Açıkhava'da 'Dead Can Dance' ayini

Açıkhava'da 'Dead Can Dance' ayini
Açıkhava'da 'Dead Can Dance' ayini

Fotoğraf: Muhsin Akgün

19 Eylül 2012, İstanbul'da Dead Can Dance konseriyle Leonard Cohen konserinin çakıştığı gün olarak tarihe geçti. Cohen'i dinlemiştik, dümeni heyecanla Dead Can Dance'e kırdık, pişman değiliz
Haber: MURAT MERİÇ / Arşivi

Açıkhava’da gördüğümüz, başlı başına bir ayindi. Bir yandan geçmişi hatırlattı bize zira Dead Can Dance, hayatımızın değişik dönemlerine eşlik etmiş bir topluluk. Çağrışımları farklı: Kimine göre cadı müziği, kimine göre ruhun arınmasını sağlayan bir gereklilik. ‘Baraka’ filminden uhrevî dizilerin jeneriklerine pek çok yerde karşımıza çıkan ezgilerini bu kez canlı dinlerken bambaşka boyutlarda gezindik.

İstanbul konseri, Avrupa turnesinin ilk ayağıydı. 16 yıl aradan sonra çıkan ilk albümün tanıtım turnesinde, bu kadar süre sonra, yine onları çok seven bir dinleyiciye çaldılar. Yeni albümün bütün şarkılarını canlı dinledik, ek olarak Dead Can Dance klasiklerine ses verdik. Israrlara rağmen ‘Cantara’ söylemediler belki ama ‘Rakim’den ‘The Ubiquitos Mr. Lovegrove’a sevdiğimiz özlediğimiz 19 şarkı çaldılar. Daha çalsalar dinlerdik ama bu bile onların ne kadar iyi bir grup olduğunu bir kere daha bize gösterdi.

Karşılıklı birbirimizi sevdik zira biz onları bırakmadık, onlar bizi. Üç kere bis’e çıktılar, son bis’te konser boyu konuşmayan Lisa Gerrard o tatlı sesiyle ve işvesiyle “İyi geceler” demeseydi daha çağıracaktık ama artık gitme zamanının geldiğini anladık, ısrarcı olmadık. Gece boyu sıkılmadık, su gibi aktı konser ve bir anda bitti. Saatimize baktığımızda iki saat geçtiğini fark ettik; gözlerimizle görmeseydik buna inanmazdık: Gördüğümüz, duyduğumuz o kadar iyiydi.

Lisa Gerrard’ı anlatmaya elbette gerek yok; yoldaşı Brendan Perry’yi de… Her ikisi de etkileyici sesleri, sakinlikleri ve tavırlarıyla bütün dinleyiciyi hipnotize etti. Yol arkadaşları, beş kişilik Dead Can Dance ekibi, sahnede birbirini öyle güzel tamamladı ki bütün konser tek falso vermeden tertemiz, ‘albüm gibi’ çaldılar. Arada söyledikleri rembetiko ‘Ime Prezakias’ı bağrımıza bastık, şarkının asıl sahiplerine bir selam çaktık.

Karşı kıyıda Leonard Cohen vardı, onu değil Dead Can Dance’i tercih ettik, mutluyuz. Şu cümleyi kuracağımı bana söyleseler inanmazdım, çok ayıplardım ama kurayım, kayıtlara böyle geçsin: Leonard Cohen’e iyi ki gitmemişiz.