Adorno, Dali'yi sevmezdi

Adorno, Dali'yi sevmezdi
Adorno, Dali'yi sevmezdi
'Diyalektik İmgelem'i Avrupa tarihi üzerine en iyi kitap seçilen Martin Jay, 'Adorno sanatta aradığı mutluluk vaadini dışavurumculukta buldu' diyor
Haber: AYŞEGÜL SÖNMEZ - aysegul.sonmez@radikal.com.tr / Arşivi

Kültür eleştirmeni, tarihçi, Adorno uzmanı olarak anılan, Frankfurt Okulu çalışmalarıyla tanınan, ‘Diyalektik İmgelem’ kitabı Avrupa tarihi üzerine en iyi kitap seçilen Martin Jay, İstanbul’daydı. Yeni Yüzyıl Üniversitesi tarafından davet edilen Jay, iki gün boyunca Akbank Sanat ’ta konuşma yaptı. Jay’le Adorno’nun geçtiğimiz yüzyıl başında modern resme duyduğu şüpheyi konuştuk.
Akbank Sanat’ta yaptığınız ‘Özgün Olmamanın Damgasını Taşımak: Adorno’nun Sahicilik Eleştirisi’ başlıklı üzerine konuşmanızda, Adorno’nun sanat yapıtında bir mutluluk vaadi aradığını söylediniz. Bir resim ya da heykelde de aradığı bu mutluluk vaadi miydi?
Mükemmel bir soru. Adorno, müzik ve edebiyatla yakından ilgiliydi. Arkadaşı Walter Benjamin örneğin görsel sanatlarla, sinema , televizyon, fotoğraf ve resim üzerine yazıyordu. Fakat Adorno’da bunu göremiyoruz. Onun modern sanata ilişkin geniş bir işi yok. Sanat eserlerinin, yönetim altına alınmış dünyanın ütopyanın gerçekleştirilmesine engel olduğunu fark etmesini istiyordu. Bunu sosyal-realizmde bulamadı.
Yeni-objektifler (Neue sachlichkeit) de de?
Evet, onları da eleştiriyor. 1920’lerde bu işleri beğenmiyor. Tekrarcı buluyor onları. Otto Dix ya da Max Beckman’dan özellikle bahsetmiyor. Onlar hakkında yazısına rastlamıyoruz. Bir anlamda kendini onlarla belli bir mesafede tutuyor. Ama Adorno’nun dışavurumculukta, sanatta aradığı mutluluk vaadini bulduğunu söyleyebilirim. Dışavurumculuk, ona göre, modern insanın yaşadığı acıyı ifade edebiliyordu. Arkadaşı Walter Benjamin örneğin Blau-Reiter hayranıydıydı ve Kandinsky’nin. Benjamin, Kandinsky’nin renkle ilgili deneyleri karşısında çok heyecanlanıyor ve bir makale yazıyor. Adorno’nun hiçbir ressam için heyecanlanıp bir makale yazdığını görmüyoruz.
Bugün çağdaş sanatın sürekli ona referans vermesi boşuna değil... Sizce bunun nedeni nedir?
Evet, onun söyledikleri sanat kuramları açısından günümüzde çok belirleyici. Adorno, müzikle yakından ilgileniyor. Schoenberg’i savunan biri olduğu için zamanı geçmiş müzik formlarının yerlerini terk etmesini destekliyordu. Adorno’nun müzik konusunda yazdıkları bugün çağdaş sanat teorisine uygulanıyor. Çok az bildiklerimizden biri Adorno’nun Marcel Duchamp’ı da kurumsal bulduğu. Eleştirel bir şekilde sürrealizmden bahsediyor. Benjamin, sürrealizm ve dadadan etkilenirken Adorno bu akımlarla ilgili şüphe duyuyor. Onların farklı imgeleri, hazırlarla, hazır olmayanları karıştırmalarından öznellik çıkmayacağını düşünüyor Benjamin’in aksine...
Freud’u çok sevmesine ve onunla ilgilenmesine rağmen sürrealistlerin onu yanlış yorumladığını düşünüyor. Dali’ye de sevmiyordu en az Breton’u sevmediği kadar...
Peki sizin ‘Down Cast Eyes’ kitabınız, Bataille gibi Fransız filozofları üzerine. Almanlardan Fransızlara nasıl geçtiniz?
Ben farklılıklarla ilgileniyorum ve elbette belli ortak noktalarla. O dönemin dünyası çok kozmopolit bir dünya ama aynı zamanda da taşra. Bazı ortak eğilimler var ama birçok şey de bilinmiyor.
Bugün mesela biz bu küreselleşme yüzünden her şeyi biliyoruz, ama aslında hiçbirini tam olarak bilemiyoruz...
Çok haklısın. Benim Berkeley’deki öğrencilerim tam da bu senin söylediğin şey yüzünden boğulduklarını ifade ediyorlar.
Peki ama nereden başlamalı, kimi iyi bilmeli? Bu yüzyılı daha iyi analiz etmek için, Freud’u mu?
Öğrencilerime söylediğimi tekrar edeyim. Bir daire. Ortadan giriyorsunuz. Zaten var olan bir konuşmanın içine girmek gibi düşünün. Önce duyuyoruz bir konuşmayı bir anlam veremiyoruz. Ama sonra dinledikçe anlıyoruz. Bir araya getiriyoruz bazı şeyleri... Yazıyoruz ve ustalaşıyorsunuz böylelikle. Hiçbir zaman her şeyi bilemezsiniz. 40 yıldır bunun için uğraşıyorum. Öyle tek bir de figür yok iyi bilinmesi gereken. Herkesin kendi figürü var. Sizin için önemli anahtar figürler, Heidegger olabilir, Adorno olabilir. Onları okursunuz ve sorular belirir. Sorularınıza cevap alırsınız ve biraz daha okursunuz... Benjamin ve Adorno’da derin bir kapasite vardır. Heidegger, Nietzsche, Derrida önemli figürler... Ne dediklerini anlamak için alışırsınız ve zengindirler, defalarca okuyup farklı yorumlar yapabilirsiniz. Sorularınıza daima cevap verirler.

Foucault’ya Adorno’yu tanıttı
“1960’larda Marksizmin bilinmeyen boyutunu keşfettik. Marksist hümanizm,
varoluşçu Marksizm, Batı marksizmi... Bu bir öğrenme süreciydi. Foucault, mesela, Frankfurt Okulu’nu tanımıyordu. Adorno’yu, 1970’lerin ortasında benim kitabımın
Fransızca baskısından öğrendiğini söyledi.”


    ETİKETLER:

    Sinema

    ,

    Dünya

    ,

    Marksizm

    ,

    sanat

    ,

    kitap