50 yıldır işleyen makine

50 yıldır işleyen makine
50 yıldır işleyen makine
'Tempest', belki de son yılların en sert Dylan albümü, bir nevi geriye dönüş
Haber: MERVE EROL / Arşivi

Hep konuşuluyordu, geçen sene ciddileşti. Bahis oranları 1’e 100’den 1’e 5’e kadar düştü. Olmadı, ama bize sorsanız, Bob Dylan’ın Nobel Edebiyat Ödülü’nü alma ihtimali ancak 1’e 1 vermelidir. Heyheyli 60’ların ürünü ‘Tarantula’dan, bir otobiyografi başyapıtı olan ‘Chronicles’tan kaynaklanmıyor bu hak, bizzat şarkılarından yükseliyor.
Bazı uzmanlara göre ‘The Tempest’ Shakespeare’in bir başına yazdığı son oyunun adı. Dylan da acaba bir veda hutbesi niyetine mi koydu yeni albümünün adını? Soranlara “Hayır” diyor, “Tamamen başka isimler, onunkinin başında ‘the’ var.” Gelin görün ki Shakespeare’le, hatta son zamanlarda tipinin de kaydığı Chaplin’le kıyaslanmasına da az kimsenin itirazı var. ‘Tempest’, Dylan’ın kayıt altına alınmış tamı tamına 50 yılında 35. stüdyo albümü. Bu macerada ne badireler atlatıldı. Devrim şarkıları söyleyen folk gitarı fişe takıldı, kafa şöyle sağlam bir gidip geldi, serseriliğe, kopukluğa vuruldu, nedamet getirildi, blues’un gündelik, cismani, modern felsefesinde karar notası çalındı. İşte kendisinin böyle fazları, biz fanilere günahıyla sevabıyla hayatı sanat olarak gösteren koca ömrü var.

Ebedi turne
50 yıl önce Woody Guthrie ve sol folk hayranı olarak büyük şehre adım basan bu taşralı gencin bir gitar, bir mızıka laf anlatmaya çalışırken intihalcilikle itham edildiği de olmuştu. Gerçi folk, pop, rock, zaten taklit ve tekrar sanatıdır. Şimdi Dylan, bunca yıl sonra, bu yaşında, şarkı yazarlarının piri olarak bunu, ilk hevesinin anlamını ispata çalışıyor.
1997’nin ‘Time Out Of Mind’ıyla zevk ve bilgelik yüklü bir analog dehlize dalmıştı. O günden beri Amerikan saykodeliğinde, tüm dünyanın halkları tarafından yaratılmış o garip fanusta kendi cümlelerini arayarak dolanıp duruyor. Üstelik radyo programlarıyla derlemeciliği de var. İstanbul ’daki teşriflerinde suratsız bulanlara duyurulur, kendisi ‘ebedi turne’ye soyunmuş bulunmaktadır. Hâlâ uzun hikâyeler yazarak yapıyor bunu. Söz söylemedeki rahatlığıyla artık bir Vüs’at O. Bener kıvamında. ‘Tempest’ itibariyle, Titanik’e novella yazacak kadar sinemacı, John Lennon’a selam sarkıtacak kadar genç .
‘Tempest’, Türkçesiyle ‘boran fırtınası’, 20’lerden süzülmüş bir country alıntısıyla, müthiş bir tren şarkısıyla açılıyor. Sesi de zaten, 50 yıldır yağ değmemiş makine. Bu son döneminde beraber çalıştığı ekibin kıvraklığınaysa diyecek yok. Belki son yılların en sert Dylan albümü bu, lafzı, müzikal sadakati ve deneyselliğiyle. “Gerçek yolculuk geriye dönüştür” demiş Ursula Le Guin. Dylan da bunu yapıyor.