512 saat sanat üretimi

512 saat sanat üretimi
512 saat sanat üretimi
Sanatı yaşamla ölüm arasında asılı duran bir soru olarak algılayan Marina Abramovic, ilk performanslarından itibaren bedenini sanatının hem nesnesi hem de meselesi yaparak zamanda iz bırakan uzun soluklu işleriyle, sanatçı ile izleyici ilişkisini, bedenin sınırlarını ve zihnin olanaklarını sorgular. Londra Serpentine Gallery'deki performansıyla bu anlayışını bir adım daha öteye taşıyor.

Yeşim Vesper/LONDRA

Bir Londra sabahında Serpentine Gallery kapılarını henüz izleyicilerine açarken, Marina Abramovic galeri önünde toplanan insanların her birini bizzat selamlayarak içeriye alıyor. Aslolanın hedef değil gidilen yol olduğunu baştan kabul eden, kıyafetleri dışında üzerlerinde taşıdıkları tüm maddi emarelerden sıyrılarak galerinin nesnesiz yalınlığına adım atan izleyiciler, Abramovic’in ilk defa doğaçlama gerçekleştirdiği performansın hem tanığı hem de katılımcısı oluyorlar. Maddi yüklerinden arınan izleyicilere mekânda bulundukları süre içinde sadece sessizlik, sükûnet, sabır, tefekkür, yoğunlaşma ve farkındalık gibi kavramlar yârenlik ediyor. Egoyu gerçek sanat deneyiminin büyük bir engeli olarak gören Abramovic, “512 Saat”in her türlü egosal arzudan muaf ve saf bir deneyim olmasına özellikle önem veriyor. Nesnesiz ve çerçevesiz bu performans için yirmi beş yıllık bir içsel hazırlık sürecinden geçtiğini vurgulayan sanatçı, yine de kendini tam olarak hazır hissedebilmek için performans öncesi Brezilya’da bir şamanın eğitiminden ve sıkı bir oruç döneminden geçiyor.



Sanatının ilk yıllarından itibaren izleyicisini hiçbir zaman pasif konuma sokmayan Abramovic, sonraki yıllarda bu ilişkiyi daha da öteye taşıyarak izleyicisini çalışma arkadaşı, eserlerinin yorumcusu ve tercümanı olarak görür. Bu performans sırasında ise izleyicisiyle bağ kurabilmek üzere kullandığı birkaç nesneyi sadece bir amaca hizmet eden araçlar, Winnicott’tan alıntıyla “geçiş nesneleri” olarak tanımlar. Her daim sıkı bir modernizm ve batı-merkezciliği eleştirisi yapan Abramovic’in amacı ise izlenen ile izleyen arasındaki tüm sınırların ortadan kalktığı, günlük hayatın basit ritüellerinin defalarca tekrarlanarak mekânı paylaşan herkesin bilinç eşiğinin sınırlarına yaklaştığı, zamanın askıya alınarak geçmiş ve gelecekten azade bir şimdinin paylaşıldığı, “sadece olma haline” dair bir deneyim yaşatmak. “512 Saat”te kullanılan pirinç, mercimek, vs. gibi “geçiş nesneleri” ise bu deneyimde bir bilinç düzeyinden bir diğerine geçişi kolaylaştıran nesneler olarak işlev görmekte. Budist Vipassana meditasyon geleneğinden ödünç alınan dört beden halinin (yürüme, ayakta durma, oturma ve yatma) eşlik ettiği performans sırasında, eserin hem itici gücü hem de sanatsal üretim döngüsünün tümleyeni olan izleyici, Abramovic ve ekibiyle beraber içinde bulunduğu beden halini tüm farkındalığıyla deneyimlemekte.

Sanatı yaşamla ölüm arasında asılı duran bir soru olarak algılayan Marina Abramovic, ilk performanslarından itibaren bedenini sanatının hem nesnesi hem de meselesi yaparak zamanda iz bırakan uzun soluklu işleriyle, sanatçı ile izleyici ilişkisini, bedenin sınırlarını ve zihnin olanaklarını sorgular. Üstelik de bu yolda her türlü fiziksel ve ruhsal tehlikenin sınırlarına dayanarak. İlk eserini on iki yaşında gerçekleştirmekle birlikte, asıl 1970’lerden beri sanatını takip edebildiğimiz Abramovic, 1990’lar itibariyle artık uluslararası bir isimdir. Bugün adı bir marka olan Abramovic, sanatının ilk dönemlerindeki yıkıcılığa ve kendine yönelik şiddete on dört yıl boyunca yaşam ve sanat yoldaşı olan Ulay’ın hayatına girmesiyle birlikte son verir ve performansları yapıcı bir tona bürünür. Son yıllarda ise dili giderek aktarımcı bir cömertliğe evrilen Abramovic’in sanatı, daima farklı bir bilinç düzeyine varabilmek, kendisi ve diğerleriyle buluşabilmek adına bedenini geride bırakmaya yönelen performanslardan oluşur. Ancak, Marina Abramovic’in eserleri her ne kadar zihni ve bedensel kudretin temsili olsa da, insanın tüm çıplaklığıyla ortada olduğu ve kırılganlığının dile geldiği bir evren kurarlar aynı zamanda.

Yves Klein gibi, üretme sürecinin sanatsal üründen çok daha önemli olduğuna inanan Abramovic, kapitalist dünyanın alınıp satılan nesnelerini üretmeye başından beri ısrarla karşı çıkarak, 1970’lerde beraber yola çıktığı arkadaşları nesneye geri dönse de kendisi asla performans sanatından vazgeçmeyerek onu zirvesine taşır. Elle tutularak deneyimlenemez bu eserlerin ömürlerini devam ettirmeleri ise her şeyden önce izleyicinin belleğinde bıraktığı iz ve bu izin aktarımı, diğer insanlarla paylaşımı sayesinde olmakta. Dolayısıyla her daim canlı kalabilen ve biçim değiştiren eserlerdir söz konusu olan. Bu çerçevede, “512 Saat”te Alman Romantizminin öncülerinden Schlegel’i hatırlamamak mümkün değil. Eseri alımlayanı da yaratım sürecine dahil eden Schlegel’in “evrensel şiir” kavramı, eserin bir döngünün parçası olarak daimi bir oluş halinde bulunmasına ve yaratımın ancak eserin yaratıcısı ve onu bütünleyen alımlayıcısıyla birlikte düşünüldüğünde mümkün olduğuna dikkati çeker. Böylece, karşımızda duran sanat eseri her daim özgür, yoruma açık, kendini yeniden üreten ve hiçbir kuramla tüketilemeyecek kadar zengindir. Ayni Marina Abramovic’in kendi sanatında arzuladığı gibi.