Acılardan beslenen filmler

Türkiye'de zina konusu tartışılırken Mike Leigh, 'Vera Drake' adlı filmiyle izleyicisini kürtajın suç sayıldığı 1950'li yılların Londra'sına davet ediyor.
Haber: MEHMET BASUTÇU / Arşivi

VENEDİK - Türkiye'de zina konusu tartışılırken Mike Leigh, 'Vera Drake' adlı filmiyle izleyicisini kürtajın suç sayıldığı 1950'li yılların Londra'sına davet ediyor. Hamileliğe son vermek istemenin o devirde yarattığı toplumsal, hukuki ve ahlaki dalgalanmaları, taraf tutmamaya özen gösteren kamerasıyla anlatıyor. Bugün bakıldığında, asırlar boyu çekilen acıların, daha düne kadar yaşanan ve birçok ülkede hâlâ yaşanıyor olan korku, baskı ve suçluluk duygusunun anlamsızlığı apaçık ortaya çıkmakta. Ancak 'Vera Drake' insanı umutsuzluğa sürükleyebileceği kadar, geleceğe olan güvenini de pekiştirecek sağlamlıkta bir film. Gerçeklerden yola çıkan Mike Leigh, sıradan insanların sıradan öyküleri eşliğinde, ikiyüzlülüğü, sınıfsal uçurumları, adalet ve insan hakları konularındaki çifte standartları gözler önüne seriyor.
1861'den kalma kanun
'Vera Drake', ömrü boyunca iyi bir anne ve yardımsever bir insan olmaya çabalamış dar gelirli bir kadındır. Durmadan çalışır. Zengin evlerine temizliğe gider. Vera, hamile kalan genç kızlara, kendi deyişiyle,
'yardım' eder. Kürtaj değildir tam anlamıyla bu yaptığı. Sabunlu su şırınga ederek çocuk düşürmelerine yardımcı olur sadece... Ailesinden gizleyerek yardım eli uzattığı kızlardan biri hastanelik olunca polis yakasına yapışır. 1861 yılından kalma bir kanun maddesine göre suçludur Vera: İki buçuk yıl hapis.
Bir dönemi, o dönemin dekoru, renkleri ve zihniyetiyle perdeye taşımayı başaran Leigh, izleyicisini kahramanlarının acılarına ortak
ederken, siyah-beyaz yaklaşımlardan özenle uzak duran dikkatli ve duyarlı bir film gerçekleştirmiş.
Imelda Staunton'un 'Vera Drake' yorumunda sergilediği başarılı oyunculuğun altını ayrıca çizmek gerek.
İsrail sinemasının kalıplara sığmayan ismi Amos Gitai de genç kadınların sorunlarına, zaman ve mekan tanımayan acılarına başka bir açıdan eğilmiş. Bugün Ortadoğu'daki savaş ve terör gerçeği içinde bile sınırları rahatlıkla aşan beyaz kadın ticaretini çarpıcı bir filme dönüştürmüş.
'Promised Land' (Vaat Edilmiş Toprak) uluslararası mafyanın denetiminde yürütülen bu çağdaş köleliği, gerçeklere olabildiğince yakın kalmaya çalışarak anlatıyor. Sinemaya belgesel filmler çekerek başlayan Gitai, yedinci sanatın gerçekleri yücelterek nasıl daha çarpıcı ve gerçek kılabildiğini bir kez daha kanıtlıyor. Bireysel yazgılarla toplumsal yazgılar, bölgesel stratejilerle küresel stratejiler arasındaki ayrılmazlığa işaret ediyor...
İspanyol sinemasının, kökleri Şili'ye uzanan yaramaz çocuğu Alejandro Amenabar da, 'Mar Dentro' (İç Deniz) adlı filminde gerçek bir öyküden yola çıkarak başka bir acıyı, insanların yapabilecekleri en zor seçimlerden biri olan ötanazi temasını işliyor... İtalyan sinemasının iddialı adaylarından Gianni Amelio, 'Le chiavi di casa' (Kapının Anahtarları) filminde zihinsel özürlü insanların dünyasına eğiliyor...
Polonya asıllı İsviçreli yönetmen Greg Zglinski de 'Tout un hiver sans feu' (Ateşsiz Bir Kış) ile klasik ama sağlam bir sinema diliyle ruhsal acıların derinliklerine dalıyor. Çiftliklerinde çıkan yangında küçük kızlarını kaybeden genç çiftin kendilerini suçlayarak içine düştükleri bunalım, İsviçre'ye sığınan Kosovalıları derinden yaralayan çok daha farklı bir acının, savaş şiddetinin yarattığı bunalımlara koşut olarak seyirciye sunuluyor.
İnsanoğlunun değişik yörelerde, değişik zamanlarda ve değişik nedenlerle çektiği bireysel acıların toplumsal uzantıları, Venedik'teki Altın Aslan adayı filmlerin ortak teması olarak dikkati çekiyor. Jürinin bu konumda seçim yapması kuşkusuz kolay olmayacak. Kaldı ki, Marco Müller'in sürpriz film 'Binjip' ile Koreli Kim Ki-duk'u 22'nci aday yapıverdi. Wim Wenders'in, Im Kwon-taek'in, Hou Hsia-hsien'in ve Jonathan Galzer'in filmlerini de unutmamak gerekiyor...
Jüri, Venedik'te yaşanan farklı zenginlikler ortamında kararsız kalarak, popüler ile sanat sineması arasında kesişen yolları aramak riskine girebilir. O zaman da son söz, zor dengeleri yakalamaya çalışan sinema diplomasinin olacaktır.