A, belediye Kurbağalıdere'ye perde asmış!

A, belediye Kurbağalıdere'ye perde asmış!
A, belediye Kurbağalıdere'ye perde asmış!
İlk görenlerin tepkisi başlıktaki gibi olabiliyor. Kadıköy'ün içine boşaltılan atıklarla dolup taşan, kokusu dönem dönem dayanılmaz hale gelen deresi Kurbağalıdere'nin üzerinde iki haftadır güpürlü bir perde salınmakta. Perdenin öyküsünü, yaratıcısı, güncel sanatçı Özgül Arslan'dan dinledik...
Haber: BAHAR ÇUHADAR - bahar.cuhadar@radikal.com.tr / Arşivi

Bir süredir etrafa yaydığı dayanılmaz kokuyla yeniden İstanbulluların, en çok da Kadıköylülerin gündeminde gelip baş köşeye oturmuş durumda. Geçtiğimiz haftalarda tüm yüzeyi kabarcıklarla dolup, patladı patlayacak noktaya geldiğindeyse vaziyetin alarm seviyesine geldiğini fark ettik. Keza belediyenin yoğun alakası da kabarcıkların görüntülenmesinden sonraki toplumsal tepkinin ardından geldi, ancak...
Evet, yılların ‘kokulu’ Kurbağalıderesi bir süredir dilimizde, aklımızda. Birkaç hafta önce ise bir perde belirdi, Yoğurtçu Parkı’nın yanı başındaki derenin üstünden geçen köprünün üzerinde. Öyle uçuş uçuş, ucundaki güpürleri su yüzeyine değmekle değmemek arasında, evlerimizden, komşularımızdan falan gözümüzün ısırdığı, beyaz bir perde...
28 Ağustos’tan beri Kurbağalıdere’ye doğru salınan perde, dereyle birlikte yaş alıyor, yoruluyor, kirleniyor, bazen meraklı bakışlara maruz kalıyor, bazen dalgacı Twitter mesajlarına… Kurbağalıdere’deki teknecilerden biri “Evimin yeni perdeleri nasıl? Mobilyaları da sizden bekliyorum!” diye tatlı bir şekilde selamlamış misal, derenin temizliği için başında olan işçilerse perdenin gönüllü muhafızları adeta… İlk kez görenler arasında " Belediye Kurbağalıdere'ye perde asmış!" tepkisi verenlerin sayısı da az değil. Geride bıraktığımız hafta sonu yağmurla dolup taşarken dere, rengi artık kirli beyaza dönmekte olan dev perde de bolca dalgalandı, yıprandı… Hatta bir kanadının ucundaki güpür sırası fırtına esnasında koptu gitti... (Bakınız alttaki fotoğraf...)

Üç buçuk metre yüksekliğindeki, 16 metre uzunluğundaki iki kanattan oluşan perdenin yaratıcısı, onu Kurbağalıdere’ye ‘yakıştıranı’ bir sanatçı; Özgül Arslan. Kamusal alan enstalasyonları, özellikle kafa yorduğu mevzulardan. “Doğru zamanda, doğru yere yerleştirilmiş bir sanat çalışmasının çok etkili olduğunu düşünüyorum” diyor. ‘Maruz’ adlı bu son enstalasyonunda ise aynı zamanda kendisinin de yaşadığı mahalle sınırlarında olan, toplumsal bir etki yaratmış Kurbağalıdere’ye ‘dokunuyor’, perdesiyle. Kurbağalıdere’deki ‘pisliğin’ bizzat bizlerden, tek tek hepimizden, mahremimiz bellediğimiz evlerimizden dışarı dökülen atıklar olduğunun altını çiziyor ‘Maruz’la, Arslan. Bunu, misal yeni bir evin taşınma günü muhakkak, akşam olmadan yerleştirilen, dışarıya karşı içeriyi ‘korumak’ üzere hızla asılıveren ilk ‘eşyası’nı, perdeyi kullanarak yapıyor. Köprüye astığı kocaman perde parçası, derenin doğal parçası olan evsel atıklarımızla baş başa kalmış durumda. İçeriyi dışarıdan ayıran koruma örtümüz, perdemiz; içeriden dışarı atıverdiklerimize maruz kalıyor yani... Arslan’ın perdesi hem maruz kaldıklarımızın, hem maruz bıraktıklarımızın üzerinde salınıyor.

Özgül Arslan

Kurbağalıdere bir süredir ilgi alanındaymış Arslan’ın, sık sık gözlemleyip fotoğraf çektiğinden bahsediyor ve devam ediyor: “Burada koca bir dışkı deryasından bahsediyoruz. En sonunda bu dayanılamaz hale geldi, insanlar eylem yaptı, onlara katıldım. Arkadaşlara da 'Ben burada yakında çalışma yapacağım' dedim hatta, sonra da başladım çalışmaya. Ama o ara birden Kurbağalıdere haberleri patlayınca ben de panikledim, çok üstüne denk geldi diye… Bir yandan da ayrıldı birbirinden iki konu, o konuda sorun yaşanmadı yani. Öte yandan, görünürlüğü açısından benim de çorbada bir tuzum olmuş oldu.” Arslan perdeyi astığından bu yana da her gün gidip ziyaret ediyor alanı, gün be gün fotoğraflarını çekiyor. Perdenin maruz kaldığı süreci kayıt altına alıyor. Üstelik bu konuda yalnız da değil, 'dere ahalisinin' (temizlik görevlileri, belediye işçileri, tekneciler) bir gözü de sürekli perdenin üzerinde. Biz görüşmek üzere köprü üstünde buluştuğumuzda Arslan'ı, derenin temizlik faaliyetinde çalışan belediye işçileriyle, perdenin vaziyeti üzerine sohbet ederken bulmuştuk, misal...  

'TOPLUM OLARAK ÇÖPLERİMİZE SAHİP ÇIKAN YAPIDA DEĞİLİZ'
Arslan ‘Maruz’ öncesi bölgenin tarihini çalışmış. Derenin geldiği noktadan bahsederken de şehirleşme ve göç hareketiyle ilişkisini vurguluyor: “1970’lerdeki göçler, yeni gelişim alanları, ikinci köprü, hızlı şehirleşme, yapılaşma... Tüm bunların üstüne altyapı yetersiz kaldı büyük ihtimalle. Bir de toplumsal olarak çöplerimize sahip çıkan bir yapıda değiliz. O sosyolojik ve psikolojik boyutu da var. Türkler genel olarak kendi evine ait olan, mahremine ait olanı temiz tutmayı seviyor. O yüzden her şey dışarı atılır bizde, her şey dışarıda yıkanır, saçlar dışarı atılır… Aklınıza gelebilecek her şeyi dışarı atarız. Doğal olarak bu bir yerden sonra ciddi bir tepki yaratıyor.”

Arslan, daha önce farklı işlerinde de perdeyle haşır neşir olduğunu anlatıp ekliyor: “Perde evin, dışarıya karşı özellikle özen gösterilen, en önemli nesnelerden biri. O yüzden de perde çok doğruydu, çünkü perdenin bembeyazlığına ancak acırlardı ki, öyle oldu. Geçen bir çok kişi perdeye gerçekten acıdı. Kadınlar ‘Yazık perdeye, çok güzel perde, yapmasan’ dediler. Haklılar bir anlamda, evet ama dedim ki ‘Bizim maruz kaldıklarımızın yanında, onun da buna maruz kalışı var. İnsana böyle bir şey yaşatmaktansa nesneye yaşatarak bunu anlatıyorsunuz.’ Perdenin geliş noktası evsel atıklar meselesi ve tül perdelerin bizim de dışa karşı bir imajımız olmasından… Bizi örtüyor, gizliyor ama arkasından seyredebiliyoruz. Arkasında kalıp gizlenebiliyoruz. Bu da biraz öyle bir durum. Herbirimizin bunda bir payı var.”
Perdenin ilk asıldığı günden bir kare... 

Özgül Arslan’ın perdesi rengi beyazdan daha kara tonlara doğru geçişte şu aralar. Bienal’e paralel etkinlik olarak 1 Kasım’a kadar derenin üstünde salınacak. Arslan işin sürecini de tamamen kendisinin belirleyeceğini söylüyor. Perde herhangi bir müdahaleye maruz kalıp da ortadan yok olmazsa, Arslan perdeyi 1 Kasım’da söküp, kurutup ambalajlayacak. Şimdilik yolu Kadıköy’den geçenleri selamlamak üzere Kurbağalıdere’deki atıklarımızı örtmekle meşgul…