98 yaşına kadar üretmeyi sürdürdü

98 yaşına kadar üretmeyi sürdürdü
98 yaşına kadar üretmeyi sürdürdü

Louis Bourgeois?in ünlü örümcek heykelinin 10 metrelik bir örneği Tate Modern?in önüne konmuştu (solda). Sanatçı, benzer bir işiyle 1997?de 5. İstanbul Bienali?ne de katılmıştı.

40'lardan itibaren New York sanat ortamında yer alan, 60'larda üne kavuşan, belki de dünyanın hâlâ üreten en yaşlı kadın sanatçısı Louis Bourgeois, 98 yaşında öldü

İSTANBUL - Dünya sanatının en yaşlı ve en etkili kadın sanatçılarından Louis Bourgeois, pazartesi günü 98 yaşında hayatını kaybetti. Bourgeois, 20. yüzyılın önemli sanatçılarından biri olarak, geç kazandığı ünü 21. yüzyılda da sürdürmüş nadir isimlerden biriydi. İçerdiği şiddet ve öfkeyle dikkat çeken çalışmalarının ardında ise hep çocukluğunun ve babasının yer aldığını anlattı.
Aslında 50’li yaşlarına kadar New York onu, sanat tarihçisi eşi Robert Goldwater’ın kolunda gezen büyüleyici Fransız kadın olarak biliyordu. Soyut ekspresyonistler hayatını değiştirmeden önce Bourgeois’nın 1940’ların sonlarına doğru sadece birkaç eseri sergilendi. Jackson Pollock, Mark Rothko, Willem de Kooning’in eserlerinin sanat dünyasını domine ettiği ve acımasız eleştirmen Clement Greenberg’in bir kelimesinin hayati önem taşıdığı bir dönemde Modern Sanat Müzesi’nin (Moma) 1982’de  Bourgeois için retrospektif sergisi düzenlemesi onu 70 yaşında New York’un sanat kraliçesi yaptı. 

Baba ve aile meselesi
Bourgeois, Paris’te 1911’de dünyaya geldi. Ekonomik açıdan rahat olan aile, halı restorasyon atölyesi işletiyordu. Bourgeois’nın çocukluğu bu atölyede restorasyon esnasında eksik motiflerin çizimine yardımcı olarak geçti. Babasının, dadısıyla olan ilişkisinin onda bıraktığı izler Bourgeois’nın tüm hayatı boyunca yaptığı eserlere ilham kaynağı oldu. Babasına duyduğu nefret sonucu, 1974’te yaptığı en etkileyici heykellerinden ‘The Destruction of the Father’ ortaya çıktı. Çoğunlukla vücut parçaları figürlerinden oluşan eserini Bourgeois, babasını düşünüp hatırlamakta zorluk çeken bir çocugun rüyası olarak tanımlamıştı. Zaten çalışmalarını vücudu algılayış biçiminden yola çıkarak yapıyordu: bozulmuş heykel gövdeleri, delikler ve göğüse benzer şekiller aslında kendi portesiydi.
Bourgeois’nın, ilk resmi 1945’te New York’taki Bertha Schaefer Galeri’sinde, daha sonra iki resmi ise soyut ekspresyonizmin başarılı temsilcilerinin eserlerine yer veren Whitney Müzesi ile Peggy Guggenheim galerisinde sergilendi. Kadının doğurganlığını simgeleyen kan lekelerini andıran ve beğeni toplayan bu tabloları, günümüzde Rothko ve Pollock’un eserleriyle kıyaslanır.
1950’lerden sonra Paris ve Whitney Müzesindeki sergilerine devam eden sanatçı 1966 yılında sanat eleştirmeni Lucy Lippard tarafından keşfedildi ve bir eseri ‘Eccentric Abstraction’ adlı bir sergiye dahil edildi. Bundan sonra yıldızı parlayan sanatçı yükselişe geçti. Bir erkek veya kadın spiralleşerek arkaya uzanan bedeninin yarattığı acıyı ve orgazmı işleyen en ilgi uyandırıcı heykellerinden ‘Arch of Hysteria’ yı tamamladı.
90’ların sonlarına doğru ‘Maman’ adını verdiği örümceği ana figürü olarak kullanmaya başladı. 1999’da yaptığı 10 metrelik örümcek Tate Modern’de, New York Rockefeller Plaza’da, Havana’dan Bilbao’ya, St. Petersburg’tan Seoul’a tüm dünya ülkelerinde sergilendi. Sanatı temsil eden bu figür, İstanbul ve Venedik dahil pek çok Bienal’de yer aldı.
Belirli akımları hep reddeden kendi düşünceleri doğrultusunda çalışmalarını devam ettiren sanatçı bu anlamda genç sanatçılara da ilham kaynağı olmuştu. Bourgeois, yakında Venedik’te yeni bir sergiye hazırlanıyordu. Kalp kriziyle hayata veda etmeden iki gün önce, son sergisinin son hazırlıklarını kontrol etmişti... (Kültür Sanat)