'Acaba sıkılacak mıyım?'dan hayranlığa...

'Acaba sıkılacak mıyım?'dan hayranlığa...
'Acaba sıkılacak mıyım?'dan hayranlığa...
Çocuk ve gençlik tiyatrolarını Stockholm'de buluşturan Swedstage festivalinde başlangıçtaki 'Sıkılacak mıyım acaba, beni ne kadar ilgilendirecek bu oyunlar?' gibi düşüncelerim 3 günün ve 11 oyunun sonunda yerlerini hayranlığa bırakıyor. 'Ağaç yaşken eğilir' bizim atasözümüz olabilir ama benimseyenler ve uygulayanlar kesinlikle İsveçliler.
Haber: ZEYNEP AKSOY / Arşivi

‘Kuzeyin Paris’i’ Stockholm’deyim. Sebeb-i ziyaretim Swedstage 2014. Bu yıl ikincisi düzenlenen, çocuk ve gençlik tiyatrosu odaklı bir festival. Dünyanın her yerinden tiyatro profesyonelleri var, kendi tiyatrolarına ve festivallerine oyun seçmeye gelmişler. Az sayıda da gazeteci ve eleştirmen. Çocuk ve gençlik tiyatrosu ana ilgi alanım olmadığı için başlangıçtaki ‘Sıkılacak mıyım acaba, beni ne kadar ilgilendirecek bu oyunlar?’ gibi düşüncelerim 3 günün ve 11 oyunun sonunda yerlerini hayranlığa bırakıyor.

‘Ağaç yaşken eğilir’ bizim atasözümüz olabilir ama benimseyenler ve uygulayanlar kesinlikle İsveçliler. Çocuklarla gençlere verdikleri değer onlara yönelik tiyatroya ne kadar yatırım yaptıklarından belli. Eğitici, öğretici aynı zamanda da eğlendirici, farklı yaş gruplarına göre pedagojik olarak planlanmış çok ciddi bir çocuk tiyatrosu ortamı var. Rakam vererek somutlaştırmak gerekirse: 2012’de İsveç’te sahnelenen toplam 876 oyunun 212’si, yani yaklaşık dörtte biri, çocuk ve genç seyirci hedefliymiş. Bunların büyük bir kısmı bağımsız tiyatrolar tarafından sahnelenmekle birlikte, birçok devlet tarafından desteklenen tiyatronun da çocuk ve gençlik tiyatrosu departmanları var. 1970’lerde başlayan, çocukların da büyüklerle aynı saygıyı hakettikleri ve ciddiye alınmaları gerektiği temel fikrinin sahne sanatları alanında yankı bulmasıyla gelişip oturmuş bir sistem.

2-3 YAŞINDAKİ YUVA ÇOCUKLARI DA İZLEYİCİ

 ‘Blocks’
2-3 yaşındaki yuva çocuklarıyla birlikte, onların anlayacağı şekilde sözden ve öyküden çok beden diline, ışığa, dokunmaya, müziğe yoğunlaşan oyunlar izliyoruz. Farklı boyutlarda tahta bloklarla hayatlarını organize etmeye çalışan 3 palyaço karakterin oyunu ‘Blocks’, kelime tekrarlarıyla İngilizce de öğretiyor. Marmelatın nasıl bir şey olduğunu keşfe çalışan ‘Marmelat’, jöleyi herkese elleterek dokunarak tanıma hissine yoğunlaşıyor, tabii renkler, akrobasi ve yumuşak sirk müziği eşliğinde ilgiyi daim tutarak. 2-3 yaş grubu çocuklar konsantre bir şekilde izliyorlar, sıkılan, ağlayan olmuyor. Tabii bu yaş grubuna yönelik performanslar maksimum yarım saat. Çocuk oyunlarında farklı boy ve kiloda insan kullanımı, kadın-erkek oyuncu dengesinin gözetilmesi, iki cinsin de benzer sorumluluklar üstlenmesi gibi araçlarla ve seçimlerle, toplumsal cinsiyet ve eşitlik ve farklılıkların ötekileştirilmeden kabullenilmesine dair çok temel demokrasi fikirlerinin tohumlarının çok küçük yaşlarda atılmaya başlandığını gözlemliyorum.

80’LERDE İSVEÇ’TE ERGEN OLMAK

‘28 Şubat Gecesi’
Gençlere yönelik ve gençlerce kotarılmış modern dans performansları çok heyecan verici değil, çoğu öğrenci ya da yeni mezun işi gibi duruyor ve “bu filmi daha önce görmüştük” fikrini uyandırmaktan öteye gidemiyor. Hem gençlere hem de yetişkinlere yönelik 3 iş ise, farklı sebeplerden dolayı oldukça ilgimi çekiyor.
Bunlardan ilki, Stockholm’ün büyük ve önemli tiyatrolarından, sosyal sorumluluk projelerine verdiği önemle tanınan Riksteatern’in bir prodüksiyonu, ‘28 Şubat Gecesi’. 1986’da Olof Palme’nin öldürüldüğü geceden yola çıkıp 16 yaşlarında, babası polis, dünyanın sonunun yakın olduğuna inanan bir kızın gözünden 80’li yıllarda İsveç’te ergen olmayı işleyen oyun klasik, hatta biraz tahmin edilebilir bir metin aslında ama rejiyle dinamik ve yaratıcı bir boyut kazanmış. 80’lerde ergen olmuş herkesi etkileyecek detayları, estetiği, yaratıcı sahnelenişi ve oyunculuklarının gücüyle dikkat çekiyor.

UZUN ZAMANDIR İZLEDİĞİM EN İYİ PRODÜKSİYON

‘Acts of Goodness/İyilik Öyküleri’Diğer enteresan iş, daha çağdaş bir tiyatro anlayışını benimsemiş Göteburglu Backa Tiyatro’dan. ‘Acts of Goodness/İyilik Öyküleri’ son dönemlerde oldukça popüler olmaya başlayan belgesel tiyatronun iyi bir örneği olan oyun için Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden insanlarla konuşulmuş, yaptıkları bir iyiliği ya da onlara yapılan bir iyiliği anlatmaları istenmiş. Bunların arasından seçilen 3 öykü sahnede paralel bir biçimde işlenirken diğerleri ses bandı olarak veriliyor. Sade estetiği, öykülerin gerçekliği ve yoğunluğu, koreografik sahnelemenin etkileyiciliği, çok sağlam dramaturji ve abartısız oyunculuklar ‘Acts of Goddness’ı uzun zamandır izlediğim en iyi prodüksiyonlardan biri arasına sokmayı başarıyor.

EĞLENMEYİ BİLİYOR MUSUNUZ?
Son olarak Poste Restante grubu imzalı ‘The Economy of Pleasure/Hazzın Ekonomisi’ adlı performans bizi bizden alıyor çünkü interaktif işin oyuncuları da seyirciler. Bu tip şeylerden genelde hiç hoşlanmayan biz eleştirmenler arasından bile bayağı eğlenen çıkıyor. Konu bize komik gelebilir ama İsveçliler için ciddi bir meseleymiş: Nasıl eğlenilir? Çok çalışan ve kurallara bağlı, orta sınıf değerlerinin yüksek olduğu bir toplum olarak, eğlenmeyi bilmiyorlarmış. Performans, önce bir test yaptırıp eğlenmeyle ilgili zaaflarınızı tespit ediyor. Çok sorumluluk mu alıyorsunuz, eğlenmeyi hak etmediğinizi mi düşünüyorsunuz, yoksa eğlenmeyle ilgili hiçbir sorununuzun olmaması bazen bir problem mi teşkil ediyor? (Benimle birlikte Akdeniz, Balkan ve Güney Amerika ülkelerinden gelenlerin çoğu eğlenmeyle ilgili sorunu olmayanlar grubunda çıktı!) Karakterlere göre dörde bölünen seyirci/oyunculara sonra bu sorunlarını aşmaları için çeşitli egzersizler yaptırılıyor, bir gangster grubuna dahil olmaktan duvara votka bardağı fırlatmaya, karaoke yapmaya kadar. Müzikten egzersizlerin yapıldığı küçük odalardaki dekora her şey 80’lere ve 80’ler disko eğlencelerine ironik bakan nefis bir estetikle harmanlanmış. 2 buçuk saatin sonunda dumanlar eşliğinde maskelerle yapılan koreografili toplu dans herkesin bir nebze de olsa eğlenmeye dair bir şeyler öğrendiğini ve bu arada cidden, farketmeden de olsa eğlendiğini kanıtlıyor.

BİR ŞEKİLDE TÜRKİYE’YE GELSELER
İsveç Enstitüsü’nün davetlisi olarak gittiğim bu festivalden bana kalan, oldukça beğendiğim ve ayrıntılı yazdığım, bir şekilde Türkiye’ye de gelmesini umduğum bu üç oyun dışında, çocuk ve gençlere tiyatro anlamında da verilen değerin büyüklüğü oldu. İnsana verilen değerin belli olduğu, özellikle son yıllarda tiyatroyu bir eğitim ve gelişim aracı olarak değil bir tehdit olarak gören bir anlayışın hakimiyetinde bir ülkeden giden biri olarak özendim. Sadece çocuk oyunları oynayan tiyatrolar, devlet ve şehir tiyatrolarında iyi bütçeli çocuk ve gençlik tiyatrosu departmanları, ödenekli tiyatroların türlü çeşit tehdit altında olduğu günümüz ortamında büyük hayaller gibi dursa da, istenirse günün birinde gerçekleşebilir. Doğduğu andan itibaren, her yaşta insana saygı duymak ve değer vermekle başlarsak gerisi gelir.