35 şahane bir yaş

35 şahane bir yaş
35 şahane bir yaş
İki Kişilik Yaz, başta ilişkiler ve aşk konusundaki tavrımız olmak üzere inkar ettiğimiz bütün acı gerçekleri yüzümüze vuruyor. Üstelik bunu neşeyle yapıyor. DOT'ta izlediğimiz en şarkılı müzikli hareketli ve kahkahalı oyun bu.
Haber: SİNEM DÖNMEZ - snmdnmz@gmail.com / Arşivi

Salihoğlu’nun yönettiği oyunda; Sarı Ay’dan hatırladığımız David Greig’in nefis metnine, Gizem Erdem ve Tuğrul Tülek’in inanılmaz enerjisi eşlik ediyor. Günümüz insanının kararsızlığını, süreğen endişelerini, kendine durmadan sorduğu sorularını ve tam olarak itiraf edemediği gerçeklerini enteresan bir aşk hikâyesine yediren İki Kişilik Yaz, Dot’ta izlediğimiz en şarkılı, müzikli, hareketli ve kahkahalı oyun. Erdem ve Tülek, Salihoğlu ile birlikte; bizi kendimize sormaktan hiç hoşlanmadığımız soruların bildiğimiz cevaplarıyla baş başa bırakırken; içimize etkisinden uzun süre kurtulamayacağımız bir neşe tohumu ektiler.

Oyun, “Aşk kalp kırar/Aşkın sonunda hüsran var/Aşka karşı koyamazsın” diye başlıyor. Önce Helena sonra Bob ile tanışıyoruz. Bir şarap evindeyiz, mahzen gibi olanlardan birinde. Karşımızda bambaşka hayatlara sahip 35 yaşında bir kadın ve bir erkek var. Yasadışı işler yaparak hayatını sürdüren, içinde bulunduğu bardan nefret eden ve Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ını okuyarak neşelenmeye çalışan Bob ve bu aralar sürekli duygusallaşan ama normalde duygusal bir kadın olmayan boşanma avukatı Helena. Helena ve Bob’un aslında aynı barda oturması bile bir acayip ama aşk da acayip değil mi zaten? Sonrasında Helena ve Bob’un 35 yaşlarının sırları, korkuları ve itirafları ile birlikte yüzleşiyoruz. Hem de ne yüzleşme! Oyun boyunca, Helena’nın da Bob’un da başlarına türlü çeşitli acayiplikler geliyor, koşturup duruyorlar. Kendileri el ele veriyor, kaçıyor, uzaklaşıyor, yakınlaşıyor, bizi de elimizden tutup şahane bir aşk hikâyesinin içine oturtuyorlar. Bu sırada Tuğrul Tülek de, Gizem Erdem de; atlayıp zıplayıp, bağlanıp çözülüp bizi bile nefes nefese bırakıyor.



HERKES SEVMEKTEN ÇOK KORKUYOR
Modern insan denen bozuk makine, tamir olmazlık sürecini öyle güzel kanıksadı ki, rahatsız etmiyor bile arızası kendisini. Asla aslında ne düşündüğünü ya da ne hissettiğini söyleyemeyen bir çoğunluk var, yerine iki nokta üst üste kapa parantezli imalar, gözünü saklayan maymun emojileri var çünkü. Mavi kalp ve kırmızı kalpler havalarda uçuşurken, sevmekten çok korkuyor herkes. Bu gece yalnız uyumak istemeyen binlerce kadın ve erkeğin bu gerçeği kati suretle reddedeceğinden eminim. Bu ‘bir inkâr yahut bu check-up'ı yaptırmalıyım hikâyesi' modern insan olmanın boğazında düğümlenen hissini önünüze kahkahadan bir tepside sunuyor. Kariyer, hayat gailesi ve bilmem ne kadar önemli o şey yüzünden aşka vakit ayıramayacağının her zaman altını çizerken; malum şarkının ‘aşk için ölmeli aşk o zaman aşk’ kısmında kendini yere attığına yüz kere şahit olmuş olmasam bu kadar iddialı cümleler kurmazdım.

KENDİNİ FEDA EDECEK BİR AŞK
“Ben artık bu muyum? Yetişkin olmak böyle bir şey mi? Nefes nefese, her daim, yavaş?”
30’ların başında içinize gelip yerleşen ben bu yaşa kadar ne yaptım, ne başardım soruları bizim kuşağın aşina olduğu sorular. Ailelerimizin çoktan ikinci çocukları yaptıkları yaşta, şehirler, meslekler, hayatlar değiştirmeyi düşünebiliyoruz. Cesaret edebilenlerimiz ise çok az. Adım adım yükseldiği mükemmel bir kariyeri, havalı bir evi, konforlu bir arabası, pofuduk kedisiyle kurduğu düzeni bırakıp gidebilecek o kadını ancak bir roman, film ya da bir oyunda kabul edebiliyor gerçek dünyadaki kadınlar ve adamlar. Etrafımızdaki artık pek çok insan bağlanmaktan, üremekten korkuyor. Kötü sevgililer, kötü kocalar, kötü anneler olmaktan ödleri kopuyor. Ve kendilerine sürekli olarak yalan söylüyorlar. Özgürlüğü ve yalnızlığından son derece memnun insanların, kendilerini unutacakları bir aşk için feda edebilecekleri pek çok şeyin olduğunu bilmesek ve böyle bir aşk için neye inanıyorlarsa ona dua ettiklerinin bu kadar farkında olmasak, 'İki Kişilik Yaz’dan yüzümüzde müstehzi bir gülümsemeyle çıkmazdık.

Daha iyi bir günde içilmek için saklanan şaraplar, her gün sayılan adım ve kaloriler, kenarda biriken paralar ne için? Asla ölmeyecekmiş gibi biriktirdiğin paraları ölmemek için spor salonuna gömmüyor musun? Daha fit, daha çekici olmak için kalori sayan o adamın ya da kadının gece karnının acıkmasına direnmesini takdir etmeyi bir kenara bırakın ancak üzülebiliriz aslında. O kadınlara ya da erkeklere daha çekici görünmek isteyen erkek veya kadın, söz konusu bir ilişki olduğunda ama ben bağlanmaktan korkuyorum diyor. İnsanın çelişkileri nefis değil mi? İki Kişilik Yaz bu çelişkiyi gözümüze sokuyor. İnkar ettiğimiz her şeyi yüzümüze vuruyor. Ve bunu bizi hiç üzmeden yapıyor.
İki Kişilik Yaz’dan sonra anladım ki, 35 şahane bir yaş. İnsan zaten hayat sınavından hep çok kötü geçti diye çıkıp, sonra sınıf birincisi oluyor.

İki Kişilik Aşk, 24, 25, 26, 27 Aralık, 7,8,9 Ocak Saat 21.00’de izlenebilir…