@ErkanAktug

Abartıya asla geçit yok

Adı tiyatroyla özdeşleşmiş usta bir oyuncu Şükran Güngör.
Haber: ERKAN AKTUĞ / Arşivi

İSTANBUL - Adı tiyatroyla özdeşleşmiş usta bir oyuncu Şükran Güngör. Atıf Yılmaz'ın
'Nihavent Mucize'si, Zeki Ökten'in 'Güle
Güle'si Semih Kaplanoğlu'nun 'Herkes
Kendi Evinde'si derken şimdi de Handan
İpekçi'nin Altın Portakal'dan En İyi Film dahil beş ödülle dönen filmi 'Büyük Adam Küçük Aşk'ta izliyoruz kendisini.
Geçen yıl 'Güle Güle'deki rolüyle En İyi Erkek Oyuncu dalında Altın Portakal'ı kucaklayan yılların oyuncusu, bu yıl da, aynı ödülün en büyük favorilerindendi. Filmde, laik, demokrat bir emekli yargıç rolünün gereklerini harfiyen yerine getiren Güngör, belki de geçen yıl ödül aldığı için jüriyi fazla meşgul etmedi.
'Büyük Adam Küçük Aşk'ta ailesini köyüne yapılan operasyonda kaybeden beş yaşındaki Kürt kızı Hejar, İstanbul'da kaldığı yakınlarının evine düzenlenen bir başka operasyondan da şans eseri kurtulup huzurevine yatma hazırlığı içindeki emekli yargıç Rıfat Bey'in evine sığınır. Başlangıçta birbirlerinden nefret ederler sonra birbirlerini anlamaya başlarlar.
Film, politik bir hikâye barındırsa da Güngör'e göre 'insan ilişkilerindeki açmazlar, imkânlar ve imkânsızlıklar' üzerine bir film.
Biraz geç de olsa sizi sinemada iyi filmlerde izlemek hoş. Siz neler hissediyorsunuz?
Bana geç kalmış teklifler gibi geliyor bunlar. Çok mutlu oluyorum. Sinemanın tiyatrodan ayrı bir zevki var. Tabii tiyatrodan çok daha kolay. Tiyatro soluk isteyen bir şey. Başladığınız zaman iki saat aralıksız seyirciyle karşı karşıya...
Sinema nasıl daha kolay!
Doğru mu, değil mi bilmiyorum ama bana daha kolay geliyor. Kolaylığı şu, kısa sahneler çekiliyor. Işıktan dolayı, teknik imkânlardan ya da imkânsızlıklardan dolayı uzun hazırlık istiyor. Bir-iki dakikalık sahneyi çektikten sonra, epey dinlenme zamanı kalıyor oyuncuya. Bir de sorumluluk yönetmende olduğu için kolay.
'Büyük Adam Küçük Aşk' politik bir film. Sizi politik bir filmde görmek ilginç geliyor.
Senaryo bana geldiği zaman hiç politik olarak düşünmedim. İnsan ilişkilerindeki çaprazlar, açmazlar, imkânlar, imkânsızlıklar... Bunlar beni tesir altında bıraktı. Hemen kabul ettim. Burada iki insan mevzubahis. Politika arka taraftan geliyor ama önemli olan o iki insanın yabancılığı, sonra birbirlerini sevmeleri, sonra 'âşık' olmaları birbirine... Bu yüzden sevdim. Filmi galasında izlediğimde bunun seyirciye geçtiğini de gördüm.
Filmdeki yargıç tipi çok tipik. Herhalde sizin kafanızdaki yargıç tipi de böyleydi?
Ben hukukçuyum. İstanbul Hukuk mezunuyum. Mesleğimi hiç yapmadım. Fakat filmde bu mesleğin inceliklerini ortaya çıkarmaya gerek yok. Bahsedilen insan. İnsanın insana nasıl davranması gerektiği, aşkı, hayranlığı ya da nefreti... Mesleki bakımdan yargıç olmanın önemi yok. Yargıç sevdiği insana ulaşmak, onunla anlaşmak için, asla Türkçe'den taviz vermediği halde, Kürtçe öğreniyor.
Ustalarla daha önce çalıştınız. İlk defa genç bir yönetmenin filminde başrol oyuyorsunuz. Genç sinemacılar nasıl?
Eskiyi asla yok saymıyorum ama genç sinemada genç yöneticiler parlak çıkışlar yapıyorlar. Ben Handan İpekçi'yi tanımıyordum. Evvelsi sene senaryoyu getirdiği zaman okuyup cevap vereceğimi söyledim. Senaryoda temas edilen ince noktaları hayranlıkla okudum. Handan hanım filmi yönetirken temas ettiği noktaların,
oyunculara müdahalelerin ne kadar isabetli olduğunu gördüm. Hayranlık duydum. Abartıya, fazlalığa kaçan her oyuncuya anında müdahale etti. Aman fazla olmasın, aman onun altını çizmeyin diye... Kendisini tebrik ediyorum. Başarıların birincil noktası odur.
Sinemadaki yönetmenlikle, tiyatrodaki yönetmenlik... Sinemada daha mı çok müdahale ediyor yönetmen?
Yönetmenine bağlı. Tiyatro yönetmeninin oyunun ruhunu ortaya çıkaracak birikimi varsa, o oyunun kalitesi bir başka oluyor. Sinemada ise Handan hanıma gelinceye kadar birlikte çalıştığım yönetmenlerden, çok kibar, alttan alan, çok ufak tefek hataları tashih eden davranışlar gördüm ve sinema yönetmeninin Handan hanım gibi olmasına karar verdim.
Çok mu müdahale etti?
Tabii, çok kesti o. Abartılı oyuna asla izin vermedi. Sonra bir de çocuk oyuncuyla çalışmanın getirdiği zorluklar... Sahnenin tam can alıcı noktasında mesela karnım ağırıyor deyip bırakıyor.
Bu film hassas meselelere değindiği için bazı çevrelerden 'Türkiye'yi Batı'ya şikâyet ediyor' şeklinde eleştiriler alacaktır. Ancak sizin gibi hiçbir zaman siyasi kimliğiyle öne çıkmayan bir oyuncunun varlığı bir denge oluşturuyor diye düşünüyoruz. Ne dersiniz?
Benim sol tandanslı bir tabiatım var. Ve ben solun iddia ettiği, solun olmasını istediği cereyanların hepsinin içindeyim. Ama onları afişe etmek bana ters geliyor. Politika tiyatrosu yapan arkadaşlarım bunu çok altını çizerek yaptıkları için başarılı olamadılar.
Burada da senaryodan gelen bir denge var. Laik, demokrat bir yargıç. Türkçeden başka dili kabul etmiyor. Öbür tarafta gerçekler. Bunlar denge buluyor, hiçbirinin altı çizilmiyor. Handan'ın senaryoda bunların hepsini halletmesi benim de teşekkürümü kazanıyor. Batı'ya şikâyet şeklinde algılanması yanlış, olmaması lazım.