'Acıya doğru yatıyorum'

2004 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde Öykü Ödülü'nü kazanan Temel Karataş'ın 'Yol Ağrısı' adlı kitabı Varlık Yayınları'ndan çıktı. Hayatın ortasından seçtiklerini öykülerine taşıyan Temel Karataş, yanıbaşımızdaki 'kaybedenler'i anlatıyor.
Haber: DERVİŞ ŞENTEKİN / Arşivi

İSTANBUL - 2004 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri'nde Öykü Ödülü'nü kazanan Temel Karataş'ın 'Yol Ağrısı' adlı kitabı Varlık Yayınları'ndan çıktı. Hayatın ortasından seçtiklerini öykülerine taşıyan Temel Karataş, yanıbaşımızdaki 'kaybedenler'i anlatıyor. Genç yazarla, sokağın zulasındaki kahramanlarını, okuyanda bir burukluk bıraktığı halde asla umutsuzluk taşımayan öykülerini konuştuk...
Ödül kazanmak ve ilk kitapla başlayalım...
Bir ilkin verdiği duygunun şiddeti ikincilerde, üçüncülerde yaşanabilir mi? Bu yanıyla tehlikeli olabilir işte. Her türlü duygunun ölçüsüzce vuku bulması, sağlam durmayı gerektirir. Şunu da söyleyebilirim: İkincinin gidişatı ilkine benziyorsa tezinden sıyrıl. Sıyrılamıyorsan tecrübe kazanamamışsın. Kendini bile tanıyamadan ortaya döküverdiğin, senden taşan duygusal açlıklar onlar. Ödül de, kendini sorgularken, senden daha tecrübelilerin 'olmuş' demesi gibi. İşinin kolaylaşması belki de -yoksa zorlaşması mı?- N'olursa olsun, memnun edici.
Yoksulluk, daha doğrusu hayatla dişe diş mücadele eden insanlar var öykülerinde...
Hayat, yalının balkonundan lüfere olta sallamak değil. Sırçaköşkten simitçiye bakarak onu tarif edemezsiniz. Az arkanızdaki mutfaktan gelen yemeğin kokusunu simide mal eder, köşkün rayihasını da simitçinin esansı zannedersiniz.
Sonra ortaya, esans almak için simit satan, abuk bir model çıkıverir karşınıza. Bu, edebiyatımızda da sıklıkla görebildiğimiz bir durum. Ha, tukaka mı ediliyor bunlar? Aksine, siz şu simitçiyi, işçiyi, şoförü, şu kokoreççiyi iyi bilir, bildiğiniz gibi de yazarsınız; hatta zaten 'o'sunuzdur. Birden köpürürler: Siz, bir fikre mensupsunuz ve yönlendirilerek yazıyorsunuz, bu nedenle de miadınız doldu. Sonra karşınıza, sizin simitçinin de bir hayatı olduğunu öğrendiğinde şaşkınlığa düşen ve bu yeni, heyecan verici keşifle onu sırçaköşkten bakarak yazanı karşınıza dikerler. Budur, derler, kalıcı olan, aslolan budur.
İşçiler, işsizler, seyyar satıcılar, şoförler... Nasıl bir birikimdir bu. Nereden tanıyorsun/ gözlemledin bunca insanı?
Münübüzcü Eko'yu, Berber Osman'ı, Esmerminyon'u, Baba Raşit'i... Ne bileyim, Balıkpazarı'ndan Kofana Cemil'le küfürleşmediniz mi hiç? Sokağın, fabrikanın, kamyonun, balık tezgâhının dili yabancı mı kimilerine? Yoksa siz varoşta büyümediniz mi? O zaman nereden bileceksiniz, Contravolta Sedo'nun marlboroyu çorabında zulaladığını...
'Yaratmak değil, varolanı aktarmak istiyorum. Aktarırken de duygu süzgecimden geçiriyorum, mantık değil' diyorsun...
Bu insanlar zaten var. Çalışıyor, geziyorlar. Âşık oluyor, kıskanıyor, madik atıyorlar... Yani yaşıyorlar. Her ölüme ağlanmıyor, her şakaya gülünmüyor hayatta. Çok ihtiyaç duymazsam bir karakter yaratmak için çabalamıyorum. Ama bazen tahayyül sınırını zorlamak gerekiyor. Duygu süzgecinden kastım şu: Dünya yıkılsa, yüreğimin bir yanına değmiyorsa yıkılırken onu hikâye etmem güç. Acıya doğru yatıyorum. Ama acıyı yüceltmek değil kastım. Bazen acılara palyaço kostümü de giydirebiliyorum. Kimi burnunu sıkar, kimi elbisenin altındakinin hiç de komik olmadığını görür.
Öykü tanımın nedir?
Öğretme kaygısı duymaksızın çok şey anlatandır öykü. An'ın yazınsal fotoğrafıdır ya da. O an ki, bazen üç-beş ömürdür. Hele yok saydığınız, horladığınız andan itibaren inadına aslolandır öykü. Bu soruyu fırsat bilerek, edebiyatı ve özelde öyküyü fantezi bir ürün olarak algılamadığımı, bu algılamanın da karşısında olduğumu söylemek isterim. Edebiyatın (öykünün) böyle algılanması halinde ortaya çıkan ürünler, kişisel bunalımları, kapanmayı, yapay (aslında öyle olmayan) kahramanları içermekten öte geçemiyor. Bu tür metinlerin, kalın kitaplar halinde öykü diye raflara sürülmesi, hatıra defterine yazılan anekdotların da pekâlâ öykü olduğu kanısını oluşturuyor kitlelerde. Sen yine yaz hatıra defterini, iç dökmelerini; ancak öykü demeyiver onlara. Yazı de, metin de... Ki birileri de çıkıp, edebiyat kirlendi, demesin.
Yol Ağrısı/Temel Karataş/Varlık Yayınları/80 sayfa