Abdallar'ın sonuncusu: Garip Neşet

Abdallar'ın sonuncusu: Garip Neşet
Abdallar'ın sonuncusu: Garip Neşet
Neşet Ertaş müziğimizde, kültürümüzde geçen yüzyıl(lar)dan 21. yüzyıla gelebilen, kalabilen nadir isimlerden. Nereden bakarsanız bakın 'ekol'.
Haber: ZEKİ COŞKUN / Arşivi

20. yüzyıl Türkiye müzik tarihini yazacak olanların işi zor: Neşet Ertaş’ı nereye koyacaklar? Bir o kadar da kolay: Ertaş’ı eksene aldığınızda, kendisinden önceki ve sonraki halk müziğini de 1960’lardan itibaren değişime uğrayan, yeniden biçimlenen kent müziğini de çözümlemiş olursunuz. 1970’lerde sırra kadem basacak ve çok ilginç biçimde yokluğuyla var olacaktır, başka seslerde, başka formlarda, bkz: Selda ve diğerleri.
Nihayet, yüzyıl sonlarına doğru gıyabında bir tür iade-i itibar yaşayacaktır kentli-eğitimli genç kuşak arasında, bkz: Kardeş Türküler ve diğerleri. İade-i itibar, bir bakıma onu kendi kendine 1960’larda inşa ettiği ‘pop ikonluğu’ konumuna gecikmeli olarak oturtacaktır. Bu da giderek her çevreden ilgiyi tetikleyecek ve onu kültleştirecektir. Adına kitaplar yazılır, belgeseller çekilir, heykeli dikilir, UNESCO tarafından ‘yaşayan insan hazinesi’ ilan edilir… ‘Devlet Sanatçısı’ bile yapılmak istenir ve o bunu reddeder! Tam da olması gerektiği gibi…
Kısaca, Neşet Ertaş müziğimizde, kültürümüzde geçen yüzyıl(lar)dan 21. yüzyıla gelebilen, kalabilen nadir isimlerden. Nereden bakarsanız bakın ‘ekol’. Hem de çok yönlü. Abdallar’ın sonuncusu. Bu demek oluyor ki, ‘gurbet, hasret, hikmet’ geçmiş biri. Bu demektir ki, mektep medrese yüzü görmemiştir ama asla ‘ümmi’ değildir. Nâzım’ın deyişiyle ‘topraktan öğrenen/kitapsız bilen’dir. Gezginlik ve çalıp söyleme baba, ata mesleğidir, soydan gelir. Şuraya kadar ki, Babam saz çalarken bana zil verdi/ Oynadım meydanda köçek dediler.
Onun gençlik çağı, 1960’ların eşiği, ülkenin/cumhuriyetin de gençlik demleridir. Kırsal kesim artık hiçbir şekilde kendi kendine yetemeyecektir. Baba dilinden ‘Garip’ mahlasını alan Neşet için de gurbetçlik şehir/köy/bölge ekseninden ‘mahalli’likten çıkıp merkeze yönelecektir: İstanbulAnkara ekseni. İstanbul ‘piyasa’dır. Plakçılar, pavyonlar, gazinolar… Ankara ‘devlet-iktidar-resmiyet’: Radyo, TRT.
Neşet, abdal sazını şehre, piyasaya İstanbul’a taşımış, oradaki ritmi de kendi sazına eklemiştir. Bir bakıma iki dünyayı birbirine tercüme etmiş, kaynaştırmıştır. Yaratıcıdır, dönüştürücüdür. Özgünlüğü buradan gelir. Radyo ve plak dünyası onu kitlelere taşımıştır.
Bir yandan ‘kendi’ olmak, öte yandan zamana, yere, duruma uyarlanma zorunluluğu baş döndürücüdür. Kuşağının hemen tüm isimlerinde izlenebileceği gibi, 1970’li yıllarda fiziksel olarak da sanatsal olarak da sorunlar, hem de ölümcül sorunlar yaşarlar. Ertaş da, saz çalamaz hale gelecek denli kaybetmiştir sağlığını. Tedavi için Almanya’ya gitmesi, 1980’lerde ona bir bakıma “40’ından sonra saz çalma” serüveni yaşatacaktır. Bu, bir bakıma da başa dönüştür: Köylülerine, hemşerilerine düğünlerde sazıyla eşlik etmektedir… Gurbette vuslat!
Alın size bir kü/yerel örnek. Küresel köyde yerellik! Nihayet 1990’lar, özel–yerel radyo/tv patlaması, arşivlerin, kayıp seslerin keşfiyle birlikte Garip Neşet’i de genç kuşaklarla buluşturur. Ama kendisi hala ‘gaip’tir; memleketten, sahalardan, sahnelerden, stüdyolardan uzaktadır. Kalan Müzik aracılığıyla bin yıl sonundaki dönüşü, görkemlidir: “Yüreğinde aşk olmayan saz çalmasın” diyerek, sanatın, müziğin bir aşk ve hakikat meselesi olduğunu, bin yıllardan kalma bilge – ozan geleneğini her an, her haliyle örnekledi.

 

Aynı ortamda müzik yapmış olmak avutuyor

Feryal Öney: Bizim kuşağın şanslı olduğunu düşünüyorum. Ben öğrenciliğimin bittiği yıllarda, Âşık Mahsuni’yle tanıştım, türkülerini söyledim, kendisini kaybettik. Aynı şekilde Ali Ekber Çiçek’i tanıdım ve ne yazık ki kaybettik. Neşet Ertaş’la çok uzun bir dönem birlikte çalıştık. Kardeş Türküler’in Bahar albümünde, Kardeş Türküler’in 15. yılıında birlikte sahneye çıktık. Ben hayatımda bu kadar mütevazı bir büyük ozan tanımadım. Gelir misiniz dedik, İzmir’den kalktı geldi, çaldı, birlikte türkü söyledik. Benim son albümümde Hata Benim’i birlikte söyledik. Stüdyoda onun okuduğu mikrofona, onun türküsünü okumuş olmaktan büyük onur duyuyorum. Hem Kardeş Türküler hem de kişisel olarak benim için unutulmaz ve özel anlardı. Şimdi böyle bir insanı yakalayabilmek, onun yaşadığı çağda yaşamak, onunla tanışmak ve aynı ortamda müzik yapmış olmak beni avutuyor.



Abdal gönüllü bir abimizdi

Vedat Yıldırım: Ben Ankara’nın Kürt köylerinde doğdum. Abdal köyleri de hemen Kızılırmak’ın karşısındaydı. Hor görme, aşağılanma ve fakirlik inanılmazdı. O yüzden onların ne çektiklerini bizim gibi ötekiler daha iyi anlıyor. Sonradan bu abdallık geleneği turistik olunca durum değiştirdi. Ama horgörme hep vardı ve Neşet Ertaş da bundan nasibini aldı. Bir dönem unutuldu, Almanya’ya gitti, kimse arayıp sormadı, yalnızlığa terk edildi. Ta ki Kalan Müzik ve Hasan Saltık sahip çıkana kadar. Ertaş’ın eserleri, albümleri çok dağınıktı, Kalan bunları bir külliyat haline getirdi. Bir de tabii bu gelenek sonradan milliyetçilerin bile sahiplendiği bir şey oldu. Ama Neşet Ertaş hep insanlığın yanında durdu. Hep polemiklerden kendini korudu ve vakur ve mütevazı durdu. Neşet Ertaş 15. yıl konserimizde Açıkhava’da bizimle birlikte yer almıştı. Bahar albümünde de birlikte “Yanıyorum”u söyledik. Stüdyodaki mütevazılığı inanılmazdı. Çok güzel ve büyük şeyler yaptığı halde abartılmasını sevmiyordu. Abdal gönüllü bir abimizdi. Ruhu şad olsun.


Neşet Ertaş halkın değeridir

Grup Yorum: Halk deryasında, halkın içinde türküleriyle rehber olan bir ozandı. Anadolu ozan geleneğinin bugünkü nadir temsilcilerinden biri olarak; üslubuyla, çalımıyla, tarzıyla, yaşamıyla ve sesiyle rehber bir kişiydi. Neşet Ertaş’ın Grup Yorum açısından önemi büyüktür, hep beslendiğimiz halk ozanı geleneğinden bir temsilciydi. Ozanlarımız bizimdir, onları burjuvazinin her türlü kullanımına bırakmamalı ve sahiplenmeliyiz. Halk ve egemenler karşılaşmasında, Neşet Ertaş halkın değeridir.


Bu, bir final

Musa Eroğlu: Güzel ve üretken bir insan hayatını kaybetti. Arkasında çok değerli eserler bıraktı. Bu, bir final. Herkes için bir final olacak. Geride kalan insanlar vefasız olmazlarsa, her şey daha iyi olur. Biz sanki bir ağıt toplumuyuz. Biri ölecek, biz ağlayacağız, 40 gün sonra unutacağız. Böyle bir şey olur mu? Ona bakmak zorunda olan, onu Türkiye Cumhuriyeti adına korumak zorunda olan adam sadece öldüğü zaman var. Onları protesto ediyorum, zaten bunları daha evvelce de gördüğüm için. Vefadan kastım bunlar. Öteki gelenler bari bunu yapmasın.


Kırgın insanlar daha erken gidiyor

Selda Bağcan: Çok değerli bir ozandı. Üretken bir sanatçıydı. Ne yazık ki yerine yenileri gelmiyor. Her ölüm için erken denir, bu ölüm de erken oldu. Ben ilk çıkışımı Neşet Ertaş’a borçluyum. Onun türkülerini seslendirdim, bundan sonra da söylemeye devam edeceğim ancak yüreğim buruk olacak.


Onun gibi birisi yeşermedi

Esat Kabaklı: Her yeni eseri bir öncekinden daha fevkaladeydi. Bozlak bölgesinin tek insanı. Yıllardır öyle geldi. Bir türlü onun gibi birisi yeşermedi. İnşallah bundan sonra onu dinleyenlerden yeşerir.

Bağlama viztüozuydu

Arif Sağ: Sesini müthiş kullanan bir yetenekti, virtüoz derecesinde bağlama çalardı. Bu ikisi bir araya gelince gerçek değeri ortaya çıkıyor. Neşet Ertaş, halk müziğine ciddi katkıları bulunan önemli sanatçılardan birisi. Halk müziğinin bu noktaya gelmesinde katkısı olan 10 insandan biri.


Ona karşı borçluyuz 

Cahit Berkay: MESAM üyesiydi aynı zamanda. Ben MESAM yönetim kurulu üyesi olarak Neşet Ertaş’ın bu ülkeden alacaklı gittiğini söylemek istiyorum. Onun, Gönül Dağı’nı bestelediği andan itibaren bu dünyada müreffeh bir yaşamı olması gerekirdi. Biz onu borçlu uğurluyoruz. Onun müziğini korsan dinleyenler timsah gözyaşı dökmesinler. Bir sanatçıya yaşarken de saygı sevgi gösterilmeli, bu da sanatçının eserinin hakkını vererek yapılabilir ancak.