer yandan o yıllar arasında sanatçıların nasıl düşündüklerini, nasıl ürettiklerini ve üretim sınırlarını anlatıyor.
Van Abbemuseum programlar direktörü Charles Esche, bu sergiden bahsederken, “68-89, 20. yüzyılın ikinci yarısındaki iki derin tarihsel kırılmadır” diyor ve serginin, bu dönemi, sadece Batı Avrupa’nın değil aynı zamanda Kuzey Avrupa ve Türkiye’nin de nasıl algılandığını keşfettiğini belirtiyor: “Her zaman , Batı Avrupa’da ki sanatçıların dönemsel algılarını gördük şimdi ise sanat tarihine tekrar bakıyoruz ve Kuzey Avrupa’da ve Türkiye’de sanatçılar neler düşünmüş onu algılıyoruz.”
Sergideki işler, sanatın sosyal düzenin bir parçası olmaya başladığı, politika ve sanatsal üretimin birleştiği dönemi yansıtıyor.
Sergide kültürlerarası iletişimin arttığı bu zaman sürecini en iyi yansıtan işlerden birisi Marcel Broodthaers’in ‘ABC İmajlar’ adlı işi. Broodthaers’i sergi kapsamında tek işiyle gören izleyici, bu işin diğer işlerle ilişkisinin derinine inmek için onun kişiliğini anlamalı. Çünkü, bu iş, Broodthaers’i öncelikle bir şair, yazar, film direktörü olarak algılarken, kelimelerle olan ilişkisini ortaya koyuyor. David Lamelas da aynı şekilde kişilerin dil üzerinden nasıl düşündüklerini ve o zamanlar kültürlerarası ilişkilerde dilin önemini önce çıkartan işiyle dikkat çekiyor. 

Kültürlerarası iletişim
Aslında yıllarca ansiklopedi ve katalog gibi yazılı kaynaklarda görülen işler ve sanatçılar sonunda izleyicinin karşısına çıkıyor. Daha da önemlisi bu işler Türk sanatçılarının eserleriyle birlikte gösteriliyor.
“Bu şekilde, izleyici Broodthaers’in ya da Robert Barry’nin ‘16. Yüzyıl’ işiyle Altan Gürman’ın ‘İstatistik’ adlı işini birlikte görüp ilişkilendirebilecektir” diyor Salt’ın programlar direktörü Vasıf Kortun. Gürman, bu işinde, eski dergilerden yararlanarak, patates istatistiklerini konu almayı seçmiş. Ergül Özkutan’ın ‘Inutil’, yani Türkçe ‘Gereksiz’ adlı işi bir sözlük çalışmasını sunuyor. Bu sözlükte aslında doğru düzgün kullanılmayan ve ne anlama geldiği çok da fazla bilinmeyen sözcükler var.
Dönemin ruhunu en iyi yansıtan işlerden birisi, Berd ve Hilla Bechter’in Bochum-Kömür madeni fotoğrafları. Bu fotoğrafçı ailenin çektiği fotoğraflar aslında Esche’nin de dediği gibi kapitalist ve sosyalist dünyanın bölündüğü döneme denk geliyor. Sergi aslında klasik bir sanat sergisinden çok fazlası. Sanatın ‘algılanması’ gereken bir olgu oluğunu, her sanat eserinin farklı bir derinliği olduğunu hatırlatıyor izleyiciye. Örneğin izleyicinin merakını uyandıran yere çizilmiş beyaz çember kişiyi duvardaki videoyu izlemeye mecbur kılıyor ve böylece Wison’ın ‘Yerdeki Çember’ adlı işini keşfetmeyi sağlıyor.
Hans Haacke’nin George Seurat’nın ‘Les Poseus’ adlı tablosunu kullanarak oluşturduğu iş, sanatın metalaşması üzerine izleyiciyi düşündürüyor. Haacke, Serurat’nın bu ünlü tablosunu kaç yılında kimin aldığını anlatıyor ve tablonun baştan sona ‘sahiplenme’ üzerine öyküsünü paylaşıyor. Sol LeWitt’in ‘Duvar çizimi No: 2256’ sanatçının daha önce MASS MoCA’da açılan retrospektif sergisinin de bir parçası gibi. MASS MoCA’da sergilenen Duvar çizimleri 295 ve 289’un bir başka benzeri.
‘İstanbul Eindhoven-SALTVanAbbe: 68-89’ başlıklı sergi, 26 Ağustos’a kadar SALT Beyoğlu’nda.