'50 yaşına gelmenin etkisi var'

'50 yaşına gelmenin etkisi var'
'50 yaşına gelmenin etkisi var'

Ferzan Özpetek (ortada), ?Böyle bir film çekmemde 50 yaşına gelmenin de etkisi var. Bu dönemde anneyle, babayla, kardeşlerinle ilişkini değerlendiriyorsun? diye konuşuyor. fotoğraf: Erbil Basay / aa

Berlinale'de prömiyer yapan son filmi 'Serseri Mayınlar'ı babasına adayan Ferzan Özpetek, 'Filmdeki baba karakterinde kendi babamla ilgili çok şey buldum. Bende sevdiği şeyler, aramızdaki ilişkide bazı şeyleri görmemezlikten gelmesi vs. Tabii sadece cinsellik konusuna girdiğimiz zaman yanlış olur' diyor
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

BERLİN - “Çocukluğumda Türkiye’de gördüğüm acıklı filmler, sonrasında seyrettiğim İtalyan filmleri... Bunların karışımının mutlaka etkisi var.” Ferzan Özpetek, Berlin Film Festivali’nde gösterilen son filmi ‘Serseri Mayınlar’ın cenazelerde tebessüm ettirmeye, aile trajedileri vuku bulduğunda güldürmeye odaklı atmosferinin kaynağını böyle ifade ediyor. Hikâye, İtalya’nın Lecce kentinde makarnacılıkla geçinen geleneksel bir aileyi odağına alıyor. Ailenin iki oğlu da gey. Makarnacılıkla uğraşmaya değil de yazarlığa hevesli oğul, tam malum açıklamayı yapacağı sırada, işletmenin başına geçmiş, ayakları daha ‘yere basan’ ağabeyi ondan önce davranıyor. Ve ailenin bel bağladığı oğul böyle bir açıklama yapınca kızılca kıyamet kopuyor. Bu karmaşa da Özpetek’i aile içi şiddet gibi ağır meselelere el attığı ‘Mükemmel Bir Gün’den sonra yelpazenin diğer ucuna, komediye savuruyor. Geylik teması bir yana, Özpetek’in tutturduğu tondaki bu değişim de ilgi odağında. Berlin’de Ferzan Özpetek’le buluştuk, filmini, bu iyimser tonu ve tabii ki festivali konuştuk.

‘Mükemmel Bir Gün’ çok daha sert bir filmdi. ‘Serseri Mayınlar’ ise komedi. Bu arada ne değişti?
‘Mükemmel Bir Gün’ benim için çok ağır, zor bir filmdi. Konu çok zordu. Bir de artık gülmek, eğlenmek istiyordum. Her şeyin çok karamsar olduğu bir dönemdi o. Böyle bir dönemden sonra gülüp eğlenebileceğim bir şey yapmak istiyordum. Filmin konusunun dışında kendimin de eğlenebileceği bir şey arıyordum. Filmin geçtiği yerin seçimi de bunu yansıtıyor aslında. Lecce, yemeklerin, içkilerin, aile yaşamının önemli olduğu bir yer. Bir de 50 yaşına gelmenin de etkisi var. Bu dönemde anneyle, babayla, kardeşlerinler ilişkini değerlendiriyorsun. Bunların hepsi de var işin içinde. Filmin çekim süreci de çok önemli benim için. Çünkü film çıktıktan sonra olanlar, sizin dışınızda gelişiyor. Ne kadar seyirci yapabileceğini, eleştirmenlerin ne diyeceğini bir yere kadar hesap edebiliyorsunuz. Şu anda benim için, çektiğim günlerde geçirmiş olduğum süre daha önemli. Bir sahneyi son anda değiştirmek, oyuncularla konuşmalardan bir şeyler çıkartmak beni çok mutlu ediyor. Tabii seyircinin tepkisini de önemsemiyor değilim.

Basın toplantısında çekimlerin  zor geçtiğini söylemiştiniz. Nelerdi bu zorluklar?
Şöyle söyleyeyim, senaryoyu kaç kere yazdığımızı hatırlamıyorum bile. Sonra oyuncularla tekrar yazdık. Çekimlerden 10 gün önce Lecce’ye gittik. 12 kişi bir araya gelip üzerine konuştuk. Buna göre diyalogları değiştirdik. Film zordu çünkü ağlanacak yerde gülüyorsun, gülünecek yerde ağlıyorsun. İkisinin arasında giden bir film olduğu için o dengeyi hep altıncı hissini işin içine katarak tutturman gerekiyor. Aksi takdirde birdenbire başka bir şeye dönüşebiliyor.

Filmi babanıza ithaf ettiniz...
Sonradan geldi o aklıma. Film sırasında babamı çok düşündüm. Filmdeki baba karakterinde kendi babamla ilgili çok şey buldum. Bende sevdiği şeyler, aramızdaki ilişkide bazı şeyleri görmemezlikten gelmesi vs. Tabii sadece cinsellik konusuna girdiğimiz zaman yanlış olur. Anne, baba ve çocuk ilişkisinde öne çıkanlar, sen bambaşka bir şey olmak isterken onların senden mühendis olmanı beklemeleri gibi şeyler. Bunun altında ne yattığına baktığın zaman mühendislerin daha kolay iş bulabildiği fikrini görüyorsun. Bu her şeye, kişinin cinsel seçimlerine de yansıyan bir şey. Anne baba senin başına zorluklar gelmesini istemiyor ve ilişki de bunun üzerine kuruluyor. İtalya’da bir üniversitede bana fahri doktorluk unvanı verildiği zaman, eğer görseydi babamın benimle çok gurur duyacağını düşündüm ilk. İnsanın bir yanı hep çocuk kalıyor ve annesinin babasının takdirini istiyor. 

Senaryoyu yazarken hep Sezen Aksu şarkıları dinlediğinizi söylüyorsunuz. Sezen Aksu’nun ‘Kutlama’ şarkısı da o devrede mi girdi filme?
Sezen Aksu’yu her gün dinlerim. Beni çok etkileyen, saran şarkıları var. ‘Kutlama’yı ilk dinlediğimde Amerika’ya gidiyordum uçakla ve belki 20 kere arka arkaya dinlemiştim. Gözümün önüne belli görüntüler geliyor dinlerken ve sonrasında da kafam bambaşka bir yere gidiyor. Kutlama’yı filme koymak başından beri vardı. Filmin birçok ülkede vizyona gireceği belli. Ve İtalya’da mesela her filmimde Sezen’in bir şarkısının olması çok hoşuna gidiyor insanların.

‘Serseri Mayınlar’ın Türkiye galasının Gaziantep’te yapılacak olmasının bir sebebi var mı?
Gaziantep beni çok çeken bir yer. ‘Mükemmel Bir Gün’ün de galasını orada yapmıştık. Seyircinin çok ilgili olması, filmi iyi izlemesi beni çok mutlu ediyor. Orada iki, üç gün boyunca insanların tavırları beni çok etkiledi.

Geylik meselesinin filmlerle ilgili yorumlarda bu kadar öne çıkması şaşırttı mı sizi?
Yoo, hayır. Ben bunu bekliyordum. Filmde geylik konusunu işlediğinizde, Akdeniz ülkelerinde en çok öne çıkan konu o oluyor. İstediğin kadar söyle, anne baba, çocuk ilişkisi, jenerasyonlar arası ilişki odakta diye, yine de geylik öne çıkıyor. Mesela geçen, İtalyan bir gazeteci filmin başrolündeki Riccardo Scamarcio’ya bir gey rolüne nasıl girdiğini sordu. O da ben rolü yaptım, benim için önemli olan rolün şu ya da bu olması değil dedi. Çok doğru bir şey. Ama tabii biliyorum, yazılar yazacaklar, başlıklar atacaklar. Bekliyorum. O da çok doğal. Çünkü çok dikkati çeken bir konu. Hatta ‘Mükemmel Bir Gün’de, ‘Kutsal Bir Yürek’te geylikle ilgili bir şey olmadığında da neden olmadığını sormuşlardı. Olduğu zaman niye var diyorlar. Niye yemek teması var derler, olmadığında niye yok derler. Serra Yılmaz olmayınca onu sorarlar. 

Filmin Berlin’de aldığı tepkiler ne yönde şimdiye kadar?
Dün akşam prodüktörüm, ‘Ferzan, festivalin Panorama bölümüne gidiyoruz. Gidelim mi gitmeyelim mi diye çok düşündük ama ne kadar yazık olurdu gelmeseydik’ dedi. İnsanların bu hoş tepkisini, dağıtımcıların ilgisini, hiçbirisini göremeyecektik dedi. Çok iyi oldu bu festival, çok mutluyuz.