'Adanın sorunu çözümsüzlük'

'Adanın sorunu çözümsüzlük'
'Adanın sorunu çözümsüzlük'

Zeynep Yasa Yaman?a göre Kuzey Kıbrıs?ın öyküleri daha karanlık ve kapalı. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Kuzey ve Güney Kıbrıslı sanatçılar 'Küçük Kara Balığı' adlı sergide buluştu. Küratör Zeynep Yasa Yaman, 'Sorun adada ne zaman biteceği belli olmayan tanımsızlık, kimliksizlik... Adalı sanatçılarda Kıbrıslı olmalarından kaynaklanan bir kıstırılmışlık var' diyor
Haber: CEREN AKARDAŞ / Arşivi

İSTANBUL - Çocukluğunu kitaplar arasında geçiren herkes ‘farklılaşmanın farkını’ anlatan ‘Küçük Kara Balık’ı mutlaka okumuştur. Okudukça büyümek, büyüdükçe zincirlerimizden kurtulmak için bize gaz veren İranlı yazar Samed Behrengi’nin kitabı şimdi Kıbrıs’ın, daha doğrusu orada yaşayan sanatçıların anlatım biçimi oldu...
Büyük sergilerin ve bienallerin mekanı beş nolu Antrepo dün dört sergiyle birden Sanat Limanı adıyla açıldı. Sanat Limanı, antreponun üst katında önemli bir sivil birleşmeye evsahipliği yapıyor.  ‘Küçük Kara Balık’ın ana kucağından, baba ocağından ayrılarak dünyaya açılma hikâyesi, Rum’uyla Türk’üyle Kıbrıslı sanatçıların eserlerinde, ‘Küçük Kara Balığı Sergisi’nde canlanıyor. Akdeniz’in ‘Küçük Karabalık’ı Kıbrıs kabuklarını, yalnızlığını ve kim ne derse desin ada dışlanmışlığını dillendiriyor sanatçılarla. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren Akdeniz-Avrupa Sanat Derneği EMAA’nın Güney Kıbrıs’ta bulunan Kıbrıs Güzel Sanatlar Odası EKATE’yle birlikte projelendirdiği ve İstanbul 2010 avrupa Kültür Başkenti ile The Management Centre ve NGO Support Center’ın desteklediği sergi, 19 Temmuz’a kadar görülebilecek. Serginin küratörlüğünü Türkiye’den Zeynep Yasa Yaman, Kıbrıs’tan ise Antonis Danos üstlenmiş. Sergiyi Zeynep Yasa Yaman’la konuştuk.

Serginin çıkış noktası nedir? Kıbrıs mı yoksa daha genel bir tavrı mı var, ‘adalı olma duygusu’ gibi?
Aslında bu serginin anafikri Kıbrıs’ın kendisinden doğdu. Çünkü özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için bir kıstırılmışlık duygusu var. Uluslararası ilişkiler ya Türkiye ya da Rumlar Avrupa Birliği’ne girdiği için Rum kesimi üzerinden oluyor genellikle. Kendini özgürce ifade edip bu ifadeyi paylaşmakta zorlanıyorlar. Daha doğrusu şans bulamıyorlar. Değişik küratörlerin çağrısıyla, devlet desteğiyle ya da Rum veya Türk kesiminden birtakım sanatçıların işbirliğiyle sergilere katılıyorlar, dünyaya açılıyorlar ama bu özgür bir açılım değil. Bir adada oldukları için diğer karalar ve kıtalardaki politikaların aslında kendi üzerlerinde nasıl bir travma ya da rahatsızlık yarattığını böyle bir sergiyle göstermek ve duyurmak istediler. 

Kıbrıs’ın bir tarafı Avrupa Birliği’nin parçası. Diğer kesimi ise uluslararası düzeyde Türkiye dışında kimse tanımıyor. Bu durum iki kesim arasındaki sanatı ve sanatçıları nasıl etkiliyor?
Tabii her iki kesim de bu duruma tepkili, eleştirel bir gözle bakıyor, kendine göre yorumlamaya çalışıyor ama Kuzey Kıbrıs’ta bu ilişkisizlik, iletişimsizlik, belli bir coğrafyanın sınırları arasında sıkıştırılmışlık duygusu biraz da Türkiye Cumhuriyeti’ne yüklenmek şeklinde de tezahür ediyor. Yani Türkiye’nin politikalarının da biraz kendilerini kapalı bir toplum haline getirdiğini düşünüyorlar. İşlere de baktığınız zaman bunu hissediyorsunuz. Rum kesimi sanatçılarınınsa daha yukardan bakar bir havası var. İletişimsizliği, özgürlüğün kısıtlanmasını, siyasetin ilişkilere müdahale etmesini daha üst bir yerden görüyorlar. Onların daha çok odaklandıkları konu 1974 savaşı. İşlerin bütününe baktığımızda travmalar daha çok savaş üzerinden. Kuzey kesiminin öyküleri daha karanlık ve kapalı. Ortak noktaları çok olsa da dinler, yaşantılar gibi pek çok şey farklı. Bunların sonucunda hem farklıyız, hem ötekileştiriyoruz hem de ortak noktalarımız var fikri üzerinde çok duruyorlar. 

‘Küçük Kara Balık’ nasıl girdi devreye?
Kendi toplumuna tek başına karşı koyan ve yaşamını özgürleştiren cesur bir balık var ortada. “Mutlaka günün birinde ölümle karşılaşacağım. Benim için önemli olan, ölümüm ya da yaşıyor olmam değil, yaşamımın canlılar üzerinde bıraktığı etkidir.” diyor ‘Küçük Kara Balık’. Masalların söylemde değil yaşamda evrensel olan yanları var. Masallar ulusal olmayan bir düzlemde ortaklaşıyor. Başka bir öykü de seçilebilirdi ama bu masal adaya daha çok uyuyor. 

Kıbrıslı olmanın ne gibi zorluklarını görüyoruz eserlerde?
Rum kesiminin Avrupa’yla ilişkisi çok iyi, Türk kesiminin de iyi aslında. Sanatçılar sanat bakımından kıstırılmış değil aslında, kimseyi tanımıyor değiller. Kuzey Kıbrıs, Türkiye üzerinden de birçok ilişki kuruyor, Türkiye olmadan da ilişkileri var. Asıl sorun adada ne zaman biteceği belli olmayan bir çözümsüzlük, bir tanımsızlık, bir kimliksizlik...
Kıbrıslı olmalarından kaynaklanan bir kıstırılmışlığa sahip olmaları. Rumlar Lefkoşa’dan Türkiye’ye uçamıyorlar Atina üzerinden gelmek zorundalar. Uçabilir ama sonrasında başına gelecek pek çok şey olabilir. Bu durum toplumsal bir baskı ve ‘Küçük Karabalık’ gibi bir toplumsal dışlanmaya da neden olabilir. Tercih ettikleri bir şey değil. Daha birçok bilemediğimiz küçük küçük toplumsal baskılar elbetteki var. Ne kadar karşılıklı ilişkiler kurulsa da ait olunan bir toplum var. Türk kesimi için de böyle bir pasaportları var ama dünyanın hiç bir yerinde geçmiyor. Kendileri değiller, bir kimlikleri var ama sorunlu bir kimlik, seçtikleri değil politikalarının zorladığı bir kimlik ve bunların hepsi sergiye yansıyor.

Rum kesiminden ya da Türk kesiminden sergiye katılmak istemeyen yani “ben Rumlarla çalışmam” ya da “ben Türkler’le çalışmam” diyen sanatçılar oldu mu?
‘Siz biz’ meselesi hiç yaşamadık. Aksine, plastik sanatlar için söylüyorum, ilişki kurmayı önemsiyorlar. Rum kesiminin küratörü de şimdiye kadar devletin müdahil olmadığı sivil toplum örgütlerinin aracılığıyla, uzlaşılarak yapılan tek sergi olmasından mutlu. 

Sanatçıları nasıl seçtiniz?
Biz sanatçılardan dosya istedik ve dosyaları üzerinden gittik. Konseptle ilişkili işler olmasını önemsedik, politik olsun ya da olmasın demedik. Ama zaten masal sanatçının politik görüşünü ifade etmesine yardımcı olan bir şeydi. Küçük Kara Balık masalındaki bakış nasıl bir yol açıyorsa oradan ilerledik. Kendi sanatçı duyarlılığını ifade etme araçlarını iyi kullanan sanatçıları seçmeye çalıştık.

Sergiyi devam ettirmeyi düşünüyor musunuz?
Sergi daha sonra Selanik’te ve Rum kesiminde sergilenecek. Eğer becerebilirsek Ankara’da da sergilemek istiyoruz. Çünkü bu politikaları üreten bir merkezde bunu yapabilmek çok önemli. Politikacılara sanatçıların bu konuyu nasıl ele aldığını göstermek bu serginin zaten önemli bir parçası.


    ETİKETLER:

    Cunda