71 yaşında bir keşif: İsmail Saray

71 yaşında bir keşif: İsmail Saray
71 yaşında bir keşif: İsmail Saray
Salt Galata'ta açılan 'İngiltere'den Sevgilerle, İsmail Saray' sergisi, zamanının ötesinde işler üreten ve unutulmaya yüz tutmuş önemli bir sanatçıyı yeniden sanatın gündemine getiriyor. Devlet bürokrasisinin çarkları arasına sıkışıp politikleşen sıradışı bir sanat mücadelesi İsmail Saray'ınki... Erman Ata Uncu'nun İstanbul ArtNews'ta yayımlanan yazısını sunuyoruz.
Haber: ERMAN ATA UNCU / Arşivi

“Bu sergide bizim özellikle yapmak istediğimiz şey, sanat tarihi anlatımından çıkmak üzere olan bir figürü yeniden o tarihe iade etmek”. SALT Araştırma ve Programlar’dan Duygu Demir, 13 Eylül’de açılan ‘İngiltere’den Sevgilerle, İsmail Saray’ sergisinin motivasyonunu böyle açıklıyor. Odakta 1968’de devlet bursuyla Londra’ya gittikten sonra kendini Türkiye sanat dünyasıyla debdebeli bir ilişkinin içinde bulan İsmail Saray var. Resim alanında “vaatkar” jöntürklerin 19. yüzyıl Paris Julliard Akademisi mesailerinden beri, devlet bursuyla yurtdışında sanat eğitimi uygulaması Batı’yla teoridekinden çok daha çatallı bir ilişkiye işaret ediyor, malum. Ancak İsmail Saray’ınki, bu çatallı tarihte bile kendini belli eden sıradışılıkta bir vaka. Zira işin içine Doğu Batı meselesinin yanı sıra devletin daha açık bir politika izlediği 60’lardan 80’lerin boğucu atmosferine doğru gidişat, Saray’ın mezun olduğu Gazi Eğitim Enstitüsü’nün, Akademi karşısında varolabilme çabası, çağdaş sanatçıların kendi inisiyatifleriyle giriştikleri sergilerle bienale doğru giden yolu açışları ve Saray’ın 80’den 92’ye kadar Türkiye’ye adımını atmamasına sebep olan bürokrasi cenderesi giriyor.

Salt Araştırma’dan Sezin Romi’ye göre, ‘İngiltere’den Sevgilerle’nin en ilgiye değer özelliklerinden biri de tam bu tarihi izlemeye imkan vermesi: “Serginin bir de şöyle güzel bir yanı var. Bizim yaptığımız arşivler birbirini tamamlıyor. Örneğin İsmail Saray arşivini yaparken daha önce yaptığımız Cengiz Çekil arşivinden de, Yusuf Taktak arşivinden de öğeler geldi. İsmail Saray gibi bir sanatçı üzerinden arşiv yaparken hem o dönemin sanat çevresine hem de politik iklimine de değinme imkanı doğuyor.”

İşin olmadığı yerde belgeye, belgenin olmadığı yerde sesli tanıklıklara başvuran ‘İngiltere’ye İngiltere’den Sevgilerle, İsmail Saray’ aslında iki yıllık yoğun bir arşiv araştırmasının üçte biri. Salt Galata’nın üç katına yayılan serginin ötesi ve ayrıntıları yine Salt Araştırma’nın herkesin kullanımına açık arşivleri arasında. Duygu Demir “Bizim bu arşivde en çok üzerinde titrediğimiz şey, karanlık herhangi bir noktanın kalmamasıydı” diyor: “Çünkü bizim söylediğimiz kadarıyla varmış gibi oluyor. Tam anlamıyla kayıtlara geçmiş bir külliyat değil ve çok kişisel bir arşivden yola çıktık. Londra’dan getirdiklerinin yanı sıra bu sergi için Kütahya’ya gitti. 80’de Londra’ya dönmeden önce kişisel eşyalarının hepsini Kütahya’da ailesine bırakmış. Kütahya’dan öğrencilik döneminden çok fazla malzeme çıktı. Yani o olmasa kimsenin dokunamayacağı bir arşivken şimdi açık kullanımda olan bir arşive dönüştü”.

1943’te Kütahya’da doğan ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü’ndeki eğitimi sonrası Saint Martin’s School of Art’ın temel eğitim programını ve Royal College of Art’ta heykel yüksek lisans derecesini tamamlayan Saray’ın arşivinin en sıradışı yanı, koşulların bir sanatçının işlerini nasıl etkilediğini izlemeye imkan verişi. Kronolojik bir sırayla Saray’ın, kendi tasarladığı lise yıllığı ve Kütahya Halkevi’ndeki çalışmalarından başlayan sergi, sanatçının her köşeyi dönüşte karşısına çıkan hayal kırıklıklarıyla nasıl başa çıktığının da belgesi aynı zamanda... Saray külliyatında resmi ideoloji güdümündeki sanatın dışlayıcılığı, Devlet Resim Heykel Müzesi sergilerinin katılımcılarına protesto mahiyetinde gönderilen Leonardo da Vinci kitaplarına dönüşüyor. “Devlete borcunu ödemediği için” bizzat burada gerçekleştirip sergileyemediği işleri, Cengiz Çekil, Serhat Kiraz gibi dostlara gönderilen taslaklara ve onlar tarafından uygulanan işlere imkan sağlıyor. Başka bir deyişle Saray’ın hikayesi, sanatçı üretiminin etrafını saran koşullardan nasıl bağımsız olmadığını, merkezden uzaklaştırıldıkça hangi stratejilerle müdahalelerine devam ettiğini gösteriyor.

Saint Martin’s yıllarında keşfedilen kavramsal sanatın en soyut halinden güncel politiğe evrilişi, asker imgelerinin, kara kitapların, asılan insanların Saray’ın külliyatına girişi, Salt Araştırma’nın en alt katında ete kemiğe bürünmüş vaziyette. Saray’ın Londra’daki öğrencilik döneminde atölye penceresinden görünenin peşine düşerek girdiği kavramsal alanın ucu kanvas üzerine daktiloyla işlediği metinlere, sergi alanına müdahalelere, tamamlanan bir sanat eseri yerine kendini bir kavramın içine terk edişe odaklanan fotoğraf serilerine varıyor.

Ve bu açık zihinli yolculuk, 73’te bursun karşılığı zorunlu hizmet için ülkeye döndüğünde başka bir şeye dönüşüyor. Uygulama gereği mezun olduğu okula, Gazi’ye atanmayı bekleyen Saray, büyük ihtimal, modacı eşi Jenni-Boswell Jones’un katkıda bulunduğu (hippi) görünümü yüzünden beklediği atamayı alamıyor. Onun yerine Samsun Eğitim Enstitüsü’nde resim-iş öğretmenliğine getiriliyor. Ancak Saray’ın varoluş mücadelesi çeperde de sürüyor. Eğitim Enstitüsü’nün kütüphanesine sipariş ettiği kitapların listesi, Samsun’daki öğrencileriyle gerçekleştirdiği performansın 8 mm. çekimleri Saray arşivinin neden değerli olduğunu bir kez daha gösterir nitelikte. ‘İngiltere’den Sevgilerle’ sadece merkezin dışına atılmış bir sanatçıyı yeniden keşfetmenin heyecanına odaklanmıyor, sanat tarihinin bu ve benzeri durumları görmezden geldiği alanların peşine düşmeyi hedefliyor.

Saray’ın hem artık Samsun’da güvende olmadıklarını hissettiği, hem de görevden alınıp tayini uzun bir süre yapılmadığı için Londra’ya geri dönüşü, merkezle imtihanında başka bir dönüm noktası. “Paris Bienali’ne kişisel olarak katılan ilk Türk sanatçının” Türkiye sanat ortamıyla ilişkisi bitmiyor, hatta Türkiye’ye ayak basmadığı 80 - 92 arası Saray’ın burada neredeyse en faal yılları. Sezin Romi, sanatçının 85-88 arası aynı yıl birkaç sergiye katılacak kadar aktif bir süreç geçirdiğini aktarıyor. 80’lerde çağdaş sanat ortamının fitilini ateşleyen A,B,C,D ve Öncü Türk Sanatından Bir Kesit gibi sergilerdeki vazgeçilmezliği, Saray’ın dönemin sanatı üzerindeki etkisini gösterir nitelikte. Ancak 89 Bienali’ne küratör Beral Madra’dan aldığı davete önerdiği iş için hiç cevap alamaması, yine bir belediyeden aldığı açıkhava heykel projesi davetinin sonuçsuz kalışı gibi ayrıntılar da bu dönemde eksik değil.

80’den sonra ilk kez 92’de Beral Madra’nın küratörü olduğu ‘Sanat, Texnh’ sergisi için Türkiye’ye gelen sanatçının burada katıldığı son sergi 93’teki ‘10 Sanatçı, 10 İş: D’. Yıllardır sanattansa aktivizmin daha çok ilgisini çektiğini söyleyen Saray, bir süre tüm enerjisini eşiyle birlikte çıkardıkları sanat dergisi AND Journal of Art and Art Education’a verdi. AND, dergi olarak değilse de bir etkinlik mekanı olarak halen Londra’da faaliyetlerini sürdürüyor. Royal College of Art’taki hocası Peter Kardia onuruna 2010’da Londra’da açılan ‘From Floor to the Sky’ için yıllar sonra ilk kez yeni bir işe imza atan Saray’ın tüm bu işleri, bir kısmını kendisinin de ilk kez canlı canlı göreceği ve arkadaşlarına gönderdiği taslaklar üzerinden gerçekleştirilen eserleri, koşullarla giriştiği sıradışı mücadelenin belgeleri 2 Kasım’a kadar Salt Galata’da.